1204 yılında Haçlıların İstanbul’u işgal etmesinin ardından Komnenos hanedanından Aleksios, Trabzon’da kendisini imparator ilân etmiş ve şehir yaklaşık iki buçuk asır sürecek müstakil bir siyasî yapının merkezi hâline gelmişti. Karadeniz ile İran ve Doğu Anadolu arasındaki ticaret yollarının mühim limanlarından biri olan Trabzon, zaman içerisinde Ceneviz ve Venedik tacirlerinin de faaliyet gösterdiği zengin bir merkez hâline geldi. Şehrin batı ve güneyindeki geniş sahalarda ise bilhassa XIII. ve XIV. asırlardan itibaren Türkmen nüfuzu giderek kuvvetleniyordu.
Çepni Türkmenleri Giresun, Kürtün, Tirebolu, Vakfıkebir ve çevresinde yerleşerek Trabzon devletini kara tarafından giderek daralan bir sahaya sıkıştırmıştı. Osmanlı Devleti de II. Murad devrinden itibaren Trabzon meselesiyle doğrudan ilgilenmeye başladı. 1442’de Osmanlı kuvvetleri deniz yoluyla Trabzon sahillerine kadar ulaştı. 1456’da Şeyh Cüneyd’in şehri ele geçirmek maksadıyla giriştiği harekâtın ardından Rum Beylerbeyi Hızır Bey bölgeye gönderildi ve Trabzon hükümdarı Osmanlı’ya vergi vermeyi kabul etti.
29 Mayıs 1453’te İstanbul’un fethi ise Trabzon için yeni bir devrin başlangıcıydı. Fatih Sultan Mehmed, eski Doğu Roma sahasında Osmanlı siyasî hâkimiyetinin dışında kalan merkezleri birer birer ortadan kaldırıyordu. Mora’nın ardından Karadeniz sahilleri de aynı siyasetin içine girdi. Trabzon artık Fatih’in doğu siyasetinde ertelenmesi mümkün olmayan bir mesele hâline gelmişti.
Trabzon, Osmanlı’ya karşı ittifak arıyordu
Trabzon hükümdarlarının asıl dayanağı, doğuda kuvvetlenen Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan’dı. Komnenos hanedanı ile Akkoyunlular arasında evlilik yoluyla kurulan bağlar siyasî ittifaka dönüştü. Trabzon hükümdarı IV. İoannes’in kızı Theodora’nın Uzun Hasan ile evlenmesi bu münasebeti daha da kuvvetlendirdi. Uzun Hasan, Trabzon’u Osmanlı ilerleyişine karşı kendi nüfuz sahasının bir parçası olarak görüyordu.
Trabzon sarayı aynı zamanda Avrupa’da Osmanlı karşıtı bir ittifak arıyordu. Son hükümdar David Komnenos, Batı’daki hükümdarlarla temas kurarak Fatih’e karşı müşterek bir cephe meydana getirmeye çalıştı. 1459’da Burgonya Dükü Philippe’e gönderilen mektupta Uzun Hasan başta olmak üzere Osmanlı’ya karşı kullanılabilecek doğulu hükümdarlar zikrediliyordu. Böylece Trabzon meselesi, küçük bir Karadeniz devletinin geleceğinden çıkarak Osmanlı’ya karşı kurulması düşünülen daha geniş bir siyasî cephenin parçası hâline gelmişti.
Fatih Sultan Mehmed bu hareketleri yakından takip ediyordu. Karadeniz’in Anadolu kıyılarındaki dağınık siyasî yapıları tasfiye etmek, Anadolu’daki hâkimiyeti sağlamlaştırmak ve doğudan gelebilecek bir ittifakı daha teşekkül etmeden dağıtmak gerekiyordu.
