İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü fon soruşturmasında, Tera ve Pusula fonlarının tasfiye sürecine alınmasından hemen önce gerçekleşen büyük çaplı para çıkışları incelemeye alındı. 1-16 Eylül tarihleri arasında 440 yatırımcının iki fondan toplam 401 milyar 266 milyon TL çektiği belirlendi.

Verilere göre Tera fonlarından 100 milyon TL ve üzerinde çıkış yapan 168 yatırımcı toplam 335,9 milyar TL, Pusula fonlarından 50 milyon TL ve üzerinde çıkış yapan 272 yatırımcı ise 65,3 milyar TL çekti. SPK’nın 17-18 Eylül tarihlerinde yedi portföy yönetim şirketine ait 131 fonu tasfiye sürecine alması, bu işlemlerin zamanlamasını soruşturmanın merkezine taşıdı.

Başsavcılık, söz konusu yatırımcıların operasyon ve tasfiye kararlarından önceden haberdar olup olmadığını araştırıyor. Büyük tutarlı çıkışların olağan yatırım kararları mı, yoksa önceden edinilmiş bilgiler doğrultusunda mı gerçekleştirildiği incelenirken, fonların bu ölçekteki nakit çıkışlarını nasıl karşıladığı ve portföy değerlemelerinin piyasa şartlarıyla uyumlu olup olmadığı da soruşturmanın önemli başlıkları arasında yer alıyor.

Fonlarda nasıl bir düzen kuruldu?

Soruşturma dosyasına yansıyan bulgular, sistemin merkezinde fiilî dolaşımı ve işlem hacmi düşük hisselerin yatırım fonları aracılığıyla yoğun biçimde toplanmasının bulunduğunu gösteriyor. Bu tür hisselerde piyasadaki pay miktarı sınırlı olduğu için büyük fon alımları fiyatı hızla yukarı taşıyabiliyor. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının SPK’ya gönderdiği yazıda bazı hisselerin yaklaşık 100 kata varan yükselişler yaşadığı ve manipülatif işlemlerin portföy yönetim şirketleri ile fonlar üzerinden yapılmış olabileceği belirtildi. Fonların alımlarıyla yükselen hisseler, aynı zamanda fonların portföy değerlerini ve açıklanan getirilerini de büyüttü. Yüksek getiriyi gören yeni yatırımcıların fonlara para yatırmasıyla yeni kaynak oluştu, bu kaynaklarla aynı veya benzer hisselerdeki pozisyonlar daha da büyütüldü. Böylece hisse yükseldikçe fonun getirisi, fonun getirisi yükseldikçe para girişi artan ve kendi kendisini besleyen bir yapı ortaya çıktı. SPK’nın Katılımevim, Destek Holding ve Hedef Holding hisselerindeki işlemler nedeniyle piyasa dolandırıcılığı kapsamında suç duyurularında bulunması da soruşturmanın manipülasyon ayağının hangi noktaya yoğunlaştığını gösteriyor.

Düzenin kırıldığı nokta ise para çıkışlarının başlaması oldu. Fonların bilançolarında yüksek değerlerle görünen hisselerin önemli bölümü düşük likiditeli olduğu için yüz milyarlarca liralık çıkış talebi karşısında aynı fiyatlardan nakde çevrilemedi. Pusula fonlarında 28 Ağustos sonrasında 132,7 milyar lirayı aşan çıkış yaşandı ve şirket bazı fonlarda yatırımcıların iade ödemelerini zamanında gerçekleştiremediğini açıkladı. Ardından Tera ve diğer fonlara yönelik süreç genişledi. Soruşturmanın bugün üzerinde durduğu daha ağır şüphe ise bu yapının iç yüzünü bilen veya operasyonlardan önceden haberdar olan bazı yatırımcıların, sistem çökmeden paralarını çekip çekmediği. Nitekim savcılık fonların kuruluşundan tasfiyesine kadar bütün yatırımcı hareketlerini, özellikle son aylardaki büyük çıkışları incelemeye aldı. TBMM’ye sunulan son düzenlemede de “gerçeğe aykırı oluşan değerler” üzerinden ödeme alanlardan ve fon varlıklarının ekonomik gerekçesi bulunmadan ilişkili taraflara aktarılmasından söz edilmesi, soruşturmanın basit bir kötü yatırım hikâyesinin çok ötesinde ilerlediğini ortaya koyuyor.

Budapeşte'den Ukrayna'ya silah vetosu
Budapeşte'den Ukrayna'ya silah vetosu
İçeriği Görüntüle

Devlet neden daha önce müdahale etmedi?

SPK’nın kendi açıklamasına göre belirli fonların fiilî dolaşımı düşük hisselerde şirketlerin ekonomik gerçeklikleriyle açıklanamayacak fiyat hareketlerine yol açtığı 2025’in son çeyreğinde tespit edildi. Mesele 2 Aralık 2025’te Finansal İstikrar Komitesi’nin gündemine geldi, ertesi gün çalışma grubu kuruldu, taslak Ocak 2026’da Hazine ve Maliye Bakanlığına gönderildi. Buna rağmen fonlar üzerinden olağandışı fiyat hareketlerini, ilişkili taraf işlemlerini ve yoğunlaşmayı sınırlayan kapsamlı düzenleme ancak 28 Ağustos 2026’da yürürlüğe girdi. SPK bu uzun süreci Borsa İstanbul, Takasbank, MKK ve sektörle yürütülen teknik çalışmalarla açıklıyor. Fakat bugün yüz binlerce yatırımcıyı ilgilendiren bir tasfiye ve yüz milyarlarca liralık şüpheli para hareketi konuşuluyorsa, yaklaşık dokuz aylık bu süreç ciddi biçimde sorgulanmalıdır.

