İsrail’in içerideki çıkmazı derinleşiyor

7 Ekim’in İsrail’de açtığı ilk ve en derin yara, yıllardır inşa edilen “mutlak güvenlik” algısının çökmesi oldu. İsrail istihbaratı, ordusu ve sınır güvenlik sistemi büyük bir başarısızlıkla karşı karşıya kaldı. Aradan üç yıl geçmesine rağmen bu başarısızlığın siyasî sorumluluğu İsrail iç siyasetinin merkezindeki yerini koruyor.

Netanyahu’nun siyasi geleceği de bu hesaplaşmanın gölgesinde şekilleniyor. İsrail muhalefeti, 7 Ekim’de yaşanan güvenlik çöküşünün siyasi sorumluluğunun Netanyahu hükümetine ait olduğunu vurgularken, hükümet karşıtı gösteriler ve erken seçim tartışmaları uzun süredir İsrail siyasetinin başlıca gündemlerinden biri hâline geldi.

Böylece 7 Ekim, Netanyahu’nun yıllarca siyasi sermaye olarak kullandığı “İsrail’i ben korurum” iddiasını tersine çevirdi. İsrail’de bugün tartışılan mesele, Gazze'deki katliamın nasıl yürütüldüğünün yanında 7 Ekim’in nasıl mümkün olduğu ve siyasi sorumluluğun kimde bulunduğu meselesi.

Aksa Tufanı İsrail’in güvenlik mitini parçaladı

7 Ekim’den önce İsrail, kendisini Ortadoğu’nun istihbarat, teknoloji ve askerî kapasite bakımından erişilmez gücü olarak sunuyordu. Gazze ise yıllardır abluka altında, her yönden gözetlenen dar bir bölgeydi. Aksa Tufanı yalnızca sınır hattını aşmadı, İsrail’in güvenlik ve bölgesel üstünlük iddiasının dayandığı birçok esası aynı anda sarstı.

  • İstihbarat üstünlüğü çöktü: Gazze’yi sürekli takip eden İsrail, böylesine kapsamlı bir harekâtı önceden engelleyemedi.
  • Teknolojik duvar aşıldı: Sensörler, kameralar, elektronik kuleler ve yüksek güvenlikli sınır hattı kısa sürede etkisiz bırakıldı.
  • Yenilmez ordu imajı kırıldı: İsrail askerlerinin ve üslerinin baskına uğraması, yıllardır oluşturulan “dokunulamaz ordu” görüntüsüne ağır psikolojik darbe vurdu.
  • Caydırıcılık zedelendi: İsrail’in karşısındaki güçleri daha harekete geçmeden sindirdiği yönündeki caydırıcılık anlayışı 7 Ekim’de çöktü.
  • Hamas ortadan kaldırılamadı: Büyük bombardımanlara ve uzun kara harekâtlarına rağmen İsrail, ilan ettiği Hamas’ı tamamen tasfiye etme hedefine ulaşamadı.
  • Esirler İsrail’in zayıf noktasına dönüştü: İsrail bütün askerî imkânlarına rağmen esirlerin tamamını güç kullanarak kurtaramadı ve takas masasına oturmak zorunda kaldı.
  • İsrail toplumu güvenlik duygusunu kaybetti: 7 Ekim, İsrail vatandaşlarının devletin kendilerini her şartta koruyabileceğine dair inancını sarstı. Savaş uzadıkça hükümet, ordu ve istihbarata yönelik öfke büyüdü.
  • Filistin meselesi yeniden bölgenin merkezine döndü: İsrail’in Filistin meselesini geri plana iterek Arap ülkeleriyle ilişkilerini normalleştirme hesabı bozuldu. Gazze, yeniden bölgesel siyasetin temel başlıklarından biri hâline geldi.
  • İbrahim Anlaşmalarının genişlemesi sekteye uğradı: 7 Ekim öncesinde İsrail’in en büyük hedeflerinden biri Suudi Arabistan’ı da normalleşme zincirine katmaktı. Gazze savaşı bu süreci durdurdu ve Riyad, İsrail’le ilişki için Filistin devletini şart koşan bir çizgide kaldı.
  • İsrail merkezli bölgesel düzen darbe aldı: Tel Aviv’in Arap ülkeleriyle normalleşerek güvenliğini pekiştirmesi, ticaret yollarında merkez hâline gelmesi ve bölgesel kabulünü artırması üzerine kurulan plan ağır yara aldı. IMEC gibi İsrail’i Asya-Avrupa ticaretinin önemli kavşaklarından biri yapacak projeler de savaş ve bölgesel gerilim nedeniyle sekteye uğradı.
  • Psikolojik üstünlük el değiştirdi: 7 Ekim, İsrail’in yenilmez olduğu kanaatini hem Filistinliler hem de bölgedeki diğer aktörler nezdinde sarstı. Gazze’de sonraki büyük yıkım dahi 7 Ekim sabahında ortaya çıkan bu görüntüyü silemedi.
  • Askerî yıkım stratejik zafer getirmedi: İsrail Gazze’yi büyük ölçüde harabeye çevirdi ve yüz binlerce Filistinliyi katletti. Buna rağmen güvenlik krizini sona erdiremedi, iç bölünmesini gideremedi ve 7 Ekim öncesindeki bölgesel konumuna dönemedi.

