Kocaeli’nin Derince ilçesi, 28 Şubat zihniyetinin karanlık dehlizlerinden fırlamış bir zorbalığa şahitlik etti. Cumhuriyet İlkokulu’nda görev yapan ve öğretmenlik sıfatını küfür yobazlığına bir maske olarak kullanan Gülşen Ö. isimli şahıs, 10 yaşındaki bir kız çocuğunun iman şuuruna ve iffetine alçakça saldırdı.
Hadise, Ramazan-ı Şerif’in manevi ikliminde vuku buldu. Henüz 10 yaşında bir 3. sınıf öğrencisi kız çocuğu, bu mübarek ayın bereketiyle ilk orucuna niyetlendi. Bu saf ve temiz niyetini, İslam’ın izzetli nişanesi olan başörtüsüyle taçlandırmak isteyip büyük bir heyecanla okulun yolunu tuttu. Ancak o okulun kapısından içeri girdiğinde, kendisini sevgiyle karşılaması gereken bir öğretmen yerine, onun değerlerine kin ve nefret kusan bir 28 Şubat artığı tarafından karşılandı.
Sınıfa başörtüsüyle giren öğrenciyi görür görmez adeta cin çarpmışa dönen Gülşen Ö., kız çocuğunu sınıfın dışına itti. Bir çocuğun ruh dünyasında derin yaralar açacağını bile bile sergilenen bu tavır, 28 Şubat’ın o meşhur "ikna odaları" zihniyetinin ilkokul sıralarına kadar bugün nasıl sızdığın ve varlık gösterdiğini bir kez daha belgeledi.
Olayın en adi boyutu ise, bu laik yobazın müdahale sırasında kullandığı kibirli ve nefret dolu ifadelerdir. Küçük yavruyu sarsarak, “Ben sevmiyorum. Saçını aç, türbanını çıkar. Dışarıda takarsın” diyerek küstahça parmak sallayan bu ifrit, bu milletin topyekûn değerlerine karşı savaş açmıştır. Velinin okula gelmesi sonrası yaşananları teyit eden yüzsüz öğretmen "Benim sınıfımda takamaz" diyerek yaptığı adice düşmanlık yetmezmiş gibi üstüne tehditkarca karşılık vermeye kalktı. Mağdur kız çocuğunun velisi yetkililerden derhal öğretmene işlem yapılmasını talep etti.
Bu toprakların mayası İslam ile yoğrulmuşken, devletin maaşını bu milletin cebinden kuruşu kuruşuna alan bir memur, hangi cüretle Allah’ın emrini kendi "kişisel zevkiyle" tartmaya kalkar? Senin neyi sevip sevmediğin, bu milletin evladının başındaki örtünün bir tek zerresi kadar bile kıymetli değildir! Bu "Ben sevmiyorum" ifadesi, aslında laik-kemalist elitlerin halkı kendi mülkü, devleti de kendi babasının çiftliği sanan o marazi psikolojisinin bir tezahürüdür. Sen eğitimci misin, yoksa sınıfta kendi yobaz zihniyetini çocuklara dikte eden bir zorba mısın? 28 Şubat artığı zihniyetlilerin bu topraklarda barınacak tek bir dakikaya bile hakkı yoktur.
Velilere "din ayarı" vermeye kalkan oruç hazımsızı laik yobaz öğretmen
28 Şubat artığı zihniyet, bu defa da oruç hazımsızlığı üzerinden kendini belli etti. Bir öğretmen bozuntusu, öğrencisinin oruç tutmasından rahatsızlık duyarak velilere parmak salladı. Olay, bir öğretmenin veli grubuna gönderdiği hadsiz mesajla patlak verdi. Mesajında, “Birkaç öğrenci iki gündür beslenme getirmiyor. Umarım 2. sınıf öğrencisine oruç tutturmuyorsunuzdur” diyerek söze başlayan bu şahıs, aslında çocukların sağlığını değil, kendi içindeki İslam nefretini kustuğunu gösterdi. Ramazan ayının o manevi ikliminden ve Anadolu’nun çocuklara orucu sevdirmek için asırlardır uyguladığı "Tekne Orucu" irfanından zerre nasibini almamış bu mankurt, ibadeti "aç kalmak" seviyesine indirgeyerek cehaletini sergiledi.
Bu topraklarda çocuklar, sahurun bereketini ve iftarın neşesini anne-babalarının dizinin dibinde öğrenirler. Bir öğretmenin vazifesi, çocuklara değerlerini sevdirmek onları manevi ve ahlaki eğitim vererek doğru ve güzel şekilde yetiştirmek ve dersini anlatmak iken; velinin çocuğuna verdiği İslam terbiyesini sorgulamak ya da bu terbiyeden "vazgeçilmesini" talep etmek değildir. “Bunlar henüz çocuk, eğer böyle bir niyetiniz varsa lütfen vazgeçin” ifadesi, kendi çocuklarına nasıl yetiştireceğini öğretmeye kalkan alçak ve hadsiz bir harekettir.
