Modern dünyanın insanı maddî bakımdan zenginleştirirken manevî bakımdan yoksullaştırması, yeni inanç biçimlerinin ortaya çıkmasına zemin hazırlıyor. Dinî referanslardan uzaklaştırılan insan, varoluşuna anlam kazandırmak ve iç huzura erişmek için farklı arayışlara yöneliyor. Ancak bu arayışlar, modern kapitalist sistem tarafından yeni bir tüketim alanına dönüştürülüyor.
Sosyolog Ergün Yıldırım, 19 Ağustos 2023 tarihinde yayımlanan Marketten Bir Paket Mutluluk: Spiritüalist Akımlar ve 9 Eylül 2023 tarihli Yoga ile Gelen Seküler Maneviyat başlıklı yazılarında bu dönüşümü sosyolojik açıdan değerlendirdi.
Yıldırım, bilhassa yoga, meditasyon, enerji çalışmaları ve çeşitli spiritüalist uygulamalar üzerinden gelişen yeni maneviyat anlayışının, geleneksel dinî hayatın yerini almaya başladığına dikkat çekti. Batı'da şekillenen bu akımların Doğu'nun mistik geleneklerinden yararlandığını, ancak söz konusu geleneklerin kapitalist piyasa şartlarına uygun biçimde yeniden üretildiğini anlattı.
Maneviyat kapitalizmin yeni tüketim alanına dönüştü
Yıldırım'a göre modern spiritüalist akımların yükselişi, Batı toplumlarında 1970'li yıllardan itibaren belirginleşen dinî ve toplumsal dönüşümle yakından ilişkili.
Batı'da materyalist hayat anlayışının güçlenmesi, Hristiyanlığın geleneksel kurumlarının insanlara yeterli manevî tatmini sağlayamaması ve dinî otoritenin zayıflaması, yeni ruhî arayışların önünü açtı. İnsanlar, dinden uzaklaşırken maneviyat ihtiyacını bütünüyle terk etmedi. Bunun yerine daha bireysel, esnek ve herhangi bir dinî yükümlülük gerektirmeyen inanç biçimlerine yöneldi.
Yıldırım, Batılı toplumların bu süreçte Budizm, Hinduizm ve Şamanizm gibi geleneklere başvurduğunu, hatta İbnü'l-Arabî ve Mevlânâ'nın düşüncelerinden de seçmeler yaptığını belirtti. Ancak bu geleneklerin tarihî, ahlâkî ve dinî bütünlükleriyle benimsenmediğini; modern tüketim alışkanlıklarına uygun parçalarının alınarak yeni bir maneviyat anlayışı oluşturulduğunu ifade etti.
Bu anlayışı "yamalı inanç" olarak nitelendiren Yıldırım, birbirinden farklı din ve geleneklerden alınan unsurların yeni bir inanç terkibine dönüştürüldüğünü söyledi.
Yoga, meditasyon ve theta healing gibi uygulamalar da bu dönüşümün yaygın örnekleri arasında yer aldı. Dinî kökenlerinden seçilerek alınan birtakım ritüeller, modern dünyada kişisel gelişim, stres yönetimi ve iç huzur arayışı gibi başlıklarla sunulmaya başladı.
Yıldırım'ın üzerinde durduğu temel mesele, kapitalizmin kendi hayat düzeni içerisinde ürettiği mutsuzluğu yine kendi geliştirdiği tüketim araçlarıyla gidermeye çalışması.
Sistem, bir taraftan rekabeti, bireyciliği, tüketimi ve maddî başarıyı hayatın merkezine yerleştirirken diğer taraftan bunların meydana getirdiği yalnızlık ve manevî tatminsizlik için yeni ürünler pazarlıyor. Böylece insanın huzur arayışı, ücretli eğitimler, inziva kampları, sertifika programları ve çeşitli maneviyat atölyeleri üzerinden ekonomik bir faaliyete dönüşüyor.
İnsan, kendisini huzursuz eden hayat düzenini sorgulamak yerine, aynı düzenin kendisine sunduğu yeni bir mutluluk paketini satın alıyor.
Allah'ın yerine enerji, kulluğun yerine benlik konuluyor
Yıldırım'ın spiritüalist akımlara yönelttiği eleştirinin merkezinde, insanın kendi benliğini kutsallaştırması bulunuyor.
Modern spiritüalizm, kişiye sürekli kendisini sevmesini, kendi potansiyelini keşfetmesini, enerjisini yükseltmesini ve huzuru kendi içinde aramasını öğütlüyor. İnsanın aşkın bir hakikate yönelmesi yerine, kendi benliğini hayatın merkezine yerleştirmesi teşvik ediliyor.
Böylece dinin esas aldığı kulluk, teslimiyet, sorumluluk ve nefis terbiyesi gibi kavramlar geri plana itilirken ferdin kendi isteklerini gerçekleştirmesi ve sürekli iyi hissetmesi temel gaye hâline geliyor.
Yıldırım, spiritüalist söylemlerde yaygın biçimde kullanılan enerji kavramını da bu çerçevede değerlendiriyor. Ona göre modern ruhçuluk, manevî olanı aşkın bir hakikate bağlamak yerine fizikî bir kavramla açıklamaya çalışıyor.