Risk biliniyorsa neden daha sert geçici tedbirler alınmadı, neden yüksek yoğunlaşmalı fonlar ve sıra dışı getiriler daha erken durdurulmadı, denetim neden sorun likidite krizine dönüştükten sonra sertleşti?

Üstelik mesele yalnızca portföy yönetim şirketlerinin sorumluluğuyla sınırlı değil. Soruşturmada hakkında işlem yapılan şüpheli sayısı daha Eylül sonunda 217’ye ulaşmıştı. Eski Bakan Fatma Betül Sayan Kaya ve eşi İlyas Kaya da soruşturma kapsamında şüpheli sıfatıyla ifade verdi, kazançlarının ana para dışındaki bölümünü TMSF bünyesindeki isteğe bağlı iade hesabına aktardı. SPK’nın bizzat “fahiş kazanç” elde edenlerin para iade edebilmesi için özel hesap açmış olması bile sistemde olağan yatırım kazancının ötesine geçen işlemlerin çapını gösteriyor. Şimdi cevap bekleyen soru şudur: Fatma Betül Sayan Kaya gibi kaç kişi var? Operasyonlardan veya tasfiye kararından önce büyük kazançlarla çıkan, siyasi veya bürokratik nüfuza sahip başka isimler bulunuyor mu? 440 büyük yatırımcının para hareketleri incelenirken bu kişilerin kimlikleri, bağlantıları ve bilgiye erişim imkânları da aynı titizlikle araştırılacak mı? Kamuoyu açısından gerçek temizlik, yalnızca paranın geri alınmasıyla değil, kazancı kimlerin hangi bilgiyle elde ettiğinin ve denetim zincirinin bunu neden zamanında durduramadığının ortaya çıkarılmasıyla mümkün olacaktır.

Ne yapılabilir?

İlk yapılması gereken, sermaye piyasalarındaki denetimi vurgun ortaya çıktıktan sonra harekete geçen bir mekanizmadan, işlemi gerçekleşirken durdurabilen bir yapıya dönüştürmektir. Borsa İstanbul, SPK, MKK, Takasbank ve MASAK'ın elindeki veriler tek merkezde gerçek zamanlı çaprazlanmalı. Bir fonun fiilî dolaşımı düşük bir hissede olağan dışı büyüklüğe ulaşması, aynı hisselerin ilişkili fonlar arasında dönmesi, şirketin mali gerçekliğiyle açıklanamayacak fiyat artışları ve fonlara kısa sürede yığılan büyük para girişleri otomatik olarak inceleme ve geçici işlem sınırlaması doğurmalı. SPK, 2025 ve 2026'nın ilk dokuz ayında yüzlerce suç duyurusunda ve milyarlarca liralık idari para cezasında bulunduğunu açıklıyor. Buna rağmen bugünkü büyüklükte bir kriz yaşanması, mevcut yaptırım sisteminin tek başına yeterli olmadığını gösteriyor. Nitekim piyasa manipülasyonunda Türkiye'deki cezaların ABD ve Çin gibi ülkelere kıyasla caydırıcılığı ayrıca tartışılmalı. Milyarlar kazanan bir yapı için idari para cezası işin maliyetine dönüşmemeli.

İkinci olarak, haksız kazancın tamamının izinin sürülmesi ve paranın mümkün olduğu ölçüde mağdurlara döndürülmesi gerekiyor. Fonların kuruluşundan tasfiye tarihine kadar kim ne zaman girdi, kim ne kadar kazandı, kim krizden hemen önce çıktı, bu kişilerin fon yöneticileri veya ilgili şirketlerle bağlantısı bulunuyor mu tek tek incelenmeli. Dünyadaki büyük finansal dolandırıcılık dosyalarında kullanılan “clawback”, yani olağanüstü ve haksız kazancın geri alınması yöntemi bu açıdan önemli. Türkiye'de TMSF bünyesinde isteğe bağlı iade hesaplarının açılması ve bazı kazançların geri çağrılması olumlu bir başlangıç olsa da süreç gönüllü iadeye bırakılmamalı. Suçtan kaynaklandığı mahkeme kararıyla belirlenen kazanç, kim elde etmiş olursa olsun geri alınmalı. Siyasetçi, bürokrat, iş adamı veya fon yöneticisi ayrımı yapılmaksızın operasyon öncesinde olağan dışı para çıkışı gerçekleştiren herkes aynı incelemeye tabi tutulmalı.

Son olarak mesele birkaç kişinin tutuklanması ve yatırımcı parasının kısmen geri ödenmesiyle kapatılmamalı. Denetimin neden geciktiğini araştıran ayrı bir idari ve mümkünse Meclis denetimi yapılmalı. Hangi kurumun hangi tarihte hangi uyarıyı aldığı, bu uyarıya karşı ne yaptığı, hangi tedbirin neden geciktiği kamuoyuna açık şekilde ortaya konulmalı. Yıllarca kâğıt üzerinde olağanüstü getiri üreten ve sürekli yeni para çeken bir yapının nasıl bu büyüklüğe ulaşabildiği başlı başına cevap bekleyen bir sorudur. Fon piyasasına güvenin yeniden kurulmasının yolu dosyayı kapatmaktan değil, sorumluluk zincirini en aşağıdan en yukarıya kadar ortaya çıkarmaktan geçiyor. Devletin bundan sonraki görevi aynı yöntemin başka isimler ve başka fonlarla yeniden kurulmasını imkânsız hâle getirmektir.