Fatih hedefini gizledi
1461 seferinin en dikkat çekici taraflarından biri, padişahın asıl hedefini son ana kadar gizlemesiydi. Osmanlı kara ordusu Anadolu’ya geçerken donanma da Karadeniz’e açıldı. Sinop’taki Candaroğlu hâkimiyetinin bertaraf edilmesiyle Trabzon’un batı istikametindeki en önemli siyasî engellerden biri ortadan kaldırıldı. Fatih daha sonra doğuya yönelerek Akkoyunlu nüfuz sahasına yaklaştı.
Uzun Hasan doğrudan büyük bir meydan savaşına girmek yerine annesi Sare Hatun’u Fatih’in karargâhına gönderdi. Yapılan görüşmeler sonucunda Osmanlı-Akkoyunlu cephesinde geçici bir sulh sağlandı. Fatih böylece Trabzon üzerine yürürken arkasından gelebilecek büyük bir Akkoyunlu taarruzunun önünü kesti. Sare Hatun ise bir müddet Osmanlı ordusuyla beraber hareket etti.
Sefer sırasında çekilen zahmetleri gören Sare Hatun’un Trabzon için bu kadar meşakkat çekmenin sebebini sorduğu, Fatih’in ise meselenin Trabzon’dan ibaret olmadığını ve bu zahmetin “Din-i İslâm yolına” çekildiğini söylediği Osmanlı rivayetlerinde yer aldı.
Trabzon seferinin asıl güçlüğü kale surlarından önce coğrafyaydı.
Fatih, alışılmış ve düşmanın beklediği yolları kullanmadı. Ordu Bayburt ve çevresinden Trabzon’a doğru ilerlerken sarp dağlara, ormanlara, bataklıklara ve şiddetli yağmurlara girdi. Tursun Bey, Mahmud Paşa’nın geçtiği yolları tarif ederken bazı yerlerde kuşun dahi uçmasının güç görüldüğünü, kazmacı ve baltacıların asker önünde yollar açtığını anlatır.
Sefer sırasında Osmanlı ordusunda bulunan Konstantin Mihailoviç’in anlatımı bu yürüyüşün ağırlığını daha açık biçimde gösterir. Yağmur sebebiyle yollar çamur deryasına dönmüş, padişahın arabaları ilerleyemez hâle gelmişti. Fatih bunun üzerine arabaların parçalanmasını emretmiş, yükler develere aktarılmıştı. Bazı noktalarda yeniçerilerin padişahı güçlükle aşağı indirdiği, hazineleri taşıyan develerin dahi dağlarda mahsur kaldığı aktarılır.
2025 yılında Belleten’de yayımlanan ve arazi araştırmalarını tarihî kayıtlarla karşılaştıran çalışma da Bayburt-Trabzon arasında birden fazla tarihî yol bulunduğunu, Fatih’in kesin güzergâhının uzun yıllardır tarihçilerin üzerinde çalıştığı başlıca meselelerden biri olduğunu ortaya koymaktadır. Çağdaş kaynakların ortak noktası ise Osmanlı ordusunun Trabzon’a son derece güç ve beklenmedik bir dağ güzergâhından ulaştığıdır.
Trabzon denizden ve karadan çevrildi
Fatih dağları aşarken Osmanlı donanması çoktan Trabzon önlerine ulaşmıştı. Kaynaklar donanmanın büyüklüğü konusunda birbirinden farklı rakamlar verir. Âşıkpaşazâde yüz gemiden söz ederken Kritovulos bu sayıyı üç yüze kadar çıkarır. Dolayısıyla kesin gemi mevcudunu tayin etmek mümkün değildir. Fakat Osmanlı donanmasının kara ordusundan önce Trabzon önlerine gelerek şehri denizden baskı altına aldığı hususunda kaynaklar birleşmektedir.
Kuşatmanın müddeti konusunda da rivayetler farklıdır. Konstantin Mihailoviç altı haftalık bir mücadeleden bahsederken Kritovulos kara ordusunun kuşatmasını yirmi sekiz gün olarak gösterir. Başka kaynaklarda dört haftaya yakın müddetler zikredilir. Bu farklılık büyük ihtimalle deniz kuvvetlerinin kuşatmaya başladığı tarih ile kara ordusunun şehir önüne ulaştığı tarihin ayrı ayrı esas alınmasından kaynaklanmaktadır.
