Tarih

Mora’da Müslüman Türk soykırımı: Navarin vahşeti

Mora İsyanı sırasında Batı destekli Rum çetelerinin sergilediği vahşet, 19 Ağustos 1821 Navarin Katliamı ile tarihin en kanlı sayfalarından birine dönüştü. Teslim olma şartlarını hiçe sayarak kadın ve çocuk demeden binlerce masum Müslümanı katleden gözü dönmüş zihniyet, bölgedeki İslâm varlığını topyekûn tasfiye etmeyi gaye edindi

Abone Ol

Navarin’de işlenen organize cinayetler, aradan asırlar geçse de unutulmayacak bir soykırım vesikası olarak hafızalardaki yerini koruyor.

Yunanistan’ın Osmanlı idaresine karşı başlattığı Mora İsyanı, bölgedeki Müslüman ahaliye yönelik sistemli bir kıyıma dönüştü. İsyancı Rum elebaşlarının "Mora’da tek bir Türk bırakmama" kararı doğrultusunda Mart 1821’den itibaren çeteler harekete geçti. İsyanın henüz ilk safhalarında 35 binden fazla Müslüman Türk şehit edildi.

Kuşatma, açlık ve çiğnenen sözler

İsyanın ilk günlerinden itibaren kuşatılan Benefşe Kalesi’nde bulunan Müslümanlar, deniz yolunun kesilmesi sebebiyle hiçbir yardım alamadı. Aylarca süren açlık ve çaresizliğin ardından, Anadolu sahillerine nakledilme teminatı verilmesi üzerine kale 5 Ağustos 1821’de teslim edildi. Ancak verilen sözler tutulmadı; Suluca Adası teknelerine bindirilen 600 Müslüman Türk’ün büyük kısmı katledildi, sağ kalanlar ise bütün malları gasp edilerek Kaşot Adası’na ölüme terk edildi.

Aynı kanlı tezgâh Navarin’de de kuruldu. Aylarca süren muhasaraya direnen halkın yiyecek ve suyu tamamen tükendi. Osmanlı makamları, kaledeki sivil ahalinin açlıktan kırılmasını önlemek maksadıyla teslim anlaşmasına razı oldu. Şartlara göre Müslümanlar can ve namus emniyeti altında Mısır ve Anadolu sahillerine nakledilecekti. Takvimler 19 Ağustos 1821’i gösterdiğinde kale kapıları açıldı; fakat Rum çeteleri verdikleri ahdi ayaklar altına alarak savunmasız ahaliye saldırdı. Binlerce Müslüman Türk kadın, çocuk ve yaşlı ayrımı gözetilmeksizin şehit edildi.

Navarin’de iki perdeli vahşet

Bölgede yaşanan canavarlık, bizzat dönemin hadiselerine şahitlik eden kaynaklarca da iki perde halinde kayda geçirildi. İlk safhada, 14 Temmuz günü teslim olan 350 civarındaki aç ve bitap sivilin içinden 65 yaş altı erkekler Arkadia Kalesi burçlarından aşağı atıldı. Geriye kalan kadın ve çocuklar ise Helonaki Adası’na bırakılarak açlıktan ölüme mahkûm edildi.

İkinci safhada ise 7 Ağustos’ta can ve mal teminatı verilerek teslim alınan Müslümanlar, hiçbir insanî ve ahlâkî kural tanınmaksızın katliamdan geçirildi. İsyancıların sergilediği vahşet, Osmanlı’nın bölgedeki maddî ve manevî izlerini silme gayesinin bir parçası olarak tatbik edildi.

Tarihçinin itirafı: Asırların kaydetmediği cinayet

O dönem hadiselere bizzat şahitlik eden Rum tarihçi Protosigelos Amvrosios Francis, yaşanan vahşeti şu ifadelerle itiraf ediyor:

"Böyle acı bir katliam ve cinayeti tarih asırlar boyunca kaydetmemiştir. Ateşli silahların mermileriyle ölenler kurtulmuş sayılırlardı. Kadın ve erkek yaralılar kendilerini yarı ölü vaziyette denize atıyor ve yüzerken vurularak öldürülüyorlardı. Ölmekten korkan kadınlar kucaklarındaki bebekleriyle çırılçıplak soyulmuş vaziyette denize atlıyor, Yunanlar da bu insanlara ateş açıyordu. Denizin suları bu zavallıların kanlarıyla kıpkırmızı kesilmişti. Yaşları 3 ilâ 5 arasında değişen çocuklar ya taşlara fırlatılarak ya da denize atılıp suyun içinde kurşunlanarak katledildi."

Navarin’de cereyan eden bu mezalim, Batı’nın himayesinde gerçekleştirilen etnik ve dinî temizlik hareketinin en karanlık sayfalarından biri olarak tarihe geçti.

{ "vars": { "account": "UA-216063560-1" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }