Memleketin dört bir yanından yükselen cinnet feryatları, Kemalist rejimin ferdin ruhunu nasıl tarumar ettiğini göstermektedir. Bu vakalar rejimin elinde ruhu iğdiş edilmiş "modern vahşi"nin suçüstü halidir:
-
Manisa Turgutlu'da 28 yaşındaki Ö.C. isimli şahsın, boşanma aşamasındaki eşinin baba evini basarak gerçekleştirdiği katliam, sadece bir öfke patlaması değildir. Kayınpederini, kayınvalidesini ve eşinin kardeşini gözünü kırpmadan kurşuna dizen bu figür; "aile" mefhumunu koruyacak manevi kalkandan mahrum bırakılan, "hakkı" sadece kendi nefsinde arayan bir neslin sembolüdür. Rejim, aileyi tahkim etmek yerine "batılılaşma" uğruna kadını ve erkeği birbirine hasım eden bir hukuk anlayışını dayattıkça, bu kanlı sahneler artarak devam edecektir.
-
Aksaray’daki bir evde beraberce yemek yendiği esnada çıkan "laf atışması"nın saniyeler içinde bıçaklı bir infaza dönüşmesi, cemiyetin nasıl bir sinir krizi eşiğinde olduğunu belgeler. Bereketin ve ülfetin mekânı olan "sofra", bu düzende bir "kan gölüne" dönüşebiliyorsa; o toplumda asgari bir terbiye ve insanlık kalmamış demektir. "İnsanı" sadece midesinden ve maddi ihtiyaçlarından ibaret gören materyalist eğitim sisteminin iflası, işte bu mutfak bıçağı darbelerinde gizlidir.
-
Osmaniye’de 17 yaşındaki iki gencin bir tartışma uğruna önce birbirlerini, sonra kendilerini yok etmesi, rejimin "gelecek" vizyonunun bir tabutluktan ibaret olduğunu kanıtlar. Canın değerinden ve sabrın erdeminden mahrum yetiştirilen gençler, ruhlarındaki boşluğu şiddetle doldurmaktadır. Eğitim sistemi, bu "barut fıçılarını" kendi elleriyle imal etmektedir.
-
İzmir’de bir kadının, sevgilisinin 18 yaşındaki oğlu tarafından öldürülmesi... "Modern hayat" ve "çağdaş özgürlükler" maskesiyle meşrulaştırılan, gayrimeşru ve köksüz ilişkiler ağının vardığı nokta, toplumsal dokunun nasıl bir lağım çukuruna döndüğüdür. Rejim, mahremiyeti ve iffeti "gericilik" olarak yaftalayıp tasfiye ettikçe, bu sapkınlık sarmalı can almaya devam edecektir.
İnsanı "eşref-i mahlukat" kılan terbiye sistemini rafa kaldıran, adaleti "Kısas"tan koparıp laik metinlere hapseden bu düzende, vahşet bir "karakter" haline gelmiştir. Ruhun çekildiği yerde geriye sadece hayvanî bir hayatta kalma dürtüsü kalır.
İFSADIN KARAKTERİ: "ÇAĞDAŞLIK" MASKELİ LAĞIM
Rejimin "çağdaşlaşma" projesi, sokakları, yurtları ve toplumsal alanları birer ifsada sürüklenme merkezine çevirmiştir:
- Bakırköy, Esenyurt, Fatih ve Avcılar merkezli yürütülen geniş çaplı operasyonlar, onlarca kadının ve müfsitlerin yakalanması... Bu tablo, rejimin ekonomik ve sosyal çöküşünün ahlaka vuran "arz-talep" yansımasıdır. Batı'nın kokuşmuş değerlerini "hürriyet" diye pazarlayanlar, bu bataklığı bizzat inşa etmiş, namusu "kamusal alan"dan kovmuştur.
-
İzmir Çiğli'deki bir kız yurdunda yaşanan "uygunsuz hareketler" ve disiplin soruşturmaları... Devletin ve ailelerin en büyük emaneti olan gençliğin, mukaddesat şuurundan yoksun bırakıldığında nasıl savrulduğunun resmidir. Genç dimağları manevi bir disiplin yerine "başıboşluğa" sevk eden sistem, bugün kendi elleriyle inşa ettiği harabeleri seyretmektedir.
İffet ve haya duvarlarının laiklik adına yıkıldığı yerde, ne namus emniyeti kalır ne de toplum huzuru. Mesele üç-beş baskınla temizlenecek bir mesele değil; bizzat bu ifsadı "hayat tarzı" olarak dayatan zihniyetin kökten reddedilmesi davasıdır.
EMANETİN ZAYİİ VE SİSTEMİK TALAN: HARAMZADELERİN SALTANATI
Kamusal alanın ve halkın rızkının nasıl bir yağma alanı haline getirildiğine dair haberler, rejimin kurumsal çürümesini belgeler:
-
İmar ve ruhsat usulsüzlüğü operasyonları, makam koltuklarının "hizmet" değil, "vurgun" kapısı olarak görüldüğünün ispatıdır. Halkın parasıyla kurulan bu laik bürokrasinin, halka karşı nasıl bir "talan şebekesi" haline geldiğini gösteren bu usulsüzlükler, "halka rağmen halkçılık" maskesinin düştüğü andır.
-
Halkın en temel rızkı olan et arzını kasten durdurup fiyatları manipüle eden Ankara'daki 30 kişilik şebeke... İnsanların kursağına gidecek lokmayı bile bir "spekülasyon" aracı gören bu zihniyet, materyalist-kapitalist rejimin en sadık, en gaddar evladıdır. "Kâr" putuna tapan bu modern eşkıyalar, halkın açlığı üzerinden servet biriktirmektedir.
-
Antalya’da piyasaya sürülmek üzereyken yakalanan tonlarca tarihi geçmiş ve bozuk sucuk/et ürünü... Helal-haram ölçüsünün kaybolduğu bir düzende, bir tüccarın kendi cebi için toplumun sağlığına (canına) kastetmesi, sistemin bizzat teşvik ettiği "haramzadeliğin" meyvesidir.
-
Kahramanmaraş’ta zor durumdaki vatandaşın kanını emen tefecilere yönelik operasyonlar... Faizi ve sömürüyü meşru kılan bu sistemde, tefecilik sadece bu sömürünün "kayıtsız" halidir. Faiz lobileriyle ayakta duran bir rejimin, "küçük tefecileri" kovalaması ise tam bir tiyatrodur.
"Emanet" şuurunun yerini "materyalist hırsın" alması, laik-seküler hukuk anlayışının rüşveti sadece "teknik bir hata" görmesinin neticesidir.
Bu yığınla hadiselerle de görüyoruz ki, yama tutmayan bu Batıcı düzenin artık miadını doldurduğu ve bir çöplüğe dönüştüğü apaçık görülmektedir. Bu milletin ruh köküne aykırı her hamle, cemiyet bünyesinde işte böyle zehirli birer irin olarak dışa vurmaktadır.
Mevcut nizam, hayatı tanzim etmeye çalışma vazifesini tamamen yitirmiştir. Kanunlar korumuyor, eğitim eğitmiyor, ekonomi doyurmuyor. Çözüm; bu kokuşmuş "rejim çöplüğünü" bütünüyle tasfiye ederek, eşya ve hadiseyi mutlak fikrin ölçüleriyle (İslam'ın emirleriyle) yeniden tanzim edecek olan o büyük nizamı ikame etmektir.
Baran Dergisi