Bu yazı, bir siyasinin marjinalleşme hikâyesidir.

Siyasetçi, milletinin geleceğine katkı sunmaya aday kişidir.

Siyasetçi, söylemleriyle ülkenin zeminine dinamit koymaz/koymamalı.

Siyasetçi, çözüm odaklı olmalıdır, sorun üreten değil.

Kimden bahsedeceğiz? Popüler olmayı çok seven, teyitsiz haberleri aktarımlarıyla meşhur, doğru-yalan fark etmez; olayın sonucundaki etki ile ilgilenen bir zat. En azından bendeki intibaı bu şekilde.

MHP’den ayrıldı, İYİ Parti’nin kuruluşunda yer aldı ve ardından kendi partisini kurdu.

Ümit Özdağ’dan bahsediyorum.

Zafer Partisi, ülkemiz siyasetinde yer verilmeyen bir anlayışın sembolü haline geldi.

Öyle ki şimdiden milli güvenlik sorunu olmaya aday!

Tek parti döneminde CHP’nin ne kadar ârazlı uygulamaları varsa o yönde eğilim gösteriyor.

Öyle ki CHP’nin helalleşme bağlamında dile getirdiği tüm konularda bugün ‘kodlar’ bağlamında ana aktör olarak Zafer Partisi adres gösterilebilir.

Dün mütedeyyinler, Kürtler, Romanlar hedef gösterilirken bugün aynı kodlarla “İslamcı” diye fişledikleri vatandaşlar, Suriyeli sığınmacılar, tesettürlü tüm turist Müslüman kadınlar hedefte!

1946’dan bu yana ülke hiç bu kadar ötekileştirici, ayrımcı, etiketleyici ve fişleyici bir sözde siyasi dile rastlamadı.

Evet, darbeciler her türlü faşist uygulamaları pratize etti. Fakat bu eylemlere sahip çıkacak, bunları söylemselleştirecek bir siyasi figüre rastlamadık.

Zafer Partisi, milliyetçilik ile alakası olmayan ırkçı ve İslamofobik refleksler gösteriyor.

16 Temmuzcular kazandı… 16 Temmuzcular kazandı…

Milliyetçilik maskesi altında ırkçılık yapıyor.

Avrupa’da yükselen aşırı sağ profilin kötü bir kopyasıdır Zafer Partisi. Biraz incelediğinizde bu partilerin argümanlarını, ülkemizde uyarlama gayretini görürsünüz.

Fakat işin ilginç tarafı Avrupa, çoğunluğu Hristiyan ve Ateist bir toplumdur. Ya Türkiye?

Türkiye’de İslam karşıtlığı kodlar taşıyan söylemler üretmek nasıl bir cesaret?

İki çarşaflı kadın turistin önünde sırıtarak fotoğraf çekmek, nasıl bir düşüştür?

Ümit Özdağ’ın sosyal medyada paylaştığı fotoğrafı görmeyen kalmadı sanırım.

İnsan hakları tarafından ele alacağım ama öncelikle bin senedir sayısız millete kucak açmış medeniyetimizin geçmişine üzülüyorum.

Böyle bir milletin kurduğu son devlette, siyaset arenasında bu türde aşağı çeken bir anlayış nasıl neşvünema buldu?

FİTNE TOHUMLARI

Ülkemiz geçmişinde çok üzücü bir şekilde bazı algı çalışmaları yapıldı.

Deyimlerin içine yedirilmiş, türkülerin arasına sızdırılmış, asla siyasetin konusu olamayacak ama içten içe işlenen “bazı algı çalışmaları”… hırsız çingene, pis Arap gibi.

Şimdi bu eğilimin dozu yok! En yüksek irtifadan konuya giriş yapıp, en çılgınca iftiraları atıp, en yalan haberleri doğruymuş gibi aktarıp topluma korku salmayı, toplumu provoke etmeyi görev bilmişler.

Bu kötülüğün söylemlerine bakalım şimdi.

“Araplar asla entegre olmaz” propagandası yapılıyor.

Türkiye’de doğmuş, mükemmel Türkçe konuşan, Türk bayrağını çok seven, Türkiye’ye aşık yüz binlerce Suriyeli var.

Savaş nedeniyle Halep hattından Türkiye’ye göç eden on binlerce Türkmen sığınmacı da düşünülürse zaten hem din birliği hem de etnik köken bakımından asla yabancı değiller.

Yaşam tarzları bizlerden farklı değildir. Bazı kültürel farklılıklar olsa da bunlar da bu coğrafyanın mozaiği olarak kabul edilebilir.

Bu fikirlerim yeni değil. 2000’de Halep’in sokaklarında bulunmuş ve Haleplilerin evlerinde misafir olmuş bir gazeteci olarak düşüncelerimi satırlara döküyorum.

Mutfak kültüründen, aile yaşantısına kadar her şeyleri çok benzerdir bir Halepli ile bir Gazianteplinin!