Ağaç, su, rüzgâr ve tabiatla kurulan ilişkiler, kimi spiritüalist uygulamalarda kutsal bir anlam kazanıyor. Tabiattaki varlıkların enerji kaynağı olarak görülmesi, insanın bu enerjilerle bütünleşerek huzura ulaşacağı düşüncesiyle birleşiyor.
Yıldırım, bu yaklaşımın ruhu yüceltmediğini, aksine metafizik olanı maddî dünyanın sınırlarına indirdiğini savunuyor.
Buradaki temel ayrım, İslâm'ın insan ve kâinat anlayışında beliriyor. İslâm, insanı kendi başına mutlak bir varlık olarak değil, Allah'a karşı mesuliyet taşıyan bir kul olarak ele alıyor. Nefsin terbiye edilmesini, kibirden uzaklaşmayı, tevazuu ve İlâhî iradeye teslimiyeti esas alıyor.
Modern spiritüalist anlayış ise insanın manevî yükselişini çoğunlukla kendi benliğinin güçlendirilmesine bağlıyor. Böylece İslâm tasavvufunda aşılması ve terbiye edilmesi gereken nefs, yeni maneviyat söyleminde yüceltilmesi gereken bir merkeze dönüşüyor.
Yoga yeni bir topluluk ve inanç düzeni oldu
Yıldırım, Yoga ile Gelen Seküler Maneviyat başlıklı yazısında ise bu dönüşümün Türkiye'deki görünümünü inceledi.
Yıldırım, çeşitli yoga topluluklarının kendilerine özgü ritüelleri, eğitim programları, müzikleri, beslenme anlayışları ve sosyal ilişkileri bulunduğuna dikkat çekti.
2023 yılında Nepal'de düzenlenen uluslararası yoga organizasyonuna Suudi Arabistan takımının da katılmasını örnek göstererek yoganın farklı toplumlara yayılan küresel bir eğilime dönüştüğünü anlattı.
Türkiye'de ise yoga merkezleri, inziva festivalleri, çocuklara yönelik eğitimler, nefes çalışmaları ve sertifika programları üzerinden genişleyen bir yapı ortaya çıktığını belirtti.
Yıldırım'ın dikkat çektiği önemli hususlardan biri, bu yapıların yalnızca ferdî faaliyetlerden meydana gelmemesi.
Yoga eğitimlerine katılan insanlar, düzenli buluşmalar, müşterek faaliyetler, seyahatler ve inziva programları aracılığıyla yeni sosyal ilişkiler kuruyor. Eğitimlere katılanların birbirleriyle uzun süreli dostluklar geliştirmesi, grup içerisinde aidiyet hissetmesi ve müşterek ritüellere katılması, yoganın toplumsal boyutunu ortaya koyuyor.
Yıldırım, bu özelliklerinden hareketle yogayı bir cemaat yapısı olarak da değerlendiriyor.
Böylece dikkat çekici bir tezat ortaya çıkıyor: Modern hayat, geleneksel dinî cemaatleri ve müşterek hayat biçimlerini zayıflatırken onların yerine seküler topluluklar meydana getiriyor.
İnsan, bir taraftan kendisini dinî ve ahlâkî yükümlülüklerden bağımsızlaştırmaya çalışırken diğer taraftan yeni bir topluluğa bağlanma ihtiyacı hissediyor. Bu ihtiyaç, yoga grupları ve spiritüalist çevreler içerisinde karşılanmaya çalışılıyor.
Yıldırım, bilhassa Ege Bölgesi'ndeki turistik faaliyetlerle birleşen yoga programlarının, maneviyat arayışını eğlence, tatil ve kişisel gelişim kültürüyle bütünleştirdiğini belirtiyor.
Bu noktada yoga, bir hayat tarzı, topluluk ilişkisi ve seküler maneviyat biçimi olarak karşımıza çıkıyor.
Psikoloji ve kişisel gelişim kültürü manevî boşluğu doldurabiliyor mu?
Yıldırım'ın iki yazısında ortaya koyduğu düşünceler, modern toplumda psikoloji dilinin giderek genişleyen etkisiyle birlikte değerlendirildiğinde meselenin farklı bir boyutu daha belirginleşiyor.
Bugün insanın ruhî sıkıntıları, hayatın anlamına ilişkin sorgulamaları ve ahlâkî meseleleri sıklıkla kişisel gelişim kavramlarıyla açıklanıyor. Sabır, kanaat, fedakârlık, tövbe, nasihat ve nefis muhasebesi gibi dinî ve ahlâkî kavramların yerine, popüler söylemde öz-şefkat, farkındalık, kendini gerçekleştirme ve kişisel sınırlar gibi kavramlar öne çıkıyor.
Bu değişim, yalnızca kullanılan kelimelerin farklılaşmasından ibaret kalmıyor. İnsanın kendisine, ailesine, cemiyete ve hayatın gayesine bakışını da etkiliyor.
