Maalesef ülkemiz bir operasyon sahası olmaktan kurtulamıyor. Kayseri'de bir çocuğa tecavüz iddiasıyla başlayan hadiseler birkaç şehirde de küçük çaplı olsa da devam etti. Tehlike henüz geçmiş de değil.

İddia göre bir Suriyeli akrabası olan bir çocuğu istismar ederken yakalanıyor ve bunu duyan bölge halkı sokağa dökülüyor. Çocuğa yapılan istismara tepki için sokağa dökülenler Suriyelilerin evlerini, iş yerlerini ve araçlarını yakmaya başlıyor. Yakamadıklarını taşlıyorlar. Dükkanları yağmalıyorlar.

İnsanlar hadisleri görünce, "Çocuğa yapılan istismara tepki göstermekle ev, işyeri ve araç yakmak ne alaka" diye haliyle soruyor.

16 Temmuzcular kazandı… 16 Temmuzcular kazandı…

Yakma, taşlama ve yağmalama yapanlar gözaltına alındıklarında gerçek hüviyetleri de ortaya çıkıyor. Gözaltına alınanların ekserisi sabıkalı çıktı. Öyle tek sabıkalı da değiller; en masumu 3-4 sabıkalı! Gasptan tecavüze, torbacılıktan hırsızlığa aklınıza gelen her suçtan sabıkası olan bu insan müsveddelerinin vatan millet için sokağa çıkacak halleri. Bu özneler, 2023 senesindeki depremlerde milletçe büyük acılar yaşarken deprem bölgesine yağmalamaya gidecek kadar alçalanlarla aynı soysuzlukta kan müşterekliği var.

Bunların dinleri, imanları, vatanları, milletleri paradır. Bunlar operasyon çocuklarıdır. Parayı bastıran bunlara her şeyi yaptırır. Çoğunluğu uyuşturucu türü maddeler kullandıklarından zekâ yönünden de istismara açıktırlar. Yani, çok kullanışlı operasyon unsurlarıdırlar.

Bugün sokağa çıkıp yakıp yıkan, taşlayıp yağmalayanların hüviyetlerinin fotoğrafını çektikten sonra gelelim hadisenin devlete bakan yönüne. Kontrolsüz göç dalgasına karşı ilk başlarda planlı bir program uygulanmadı. Şehirlerin nüfus yoğunluğuna göre mültecilerin dağılımı yapılmadı. Ne zamanki bazı şehirlerde nefes alınamayacak hale gelinde o zaman mülteci kısıtlaması getirildi. En başta yapılması gereken kısıtlama en sonda iş işten geçtikten sonra yapıldı. Bunun yanında mültecilere yönelik yapılması gereken onlarca madde vardı ama onlar da yapılmayınca Türk halkı yaşadığı her olumsuzluğu mültecilerden bildi. Bu da halkta mültecilere karşı öfke ve nefrete sebep oluyor. Operasyon unsurları bu biriken öfke ve nefret üzerinden kendilerine rahat bir ortam bulabiliyorlar.

Mülteciler üzerinden yapılan algı operasyonlarına karşı anında müdahalede de çok geç kalınıyor. Yazıyı yazmadan önce sosyal medyaya baktım, hâlâ mültecilere karşı şiddet olaylarını meşru göstermeye yönelik paylaşımlar devam ediyor. Ve bu paylaşımları yapanlar sahte hesaplar değil. Türkiye'de yaşayıp isimleri cisimleri belirli insanlar. Müdahalede çok ağır kalınıyor, çok ağır!

Bütün politikasını mülteci düşmanlığı ve ırkçılık üzerine kuran bir özne hakkında nedense bir işlem yapılmıyor. O da mevzuyu kaşıdıkça kaşıyor. Bürokrasi içinde bu özneyle aynı düşünen en üstten en alta kadar kaç kişi ve kimler olduğu biliniyor mu? Mezkûr hadiselere geç müdahalede bunların tesiri var mı? Gezi Ayaklanması'nı unutmayın. Sonradan ortaya çıktı ki ayaklanmayı, devlet içindeki FETÖ'cü unsurlar köpürtmüş. Bâgîlerin günlerce yakıp yıkmalarına göz yummuşlar, müdahale etmemişler.

MİT, başarılı operasyonlarla terör devleti İsrail'in Türkiye'deki ajanlarını bir bir yakalıyor. Umuyorum, ırkçı görünümlü yeni operasyonun unsurlarına da gerekeni yapacaktır. Uluslararası hamlelerimiz art arda başarılı neticeler verirken içeride operasyona açık bir ülke olmaktan çıkmak zorundayız. Bu da iç temizlikten geçiyor.

Yakup Köse, Star