Mahmud Paşa, Fatih’ten önce Trabzon önlerine ulaştı. Şehrin mukavemetinin neticesiz kalacağı anlaşılınca İmparator David Komnenos ile teslim görüşmeleri başladı. Kritovulos’a göre müzakereleri Mahmud Paşa yürüttü ve David’e teslim olması hâlinde hayatının ve geçiminin teminat altına alınacağı bildirildi.
İstanbul’un surlarını sekiz yıl önce yıkan Osmanlı ordusu artık Trabzon’un karşısındaydı. Deniz Osmanlı gemileriyle tutulmuş, kara ordusu aşılması imkânsız zannedilen dağlardan çıkmış, Akkoyunlu müdahalesi diplomasi yoluyla bertaraf edilmişti. David Komnenos için direnmenin siyasî zemini kalmamıştı.
15 Ağustos 1461: Trabzon teslim oldu
Sefer takvimini ayrıntılı biçimde inceleyen çalışmalara göre Osmanlı donanması temmuz ayında Trabzon önlerine ulaştı. Mahmud Paşa 14 Ağustos’ta şehir önüne gelirken Fatih Sultan Mehmed 15 Ağustos 1461’de Trabzon’a vardı ve şehir aynı gün teslim edildi. Böylece 1204’ten beri Trabzon’da hüküm süren Komnenos hâkimiyeti sona erdi.
Fetih tarihinin uzun müddet 26 Ekim 1461 olarak verilmesi tarih yazımında ayrı bir tartışmaya yol açtı. İsmail Hakkı Uzunçarşılı’nın da kullandığı bu tarih, Trabzon’un düştüğü haberini bildiren bir Venedik belgesinin 26 Ekim tarihini taşımasına dayanıyordu. Ancak ordunun hareket takvimi ve dönüş güzergâhı üzerine yapılan araştırmalar, Fatih’in ekim ayında Trabzon’da bulunmasının mümkün olmadığını gösterdi. Kenan İnan, Hanefi Bostan, Anthony Bryer ve David Winfield’ın çalışmaları 15 Ağustos tarihini destekledi. Türk Tarih Kurumu da 2022 yılında Trabzon Valiliğine gönderilen görüşünde 15 Ağustos 1461’in fetih tarihi olduğu kanaatini bildirdi.
Osmanlı kroniklerinin çoğu ise meseleyi gün ve ay bakımından kesinleştirmez. Tursun Bey, Âşıkpaşazâde, Neşrî ve Oruç Bey fethi 865/1461 yılı içerisinde gösterirken Dukas ve Sphrantzes de 1461 yılını kaydeder. Bu sebeple 15 Ağustos tarihi esas itibarıyla çağdaş kayıtların sefer kronolojisiyle karşılaştırılması neticesinde ortaya çıkmaktadır. (DergiPark)
Fatih ilk cuma namazını kıldı
Şehrin tesliminden sonra Fatih Sultan Mehmed birkaç gün Trabzon’da kaldı. Trabzon’un en önemli dinî yapılarından biri olan ve daha sonra Ortahisar Fatih Camii adıyla anılacak kilise camiye çevrildi. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin kaydına göre Fatih, Trabzon’daki ilk cuma namazını burada kıldı.
Ardından Osmanlı idarî düzeni tesis edildi. Sancak beyi, kadı, dizdar ve muhafızlar tayin edildi; surlar tahkim edildi. Anadolu’nun çeşitli bölgelerinden Müslüman ailelerin Trabzon’a iskân edilmesiyle şehrin Türk-İslâm karakterinin kuvvetlendirilmesine girişildi. Âşıkpaşazâde, şehirde mescit ve medreseler meydana getirildiğini ve Müslüman hanelerin buraya nakledildiğini açıkça kaydeder.