Aksa Tufanı böylece İsrail’in yalnızca sınır güvenliğini aşan bir askerî operasyon olmadı. İstihbarat üstünlüğünden caydırıcılığına, toplumun güvenlik hissinden Arap ülkeleriyle normalleşme stratejisine kadar İsrail’in yıllardır üzerine inşa ettiği düzenin birçok sütununa aynı anda darbe vurdu.

"7 Ekim başarısız oldu, ama Yahya Sinvar İsrail toplumunu nesiller boyu mağlup etti"

Haaretz yazarı Ruvik Rosenthal da savaşın İsrail açısından ortaya çıkardığı tabloyu oldukça çarpıcı ifadelerle değerlendirdi. Channel 13’ün kamuoyu araştırmasında Yahudilerin yalnızca yüzde 37’sinin Hamas’ın yenildiğine inandığına dikkat çeken Rosenthal, Yahya Sinvar’ın askerî planda hedeflediği sonuca bütünüyle ulaşamasa da Yahudi toplumuna nesiller boyu sürecek bir darbe vurduğunu yazdı. Rosenthal’a göre savaş, Yahudi toplumundaki nefreti ve aşırı sağ eğilimleri ana akıma taşıdı, toplumsal kutuplaşmayı derinleştirdi ve ülkeyi içeriden daha kırılgan hâle getirdi.

Okullarda kolluk birimleri olacak! Peki ya ruhlarda?
Okullarda kolluk birimleri olacak! Peki ya ruhlarda?
İçeriği Görüntüle

Rosenthal ayrıca savaşın İsrail’i dünya kamuoyunda giderek yalnızlaştırdığını, özellikle Batı’daki genç kuşakların Filistin meselesine bakışını değiştirdiğini ve ABD’de dahi Yahudi'ye duyulan sempatiyi aşındırdığını belirtti. Yahudi yazar, savaşın ülkeye ağır bir ekonomik yük bindirdiğini, İsrail’i giderek daha fazla askerîleşmiş bir devlete sürüklediğini ve İbrahim Anlaşmalarının genişletilmesi hedefini de ciddi biçimde sekteye uğrattığını ifade etti.

Terörist Yahudi’nin dünya kamuoyundaki itibarı çöktü

İsrail’in en ağır kayıplarından biri uluslararası kamuoyunda yaşandı. Gazze’nin aylar ve yıllar boyunca bombalanması, sivillerin katledilmesi, açlık ve zorunlu göç görüntülerinin bütün dünyaya yayılması İsrail’e yönelik tepkiyi büyüttü.

Avrupa’dan Amerika’ya, Latin Amerika’dan Asya’ya kadar çok sayıda ülkede yüz binlerce kişinin katıldığı Filistin gösterileri düzenlendi. Üniversitelerde başlayan Gazze protestoları özellikle Batı kamuoyunda İsrail’e verilen sınırsız desteğin sorgulanmasına yol açtı.

İsrail’in yıllardır kendisini Batı kamuoyunda “Ortadoğu’nun demokratik ve savunmada olan devleti” şeklinde takdim eden propagandası Gazze savaşı sırasında ağır yara aldı. İsrail ordusunun gerçekleştirdiği saldırılar ve ortaya çıkan sivil bilanço, Filistin meselesinin yeni kuşaklar tarafından farklı bir şekilde ele alınmasını beraberinde getirdi.

Netanyahu ve eski Savunma Bakanı Yoav Gallant hakkında Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafından çıkarılan tutuklama kararları da İsrail’in karşı karşıya kaldığı uluslararası krizin boyutunu gösterdi.

İbrahim Anlaşmalarının genişleme planı durdu

7 Ekim öncesinde İsrail’in en önemli stratejik hedeflerinden biri İbrahim Anlaşmalarını genişletmekti. Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn ile başlayan normalleşmenin asıl büyük hedefi Suudi Arabistan’dı.

