Prof. Dr. Erhan Afyoncu, Osmanlı bürokrasisinde makamını ve devlet imkânlarını kullanarak haksız kazanç sağlamaya çalışan görevlilere ilişkin dikkat çekici hadiseleri kaleme aldı. Afyoncu, bürokratların dönemin şartlarında önemli gelir ve itibara sahip olmalarına rağmen bazı görevlilerin daha fazla servet edinmek için sahtekârlık ve yolsuzluğa başvurduğunu aktardı.

Afyoncu’nun verdiği örneklerden biri 1620’li yıllarda Defter Emini Abdi Efendi ile Reisülküttap Hamza Efendi hakkında ortaya çıkarılan usulsüzlüktü. Birbirlerini denetlemesi gereken devlet görevlilerinin birlikte hareket ettiği hadisede, boşta bulunan kılıç timarlarının kendi üzerlerine geçirilip daha sonra adamlarına devredildiği tespit edildi. Yapılan incelemenin ardından Reisülküttap Hamza Efendi idam edilirken Defter Emini Abdi Efendi görevinden alındı.

Daha eski tarihli ve çok daha geniş çaplı bir başka sahtekârlık ise 1590 yılında ortaya çıkarıldı. Divân-ı Hümâyûn ve Maliye kalemlerindeki bazı görevlilerin, İran seferleri sırasında kullanılmak üzere hazırlanan tuğralı boş fermanları ele geçirerek sahte belgeler düzenledikleri belirlendi. Devlet bürokrasisinin içerisindeki isimler, ellerindeki resmî evrak ve yetkiyi şahsi menfaat sağlamak amacıyla kullanmıştı.

Sahtekârlığın oldukça planlı yürütüldüğü de ortaya çıktı. Afyoncu’nun aktardığına göre bazı belgelerde bir müddet sonra silinebilen mürekkep kullanılıyor, böylece evrakın içeriği sonradan değiştirilerek sahte işlemler gerçekleştiriliyordu. Hadisenin ortaya çıkmasının ardından geniş çaplı bir teftiş başlatıldı.

Yapılan tahkikat sonunda suçları tespit edilen görevlilerden ikisi idam edildi. Altı kişinin birer eli kesilirken yedi kişi kürek cezasına gönderildi. Böylece devletin resmî evrakını kullanarak hazineyi zarara uğratan bürokrat ve görevliler ağır cezalarla karşı karşıya kaldı.

Hindistan'dan Pakistan sınırına saldırı: 2 kişi öldü
Hindistan'dan Pakistan sınırına saldırı: 2 kişi öldü
İçeriği Görüntüle

Afyoncu’nun aktardığı bir başka hadise ise 18. yüzyılın sonlarında yaşandı. 1783 yılında Defterhane kâtiplerinden Yesrî’nin taşradaki bazı görevlilerle bağlantı kurarak sahte vesikalar düzenlediği tespit edildi. Yesrî devlet hizmetinden çıkarıldı ve Bozcaada’ya sürgüne gönderildi. Osmanlı bürokrasisinde farklı tarihlerde ortaya çıkan bu vakalar, makam ve devlet evrakı kullanılarak gerçekleştirilen yolsuzlukların yalnızca görev değişikliğiyle kapatılmadığını gösteriyor.

Afyoncu’nun anlattıkları bugüne ne söylüyor?

Günümüzde ise makam ve nüfuzla adeta dokunulmazlık zırhına bürünen bazı bürokratların gözü bir türlü doymuyor; kendisini, ailesini ve çevresini zengin ediyor, milyonlarla doymayıp milyarlara uzanıyor, fonlarla, borsayla, faizle ve kamu imkânlarıyla milletin sırtından servet devşiriyor. Milletin vergisiyle maaşını alanlar yine milletin parasını kullanarak milleti keriz yerine koyuyorken, bu azgınlığın sürmesinde caydırıcı ve ibretlik cezaların uygulanmamasının payı da tartışılmayı bekliyor. Üstelik böylesine büyük para hareketlerinin ve ilişkilerin bir günde kurulamayacağı ortada: Milletin gözü önünde uzun zamandır dönen işleri devletin ve siyasi iradenin hiç görmediğini düşünmek mümkün mü? Bu dosyalarda kimlerin bildiği, kimlerin sustuğu, kimlerin koruduğu, kimlerin menfaat sağladığı da ortaya çıkarılmadıkça mesele birkaç açgözlü bürokratla açıklanamaz. Eğer içeride başkalarının da dâhil olduğu ilişkiler ağı sebebiyle dosyaların üzeri örtülüyor, meseleler halının altına süpürülüyor ve şaibeli isimler bir şekilde yeniden makam bulabiliyorsa asıl konuşulması gereken, yolsuzluğu mümkün kılan ve cezasız bırakan bu düzenin kendisidir. Böyle devam edildiği müddetçe milletten hiçbir makes bulamayacakları da tarihi bir gerçektir.