Gökhan Özcan’ın Yeni Şafak’taki köşesinde ele aldığı meseleler, modern insanın içine düştüğü o büyük zihinsel kuşatmayı ve kendi hayatına yabancılaşma sürecini çarpıcı bir şekilde gözler önüne seriyor. Günümüzde birey, duygularından tepkilerine, yönelimlerinden en mahrem düşüncelerine kadar her şeyin aslında kendisine mi ait olduğu, yoksa devasa bir etkileşim ağının dayatması mı olduğu sorusuyla karşı karşıya. İnsan tekinin kendi öz muhakemesinden süzüp çıkardığı fikirlerin yerini, kitlelere hazır paketler halinde sunulan "kodlanmış roller" almış durumda. Bu durum, özgürlüğün en temel şartı olan "kendi acısını taşıma ve kendi sessizliğini seçme" yetisini elimizden alarak, bizi başkalarının kurguladığı bir tiyatronun şuursuz figüranlarına dönüştürüyor.

Akvaryumun Duvarları ve Standartlaşan Hayatlar

Yeni teknoloji çağının sunduğu bu illüzyon, insani hasletlerimizi bizden teker teker koparıp alıyor. Durup dinlenmeye, içimize dönüp kendimizi dinlemeye fırsat bulamadığımız bu hızlı akışta, sürekli başkalarının hayatlarını taklit etmeye ve onlara benzemeye çalışıyoruz. Hayatların bu denli tek tipleşmesi, insanın o biricik varoluşunu zedeliyor. Özcan'ın "akvaryumda yaşayan balık" metaforunda olduğu gibi, zihnimizin dört bir tarafı dijital duvarlarla çevriliyor ve suyun bittiği yerin ötesini hayal edemez hale geliyoruz. Oysa insanı diğer canlılardan ayıran, o duvarları aşabilme potansiyeli ve kendisine "Ben kimim?" sorusunu sorabilme cesaretidir. Bugün bu derin sorunun yerini, sistemin harladığı hayvani ihtiraslar ve bitmek bilmeyen tüketim arzusu almış görünüyor.

Hakikatin Kaybolan Renkleri

Hamaney Sonrası Yeni Ortadoğu: Türkiye Bu Fırtınada Nerede Duracak?
Hamaney Sonrası Yeni Ortadoğu: Türkiye Bu Fırtınada Nerede Duracak?
İçeriği Görüntüle

Modern dünya, Ivan Illich'in de vurguladığı üzere acıyı bile endüstrileştirip bir hapla ya da bir eğlenceyle geçiştirirken, insanı "olma" halinden koparıp sadece "yapma" ve "tüketme" döngüsüne hapsediyor. Bugünün zihinsel renk kataloğunda siyahla beyaz arasında neredeyse başka renk kalmamış gibi görünüyor; oysa hakikat, bu iki kutup arasındaki o uçsuz bucaksız gri alanlarda ve insanın sonsuz ihtimalleri arasında gizlidir. Hazır fikirlerin kendi insanını ürettiği bu düzende, zihninin dört tarafı duvarlarla çevrili bir akvaryumda yaşamak, insanı kendi öz muhakemesinden ve biricik sesinden mahrum bırakıyor.

İnsan, fiziki açıdan sınırlansa bile hayal gücüyle o duvarların ötesine geçebilecek bir potansiyele sahiptir. Gökhan Özcan'ın dikkat çektiği asıl tehlike, insanın bu kabiliyetinden tamamen vazgeçmesi ya da buna alıştırılmasıdır. Eğer insan olmaktan vazgeçmeyeceksek, önümüze konulan kısıtlı seçeneklerin dışına çıkmak ve kitlelere öğretilen o sahte duygulardan sıyrılmak zorundayız. Gerçek bir çıkış yolu, ancak zihnin bu görünmez duvarlarını fark etmek ve kodlanmış rollerin ötesindeki o asıl menzile talip olmakla mümkündür.