Riyad’ın da İsrail ile resmî ilişki kurması hâlinde Tel Aviv’in Arap dünyasındaki tecridinin büyük ölçüde kırılması ve İsrail’in bölgenin ekonomik ve siyasi sistemine daha güçlü biçimde yerleşmesi hesaplanıyordu.

7 Ekim ve ardından Gazze’de başlayan savaş bu hesabı altüst etti. Suudi Arabistan ile İsrail arasındaki normalleşme süreci durdu. Riyad, İsrail’le diplomatik ilişki kurulabilmesi için bağımsız Filistin devletinin kurulmasını şart koşan bir çizgiye yöneldi.

Mevcut İbrahim Anlaşmaları tamamen ortadan kalkmadı ancak İsrail’in bu modeli Suudi Arabistan üzerinden bütün bölgeye yayma hedefi ağır darbe aldı. Tel Aviv’in 7 Ekim öncesinde tarihî bir anlaşmaya yakın olduğunu düşündüğü Suudi Arabistan, Gazze savaşı sonrasında Filistin meselesini yeniden normalleşmenin merkezine yerleştirdi.

IMEC’in İsrail merkezli hesabı sarsıldı

İsrail açısından çok daha büyük stratejik meselelerden biri Hindistan-Ortadoğu-Avrupa Ekonomik Koridoru, yani IMEC’ti.

Proje Hindistan’dan Körfez ülkelerine, oradan Ürdün ve İsrail üzerinden Akdeniz’e, ardından Avrupa’ya uzanacak dev bir ticaret ve altyapı ağı olarak tasarlandı. İsrail’in Hayfa Limanı bu güzergâhın en kritik noktalarından biri olacaktı.

Bu koridor İsrail için sıradan bir demiryolu veya liman projesinden çok daha fazlasını ifade ediyordu. Hayfa’nın Asya ile Avrupa arasındaki ticaretin başlıca Akdeniz çıkışlarından biri hâline gelmesi, İsrail’i bölgenin ekonomik mimarisinde vazgeçilmez bir kavşak konumuna taşıyacaktı.

IMEC’in ilan edildiği Eylül 2023’ten yalnızca birkaç hafta sonra Aksa Tufanı başladı.

Savaş, İsrail üzerinden işlemesi planlanan güzergâhın siyasi ve güvenlik şartlarını doğrudan değiştirdi. Körfez ülkelerinin İsrail’le normalleşme sürecinin yavaşlaması, Gazze’deki savaş ve bölgede büyüyen askerî gerilim projenin İsrail ayağının uygulanabilirliğini tartışmalı hâle getirdi.

IMEC tamamen ortadan kalkmış bir proje değil. Ancak 7 Ekim öncesinde tahayyül edilen, İsrail’in siyasi olarak normalleştiği ve Hayfa’nın bölgesel ticaretin güvenli kapısı olduğu model ağır yara aldı.

İsrail ekonomisi savaşın ağır faturasını ödedi

Savaşın İsrail’e getirdiği mali yük de giderek büyüdü. Seferberlik nedeniyle yüz binlerce kişinin işlerinden ayrılarak orduya çağrılması, turizmin çökmesi, bazı sektörlerde iş gücü problemi yaşanması ve askerî harcamaların olağanüstü seviyelere çıkması ekonomiyi baskı altına aldı.

İsrail savaş boyunca yüz milyarlarca şekellik askerî ve sivil harcama yapmak zorunda kaldı. Kamu borcu yükseldi, bütçe açığı büyüdü ve savunma harcamalarının gelecek yıllarda da yüksek seviyelerde tutulması gündeme geldi.

Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşlarının İsrail’in notunda ve görünümünde yaptığı aşağı yönlü değişiklikler de savaşın ekonomi üzerindeki uzun vadeli risklerinin uluslararası piyasalarda dikkate alındığını gösterdi.

İsrail böylece Gazze’ye tonlarca bomba yağdırırken savaşın mali yükünü kendi ekonomisinin gelecek yıllarına da taşıdı.

Bölgesel üstünlük projesi darbe aldı

7 Ekim bütün bu planların ortasına Filistin meselesini yeniden yerleştirdi.

Gazze meselesinin bölgesel siyasette ikinci plana düştüğünün düşünüldüğü bir dönemde Filistin yeniden İslam dünyasının, Arap ülkelerinin ve dünya kamuoyunun temel gündemlerinden biri hâline geldi. İsrail’in Filistin meselesini çözmeden bölgede kalıcı normalleşme sağlayabileceği hesabı büyük yara aldı.

Baran Dergisi