Sonraki tahrir kayıtları Niksar, Amasya, Ladik, Bafra, Çorum, Merzifon, Tokat ve Samsun gibi şehirlerden Trabzon’a ailelerin getirildiğini gösterir. Trabzon böylece zaman içerisinde Osmanlı’nın doğu siyasetinde hem askerî hem idarî hem de ticarî bakımdan mühim bir merkez hâline geldi.
Karadeniz hâkimiyetinin kilit halkası
Trabzon’un fethi, Fatih’in Karadeniz siyasetinin mühim merhalelerinden biriydi. İstanbul’un alınmasıyla Boğazların kapısını tutan Osmanlı Devleti; Amasra, Sinop ve Trabzon’un hâkimiyet altına alınmasıyla Anadolu’nun Karadeniz sahillerindeki siyasî parçalanmayı büyük ölçüde ortadan kaldırdı. Fatih’in bu siyaseti ilerleyen yıllarda Kefe’nin fethi ve Kırım üzerindeki Osmanlı nüfuzunun kurulmasıyla devam edecekti.
Trabzon ayrıca doğuya açılan bir askerî merkez hâline geldi. Yavuz Sultan Selim’in uzun yıllar sancak beyi sıfatıyla Trabzon’da bulunması, Safevî hareketini buradan takip etmesi ve Kanuni Sultan Süleyman’ın Trabzon’da dünyaya gelmesi, şehrin Osmanlı siyaseti içindeki mevkiini daha sonraki yıllarda da muhafaza ettiğini gösterdi.
15 Ağustos 1461’de gerçekleşen fetih, Fatih Sultan Mehmed’in İstanbul’dan sonra kurmaya başladığı büyük siyasî nizamın doğudaki mühim halkalarından biri oldu. Yüzyıllarca sarp dağların ve kuvvetli surların himayesinde kalan Trabzon, denizden donanmanın, karadan ise aylarca dağ aşan Osmanlı ordusunun önünde teslim edildi. Fatih’in sekiz yıl önce İstanbul’da açtığı devir, Trabzon’un fethiyle Karadeniz’in doğu sahillerine kadar ulaştı.
Faydalanılan başlıca kaynaklar
Birincil kaynaklar:
-
Tursun Bey, Târîh-i Ebü’l-Feth.
-
Âşıkpaşazâde, Tevârîh-i Âl-i Osman.
-
Mehmed Neşrî, Kitâb-ı Cihannümâ.
-
Oruç Bey, Oruç Beğ Tarihi.
-
Kritovulos, History of Mehmed the Conqueror.
-
Dukas, Decline and Fall of Byzantium to the Ottoman Turks.
-
George Sphrantzes, The Fall of the Byzantine Empire 1401-1477.
-
Konstantin Mihailoviç, Memoirs of a Janissary.
-
Ebû Bekr-i Tihranî, Kitâb-ı Diyarbakriyya.
Araştırma eserleri ve makaleler:
-
Kenan İnan, “Trabzon’un Osmanlılar Tarafından Fethi”, Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, sy. 14, 2003, s. 71-84.
-
Heath W. Lowry – Feridun Emecen, “Trabzon”, TDV İslâm Ansiklopedisi.
-
Halil İnalcık, “Mehmed II”, TDV İslâm Ansiklopedisi.
-
Anthony Bryer – David Winfield, The Byzantine Monuments and Topography of the Pontos.
-
Hanefi Bostan, XV-XVI. Asırlarda Trabzon Sancağında Sosyal ve İktisadî Hayat.
-
M. Fahrettin Kırzıoğlu, Osmanlıların Kafkas Ellerini Fethi.
-
Osman Emir – Miraç Tosun – Yasin Topaloğlu – İsmail Köse, “Bayburt’tan Trabzon’a: Fatih Sultan Mehmed’in Trabzon Sefer Güzergâhı”, Belleten, 89/315, 2025, s. 481-506.
-
Haşim Karpuz, “Ortahisar Camii”, TDV İslâm Ansiklopedisi.