Bu ülkeye olan vefa ve sevgileri o denli yüksek ki 15 Temmuz’da sokağa çıkıp FETÖ’cülere karşı Türk bayrağı göstermiş bir kesimdir bu kardeşler. Bu açıdan kendilerini ispatladılar.

Evet, kardeş!

Birileri “yabancı” demeye devam etsin. Biz, “Müslümanlar kardeştir” düsturuyla “kardeş” demeye devam edeceğiz.

Geçtiğimiz sene Suriyeli aynı zamanda Türkiyeli Dlyar Safo, LGS'de 500 tam puan aldı ve Siirt'in gururu oldu, hatırlayalım. Bu güzel genç yavrumuzun konuştuğu güzel Türkçe, bilgi ve becerisi herkesin takdirini toplarken ırkçılar sus pus oldular.

Türkiye’de doğmuş ve bu ülkeye en güzel hizmetleri yapma potansiyeli olan çocuklar, eminim Suriyeli sığınmacıların da yüz akı olacak.

İşte o zaman birileri utanır mı? Hiç sanmıyorum.

Şimdi ırkçıların ikinci tezviratına gelelim:

“Suriyelilerdeki doğum oranı çok yüksek, yakında Türk diye bir şey kalmayacak.” diyorlar.

Ben bu yaklaşımı biliyorum.

Oturur, toplama-çıkarma-bölme yapar, toplum mühendisliğine soyunurlar.

Kürtlerin popülasyonunu hesaplayan akıl dışı yaklaşımın ta kendisidir bu! “Her taraf Kürt doldu, Türklük bitiyor.” diyen kesim, şimdi kendilerine yeni bir “öteki” buldu.

Ne oldu, yıllar geçti, Türklük bitti mi?

İnsan gerçekten hayret ediyor.

Kent yaşamına katılan her kesimde, önünde sonunda doğum oranında bir ortalama yaşanır. Bu tecrübelerle sabittir. Hayatın içinde rol alan her kesim, normalleşir.

Ötekileştirilen kesim, normal dışı eğilim gösterir.

Sığınmacıları rahat bırakırsanız, korkularınız bertaraf olacaktır (!)

Diğer tezvirata geçelim: “Suriyeliler çokça suça bulaşıyor. Suç makinası gibiler.” diyorlar.

Bu tamamen yanlış, kasıtlı yayılan bir propaganda dilidir.

Üstelik bunu çok çirkin biçimde yapıyorlar.

Özellikle doğu ve güneydoğuda bunu, “namus” kavramıyla soslayıp halkın içinde fitne yaymak şeklinde hayata geçiriyorlar. Bunu yapanlar, Zafer Partisi üyesi diyemem ama birileri bunu planlı ve sürekli yapıyor. Dış bağlantılar da olabilir elbette… Toplumun içinde, kasıtlı biçimde Suriyelileri namus düşmanı gibi yansıtıyorlar. Çeşitli uyduruk hikâyelerle bir algı çalışması var.

Bu kapsamda ataerkil bir dil kullanıyor ve kadınları araçsallaştırıyorlar.

Goebbels'e isnat edilen ve Büyük Yalan tekniği olarak bilinen “Yeterince büyük bir yalan söyler ve onu tekrar etmeye devam ederseniz, insanlar sonunda ona inanmaya başlayacaklardır.” yaklaşımını politika edinmişler.

Oysa gerçekler çok başka.

Suriyeli sığınmacılarda suç eğilimi çok düşük oranlarda ortaya çıkmaktadır.

Bakanlık verilerine göre, suçların yalnızca yüzde 1,32’sini Suriyeli mülteciler işliyor. Bu açıdan bakıldığında büyük bir iftira kampanyası söz konusu.

KONUŞULMAYANLAR

Ötekileştirilen sığınmacıların düşük ücretlerle çalıştırılmasını, Suriyeli kadın ve çocuklara yapılan cinsel istismarı yazmak isterdim.

Bunu yazacağım ama bugün değil.

Sadece şunu hatırlatayım.

Bir Suriyeli baba düşünün. Eşi hamileyken tecavüze uğruyor ve çocuğuyla birlikte kadının başını taşla ezerek öldürüyorlar. 2017’deki bu fiili yapanlar kimlerdi? Ne yazık ki bizden biriydiler! Türk vatandaşı idi bu iki alçak kişi.

Peki Suriyeli babanın tepkisi ne oldu?

Şöyle bir yorum yaptı baba: “Niye yaşıyoruz, şerefimizi korumak için. Türkler bana ağabey ve kardeş gibi davrandı. Çok iyi insanlar tanıdım. Bir liram kalmadığında yardım ettiler. Bu ikisi nasıl çıktı, bilmiyorum. Zaten o iki kişi Türkiye demek değil.

Sakın bu olayı bu şekilde anlatmayın. Suriyelilerin Türklere karşı kötü duygu beslemesini asla istemem.”

Şimdi bu kardeşimiz “yabancı” mı oluyor?

Birileri için belki.

Ama benim için değil!

Betül Soysal Bozdoğan, Diriliş Postası