Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un geçtiğimiz hafta Hindistan'a gerçekleştirdiği son ziyaret, küresel jeopolitiğin hızla dönüştüğü ve ittifakların yeniden tanımlandığı dönemde kritik bir eşiği temsil ediyor. Bu ziyaret, Hindistan'ın önce Avrupa Birliği (AB) ile Serbest Ticaret Anlaşması (STA) imzalaması, ardından ABD ile 'karşılıklı ticaret konusunda geçici bir çerçeve' üzerinde uzlaşmasının hemen sonrasına denk gelmesi bakımından stratejik zamanlamaya sahiptir. Batı ile Hindistan arasındaki bu yoğunlaşan trafik, aslında Yeni Delhi'nin Rusya ile olan tarihsel bağları nedeniyle Washington'dan gördüğü yoğun baskı kampanyasının gölgesinde şekilleniyor. Macron'un ziyareti, bu karmaşık tabloda Hindistan için hem bir nefes alanı hem de stratejik özerkliğini pekiştirme aracı olarak okunmalıdır.

Batı-Hindistan ilişkileri

Ziyaretin öncelikli bağlamı, iki 'orta güç' olarak tanımlanan Fransa ve Hindistan'ın küresel türbülansa verdiği yanıt niteliğindedir. Hindistan, son zamanlarda ABD'nin Donald Trump yönetimi altında uyguladığı gümrük vergisi baskıları ve Rus petrolüne yönelik yaptırım tehditleri karşısında ekonomik ve stratejik seçeneklerini çeşitlendirme yoluna gitmiştir. ABD ile imzalanan ticaret çerçevesi, Yeni Delhi için 'orta yol bulma anlaşması' niteliği taşısa da içeriğinin Washington lehine ağır bastığı ve Hindistan'ın Rusya ile enerji bağlarını denetleyen Beyaz Saray radarına tabi kılındığı görülüyor. Bu noktada Fransa, Hindistan için ABD'nin zorlayıcı üslubuna karşı daha 'hassas' ve 'koşulsuz' bir Batılı ortak olarak öne çıkıyor.

Rusya'ya karşı Batı tercihi

Yeni Delhi için bu süreç, geleneksel 'bağlantısızlık' politikasından 'çoklu hizalanma' stratejisine geçişin somut bir göstergesidir. Hindistan, bir yandan Rusya ile olan ve yaklaşık 10 yıl daha sürmesi beklenen askeri platform bağımlılığını yönetmeye çalışırken diğer yandan Batı'nın sermaye ve yüksek teknolojisine olan ihtiyacını karşılamayı hedefliyor. Rus petrolü ithalatındaki düşüş, sadece siyasi baskıdan değil aynı zamanda Brent ve Ural petrolleri arasındaki fiyat farkının azalmasından kaynaklanan pragmatik bir tercihtir ancak Hindistan, Rusya gibi 'eski ve güvenilir bir dostu' tamamen terk etmeden, Batı ile ilişkilerini 'stratejik riskten kaçınma' mantığıyla güçlendirmeye çalışıyor.

Rafale anlaşması

Macron'un Hindistan ziyaretinin en somut çıktısı ve ses getiren unsuru, Hindistan'ın 114 adet ilave Rafale savaş uçağı alımı için verdiği onaydır. Yaklaşık 40 milyar dolar değerindeki bu devasa paket, Hindistan'ın bağımsızlık tarihinin en büyük askeri alımlarından biri olarak kayda geçmiştir ancak bu alımı sadece bir silah tedariki olarak okumak eksik kalacaktır. Fransa, Rusya ve ABD'nin aksine, teknoloji transferi ve 'Hindistan'da Üret' (Make in India) vizyonuna en açık desteği veren ülke olarak biliniyor.

11. Yargı Paketi'nde cinsiyet düzenlemesi
11. Yargı Paketi'nde cinsiyet düzenlemesi
İçeriği Görüntüle

Bu noktada Rafale alımı, hem havacılık ekosisteminde Fransız havacılık şirketi Safran'ın Hindistan'da kuracağı motor montaj hattı gibi 'ortak tasarım ve üretim' aşamasına geçişi simgeliyor hem de bölgesel siyaset açısından Hindistan Hava Kuvvetlerinin azalan filo gücünü takviye etmeyi hedefliyor. Sonuç olarak Fransa, Hindistan için 'hiçbir siyasi koşul veya kullanım kısıtlaması dayatmayan' en güvenilir tedarikçi konumuna yükselmiştir. Bu durum, Fransa'nın Avrupa'yı ABD yapımı F-35 bağımlılığından kurtarma ve stratejik özerklik oluşturma hedefiyle de örtüşüyor.

Anlaşmanın olabilirliği

Tüm bu tabloya rağmen anlaşmaların uygulanabilirliği noktasında ciddi riskler bulunmaktadır. Fransa ve Hindistan arasında 114 uçaklık benzer bir proje, 2010'lu yılların başında yerel üretim garantileri konusundaki anlaşmazlıklar nedeniyle çökmüştü. Ayrıca, bu devasa alımların Hindistan'ın Rusya ile ilişkilerini zayıflatma riski taşıdığı ve bunun da Yeni Delhi'nin manevra alanını daraltabileceği de değerlendiriliyor. Özellikle ABD'nin CAATSA yaptırımları konusunda Hindistan'a yönelik 'göz yumma' politikasını sonlandırıp sonlandırmayacağı, bu sürecin en büyük belirsizliğidir. Ayrıca Rafale tarzı büyük alımların, bölgede başta Pakistan ve Bangladeş gibi ülkeler nezdinde güvenlik ikilemini tetiklediğini de unutmamak gerekir.

Sonuç olarak Macron'un ziyareti, sadece ticari bir girişim değil çok kutuplu bir dünya düzenine gidildiği tartışılan bugünlerde Hindistan ve Fransa'nın riskleri azaltıp kendi pozisyonlarını güçlendirme çabasıdır. Eğer bu teknoloji transferi ve ortak üretim vaatleri hayata geçerse Hindistan, sadece bir silah pazarı olmaktan çıkıp küresel savunma sanayisi oyuncusuna dönüşebilir. Ancak Trump dönemi belirsizlikleri ve bölgedeki jeopolitik gerilimler, bu iddialı ortaklığın önündeki en büyük sınavlar olarak kalmaya devam edecektir.

Dr. Hayati Ünlü, Anadolu Ajansı