Haddini bilmezliğin zirve noktalarından biri ise, bu küfür yobazının veliye İslam adına ders vermeye kalkışmasıdır. Mesajın devamında sarf edilen, “En büyük sevap çocukların en iyi şekilde beslenebilmesini sağlamak. Ayrıca oruç tutmak insanın yetişkin olduğunda verebileceği bir karar olmalı” cümleleri, laik azgınlığın ne boyuta ulaştığını göstermektedir.
Sen kimsin? Müftü mü, fıkıh alimi mi yoksa bir İslam düşmanlığına kılıf uyduran bir 28 Şubatçı mı? Allah’ın emrettiği ibadeti kendi dar aklınla tartıp neyin "en büyük sevap" olduğuna karar verme yetkisini nereden alıyorsun? İbadeti "yetişkin kararı" diyerek ertelemeye çalışmak, aslında o çocuğu maneviyattan tamamen koparıp senin o kof, ruhsuz ve seküler dünyana hapsetme projesidir. Ajitasyon yapmaya kalkarak kendi karanlık zihniyetini Müslüman çocuklarına dayatmaya kalkma sinsiliğini yemezler.
Müslüman Anadolu halkının vergileriyle maaş alan bir memurun, o halkın inancına "çağ dışı" muamelesi yapması ve velilere "sizleri uyarmış olayım" diyerek tehditkar bir ton takınması apaçık bu millete meydan okumaktır. Bu şahıs, o sınıfın öğretmeni değil, o çocukların ruh dünyasını kurutmaya yeminli bir İslam düşmanı aparattan farksızdır.
Bu tipolojiler, devletin memuriyet zırhını kullanarak Müslümanlara ayar vermeye kalkmaktadır. Ailenin özel hayatına ve inanç özgürlüğüne bu kadar alçakça ve fütursuzca müdahale eden bu laik-kemalist zihniyet, eğitim camiasından derhal tasfiye edilmelidir. Çocuklarımızı, orucu "aç kalmak" sanan bu sığ cehaletin eline bırakmak, geleceğimizi seküler başıboşluk bataklığına terk etmektir.
Toplu taşımada tesettürlü kadını savcılık makamıyla tehdit eden ifrit
İstanbul’da toplu taşıma kurallarını hiçe sayıp köpeğiyle otobüse binen ve kendisini uyaran Müslüman hanıma galiz ifadelerle saldıran bir laik yobaz küstah, pespayeliğini devletin yargı makamında olduğunu iddia ederek hukuk silahıyla örtmeye çalıştı. “Ben savcıyım!” diyerek etrafındakileri tehdit eden, hukuku kendi "şahsi kini" için bir kırbaç gibi kullanmaya yeltenip, Müslümanlara saldırmak için vasıta etmeye kalkan ifrit; laik-kemalist kast sisteminin en rezil örneğidir.
🔵 İstanbul’da İETT Otobüsünde Başörtülü Kadına Hakaret: “Savcıyım” Diyen Kadın Yolcuları Tehdit Etti
— Dijital Haber Dünya (DHD) (@DijitalHaberD) February 21, 2026
İETT otobüsünde yaşanan tartışma sosyal medyada gündem oldu.
Köpeğiyle birlikte otobüse binen ve kendisini savcı olarak tanıtan bir kadın, bazı yolcularla tartışmaya girdi.… pic.twitter.com/ToaAe5iTJ9
Köpeğine karşı taparcasına itperestlik sergileyen laik yobaz, başörtülü bir kadına karşı ağız dolusu nefret ve kin kusarak bu topraklara ait olmadığını, bu milletin ruh köküne ne kadar yabancı ve düşman olduğunu bir kez daha kusmuştur.
Laik-kemalist zihniyetin en sarih surette ne olduğunun örneğini gösteren bu küfür yobazı, ağzından dökülen o lağım kokulu hakaretlerle kendi ruhî tefessühünü ifşa etmiştir.
Ağzından küfür ve tehdit eksilmeyen her tarafından iğrençlik akan bu ifritin kuyruk acısı Müslümanlara karşı duyduğu öfkedir. "Savcıyım" diyerek millete ayar vermeye kalkması, aslında halkı "göbeğini kaşıyan adam" gören o karanlık ve seküler azınlığın hala bitmeyen "efendilik" taslama sevdasıdır. Müslüman kadına otobüste hakaret edip, sonra da devletin makamıyla korkutmaya çalışmak ancak böyle pespayelerin harcıdır.
28 Şubat artıklarına kimsenin tahammülü yok
Görünen o ki 28 Şubat’ın o karanlık ruhu, memuriyet zırhına bürünerek okullarımızda ve sokaklarımızda hala nefes almaktadır.
Bu şahıslar sadece "soruşturma" ile geçiştirilemez. 10 yaşındaki çocuğun başörtüsüne el uzatan, aileye oruç ayarı veren ve otobüste millete küfreden bu yaratıklar, devletin maaş bordrosundan derhal ve ilelebet silinmelidir. Bu doğrudan halka ve değerlerine karşı işlenmiş bir suçtur. Bu azgın azınlığın, devlet makamlarını işgal ederek Müslümanlara sataşmasına son verilmelidir. Devlet, kendi memurunun milletin mukaddesatına havlamasına izin veremez. Eğer bu pespayelikler en ağır şekilde cezalandırılmazsa, milletin daha fazla sabır gösteremeyeceği aşikardır.
Baran Dergisi