Özellikle popüler psikoloji ve kişisel gelişim içeriklerinde karşılaşılan sürekli kendini önceleme, olumsuz hissettiren insanlardan uzaklaşma ve yalnızca kendi mutluluğunu gözetme tavsiyeleri, ahlâkî sorumluluklardan bağımsız biçimde sunulduğunda fertlerin sosyal bağlarını zayıflatabiliyor.
Elbette ruh sağlığı alanındaki bilimsel tedavi ve danışmanlık hizmetleriyle, psikolojik kavramları tartışılmaz hayat ölçülerine dönüştüren popüler kültür arasında ayrım yapmak gerekiyor. Burada eleştirilen, psikolojinin insanlara yardım etmesi değil; insanın bütün manevî, ahlâkî ve içtimaî meselelerini yalnızca psikolojik terimlerle açıklayan anlayış.
Nitekim bu anlayış içerisinde bireyin karşılaştığı her problem, kendi iç dünyasında çözmesi gereken kişisel bir mesele olarak ele alınabiliyor. Aile, akrabalık, komşuluk ve cemiyet ilişkilerindeki sorumluluklar ise zaman zaman ferdî huzurun önünde engel gibi gösterilebiliyor.
Neticede insan, kendisini iyileştirmeye çalışırken toplumdan uzaklaşabiliyor. Bağlı olduğu değerlerden kopması, her zaman huzura ulaşmasını sağlamıyor. Aksine, aidiyet ve anlam arayışı başka kanallardan devam ediyor.
Yıldırım'ın dikkat çektiği spiritüalist toplulukların yaygınlaşması da bu arayışın bir tezahürü olarak okunabiliyor.
Sosyal medya ve dijital maneviyat pazarı
Modern maneviyat arayışının bir başka cephesini ise sosyal medya oluşturuyor.
Günümüzde kişisel gelişim uzmanları, yaşam koçları ve çeşitli spiritüalist içerik üreticileri; birkaç cümlelik öğütler, kısa videolar ve çevrim içi eğitimlerle insanlara mutluluk reçeteleri sunuyor.
"Kendini sev", "enerjini koru", "içindeki gücü keşfet" ve "pozitif düşün" gibi ifadeler, bu kültürün en yaygın sloganları arasında yer alıyor.
Bu söylemde insanın kendi zaaflarıyla mücadele etmesi, nefsini muhasebeye çekmesi ve ahlâkî sorumluluklarını yerine getirmesinden ziyade, her şartta kendisini iyi hissetmesi öne çıkarılıyor.
Karmaşık ruhî meselelerin birkaç dakikalık videolarla açıklanmaya çalışılması, hayatın bütün problemlerinin kolayca çözülebileceği izlenimini de doğuruyor.
Bununla birlikte astroloji, tarot, çakra çalışmaları, enerji temizliği, olumlama seansları ve benzeri uygulamalar, kimi zaman kişisel gelişim ve psikolojik rahatlama söylemleriyle pazarlanıyor.
Böylece bilimsel temeli bulunan psikolojik yöntemlerle inanç ve mistisizm kaynaklı uygulamalar, tüketicinin gözünde birbirine karışabiliyor.
Bir eğitim programından beklediği huzuru bulamayan kişi başka bir programa, bir inziva kampından aradığını elde edemeyen kişi farklı bir uygulamaya yöneliyor. Maneviyat arayışı sürekli yenilenen ürünler ve yöntemler üzerinden devam ediyor.
Kapitalist piyasa, insanın yalnızca bedenî ihtiyaçlarını değil, manevî arayışlarını da kazanç sağlayan bir faaliyetin konusu hâline getiriyor.
Maneviyatın yerini maneviyat taklidi alıyor
Dinî hayatın gerilemesi, insanın maneviyata duyduğu ihtiyacı ortadan kaldırmıyor. Aksine, bu ihtiyaç farklı biçimler altında yeniden ortaya çıkıyor. Ancak ortaya çıkan yeni arayışlar, çoğu zaman geleneksel dinlerin bütünlüklü ahlâkî ve manevî anlayışından koparılarak bireysel tatmin ve tüketim merkezli bir yapıya dönüştürülüyor.
İslâm'ın nefsi terbiye etmeye, insanı kulluk şuuruyla yüceltmeye ve hayatı İlâhî bir ölçüye bağlamaya dayanan anlayışının karşısına, nefsin isteklerini hayatın merkezine yerleştiren yeni bir maneviyat dili çıkarılıyor.
Bu dil, insanı Allah'a karşı mesuliyetinden uzaklaştırırken ona kendi kendisini gerçekleştirme ve kendi içinde huzur bulma vaadinde bulunuyor. Üstelik bu vaat, kapitalist piyasanın eğitim, eğlence, turizm ve kişisel gelişim alanlarıyla birleşerek satılabilir bir ürüne dönüşüyor.
İslâm'ın kulluk ve nefis terbiyesi anlayışından uzaklaşan modern insan, kendi benliğini merkeze yerleştirirken kapitalizm de ona her defasında yeni bir mutluluk paketi sunuyor.
Baran Dergisi




