Türkiye’nin nüfus artış hızındaki düşüş, son günlerde statükonun "milli güvenlik" ambalajlı teknik bir tartışmasına hapsedilmek isteniyor. Ancak bu rakamsal kaygının ardında ıskalanan —veya kasten gizlenen— bir hakikat var: Ortak bir edep ve şuurdan mahrum, sadece sayısal olarak çoğalan bir yığın, bekayı kurtarmak bir yana, bizzat o bekayı kemiren bir iç felakete dönüşebilir.

Taceddin Kutay'ın, geçtiğimiz günlerde Akşam gazetesinde kaleme aldığı yazısında, Salvador de Madariaga’nın "milletlerin karakteri" analizinden hareketle hayati bir teşhis koyuyor: Türk’ü bir millet kılan asli hassa "edep"tir. Kutay, Türk’ün her zerresinde —oturmasında, kalkmasında, ibadetinde ve hatta eğlencesinde— edep aradığını hatırlatırken, bizi biz yapan bu "müşterek edep kanonu"nun sarsılmasının asıl tehlike olduğuna işaret ediyor.

"Edep" yoksa, nüfus sadece "Toplumu Çürüten" bir yüktür

Kutay’ın bu tespiti, bugünkü "çocuk yapın" çağrılarının içindeki derin boşluğu yüzümüze çarpıyor. Eğer bu topraklara hizmet ve katkı üretme gayesiyle teşekkül etmemiş; edebi, ölçüsü ve milli karakteri olmayan bir nesil yetiştiriliyorsa, bu sadece "sayısal bir kalabalık" değil, memleketin öz sermayesini içeriden çürütecek bir istila gücüdür.

Bizden istenen, kapitalist çarkların dönmesi için "ucuz üretici ve tüketici" olacak bir homo economicus sürüsü müdür, yoksa tarihin akışını değiştirecek bir İslam gençliği nesli mi? Eğer gaye sadece nüfusu artırmaksa, bu çağrı; ruhsuz, gayesiz ve sadece mide ile cüzdan arasına sıkışmış bir kalabalığa davetiye çıkarmaktan başka neye yarar?

Görüş: Satılmış ruhların davet ettiği işgal!
Görüş: Satılmış ruhların davet ettiği işgal!
İçeriği Görüntüle

Eğitim sistemi: Memlekete kar getirmeyen ifsad nesli

Bugün ülkenin feci eğitim sistemi içerisinde nesiller; yozlaşmanın, ahlaksızlık bataklığının ve Batı’ya gönüllü köleliğin kucağına itilmektedir. Memleketine zerre faydası dokunmayan, aksine kendi değerlerine diş bileyen bir nesil yetiştirmek, aslında bu milletin kendi celladını elleriyle beslemesi demektir.

Kutay’ın deyimiyle; "Kervanın taşıdığı yükün kıymeti develerin küfesinde belli olur." Eğer o küfenin içi edeple, ahlakla ve aksiyon ruhuyla doldurulmamışsa, eşeklerin heybesindeki sayısal kalabalığın (nüfusun) hiçbir hükmü yoktur. Edepsiz bir kalabalık, düşman işgalinden daha tehlikeli bir "sermaye çürümesi" yaratır.

Ahlak ve edep ihtilalinin zaruriyeti

Biz bizi millet yapacak olan "edep" hassasına vurgu yapmak yerine, sadece "sayı" üzerinden bir bekâ hesabı yapmaya devam edersek, yarın "biz" diyecek bir irade bulamayacağız.

Henüz bu meseleyi dert edinen, "edep" hırkasını namusu bilen son jenerasyon ayaktayken asıl kavga bu sahada verilmelidir. Sayısal artış talebi, bir ahlak ve eğitim ihtilaliyle desteklenmediği müddetçe; sadece Batı’nın hayat tarzına köle, kendi vatanına yabancı ve sadece tüketmeye ayarlanmış bir "güruh" peydahlatacaktır. Türkiye'nin ihtiyacı olan, kuru bir kalabalık değil; Kutay'ın işaret ettiği o kadim edep zemininde yükselen, şahsiyetli nesildir.