Cinayetin yaşandığı 2006 yılı, FETÖ ve Ergenekon arasındaki güç mücadelesinin yoğunlaştığı bir dönemdi. Bu sebeple dosya, dönemin siyasî ve bürokratik şartlarıyla birlikte değerlendirilmelidir.
Geçtiğimiz yıl yapılan yayınların ve yürüttüğünüz hukukî girişimlerin ardından Bayram Ali Öztürk dosyasında hangi somut gelişmeler yaşandı?
Bayram Ali Öztürk Platformu olarak altı yıldır, Bayram Hoca’nın karanlıkta kalan cinayetinin aydınlatılması için hukukî faaliyetler yürütüyoruz. Özellikle son bir yıl içerisinde çalışmalarımıza büyük bir ivme kazandırdık. Akın Gürlek’in Adalet Bakanı olmasının ardından, Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü bünyesinde Faili Meçhul Cinayetleri Araştırma Dairesi kuruldu. Kamuoyunda büyük yankı uyandırmasına rağmen faili meçhul kalan bazı cinayet dosyaları hakkında peş peşe çalışmalar yürütüldü ve önemli neticeler alındı. Bu gelişmeler toplum vicdanında da olumlu bir karşılık buldu. Çünkü faili meçhul bir cinayetin karanlıkta kalması, toplumun farklı kesimlerini hem bireysel hem de müşterek olarak bu cinayetin muhatabı hâline getirir. Hukuk düzeni, toplumun tamamını ilgilendiren bir zemindir. Kısa süre önce TVNet’te bir yayın gerçekleştirdik. Bunun yanında Yeni Şafak, Akit TV ve Akit Gazetesi’nde haberler yayımlandı, çeşitli görüşmeler yaptık. Bilhassa TVNet’teki yayının ardından, Bayram Ali Öztürk dosyasını temelden ilgilendiren ve olumlu anlamda sarsıcı olarak nitelendirebileceğimiz bazı gelişmeler yaşandı. Bürokrasiden olumlu cevaplar aldık ve birtakım temaslarda bulunduk. Elhamdülillah, gelecek hafta İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına, faili meçhul durumda bulunan Bayram Ali Öztürk cinayetinin aydınlatılmasına elverişli bir zemin oluşturacak dilekçemizi sunacağız. Bu noktada TVNet ailesine ayrıca teşekkür ediyoruz. Yayın ülke genelinde geniş bir ilgiyle takip edildi ve programa toplumun farklı kesimlerinden destek mahiyetinde yorumlar yapıldı.
Platform olarak yürüttüğümüz altı yıllık mücadelenin ve Bayram Hoca’nın şehadetinin üzerinden geçen yirmi yılın ardından hukukî anlamda böyle bir gelişmenin yaşanması, bizim açımızdan son derece sevindiricidir.
Bayram Ali Öztürk cinayetinin yirmi yıldır bütünüyle aydınlatılamamasını hangi siyasî ve bürokratik etkenlerle açıklıyorsunuz?
Bir avukat olarak yıllardır şu soruyla karşılaşıyorum: “Cinayetin üzerinden 20 yıl geçtiği hâlde bu dosya neden çözülemiyor?” Bu soruyu muhafazakâr kimlikli insanlar da seküler dünya görüşüne sahip müvekkillerim de soruyor. Neticede ortada işlenmiş ve hâlâ bütünüyle aydınlatılamamış bir cinayet bulunmaktadır. İnsanlar, yıllardır muhafazakâr bir parti iktidarda olduğu hâlde bu cinayetin neden çözülemediğini anlamaya çalışıyor.
Bu noktada iktidar ile bürokrasi arasındaki farkın doğru anlaşılması gerekir. Cumhuriyetin ilk dönemlerinden itibaren baskı ve zulümle karşılaşan insanımız, iktidarın mahiyetini ve sınırlarını tam anlamıyla kavramakta güçlük çekmiştir. Bu mesele, Recep Tayyip Erdoğan’ın verdiği mücadelenin kıymetini de ortaya koymaktadır.
Toplumda bürokrasi çoğu zaman trafik polisi, mübaşir, emniyet müdürü, vali veya bakanlık seviyesindeki görevliler üzerinden tanımlanıyor. Bunlar doğrudan bürokrasinin unsurlarıdır. Bununla birlikte Türkiye’de atipik özellikler taşıyan bir de dolaylı bürokrasi müessesesi bulunmaktadır. Bunu, belirli yönleriyle derin devlet kavramıyla ilişkilendirmek mümkündür.
Dolaylı bürokrasi, doğrudan bürokrasiyi meydana getiren ve onun insan kaynağını sağlayan yapıdır. AK Parti’nin iktidara gelmesinin ardından muhafazakâr kimliğe sahip insanlar bürokrat ve memur olarak devlet kademelerinde daha fazla yer almaya başlamıştır. Muhafazakâr kimliğe sahip insanların devlet kademelerinde görev alması, geçmişte Kemalist zihniyetin haksız engellemeleri sebebiyle mümkün olmuyordu. Daha sonraki dönemde ise benzer engellemeler FETÖ’cü unsurlar eliyle sürdürüldü. Dolaylı bürokrasinin içerisinde cemaatler, tarikatlar, üniversiteler, sivil toplum kuruluşları, finans çevreleri ve medya organları bulunmaktadır. Ne var ki sahip olunan bürokratik güç ve akıl, zihnî iktidarın kurulması istikametinde yeterince kullanılamadı. Bürokratik güç ile bürokratik akıl bir araya getirildiğinde zihnî hâkimiyetin sağlanması mümkündür. Ancak menfaat merkezli tutumlar sebebiyle bu imkândan gereken ölçüde faydalanılamadı. Bayram Hoca cinayetinin 20 yıl boyunca niçin çözülemediğini anlayabilmek için Türkiye’nin yakın tarihindeki güç ilişkilerine bakmak gerekir. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kurulan Darbeleri ve Muhtıraları Araştırma Komisyonunun raporu, farklı siyasî partilerin mensupları tarafından imzalanmış ve dönemin maddî olguları kayıt altına alınmıştır. Rapora yansıyan hadiselerden biri, Ahmet Albayrak ile Aydın Doğan arasında geçen görüşmedir. Aydın Doğan, kendi şahsı hakkında ağır yazılar kaleme alan bir yazarın uyarılmasını Ahmet Albayrak’tan istemiştir. Ahmet Albayrak ise yazıların belgeye ve hakikate dayanması hâlinde müdahale etmeyeceğini, ancak bu hassasiyeti yazara ileteceğini belirtmiştir. Ardından kendisi de Emin Çölaşan’ın İslâm’a ve Müslümanlara yönelik hakaretlerinin durdurulmasını istemiştir. Kendi şahsıyla ilgili yazılara müdahale edilmesini talep eden Aydın Doğan, İslâm’a yönelik hakaretler söz konusu olduğunda yazarına hiçbir şekilde müdahale etmeyeceğini söylemiştir. Bu örnek, dolaylı bürokrasinin ve medya gücünün nasıl kullanıldığını göstermesi bakımından önemlidir.
15 Temmuz 2016 sonrasında bürokraside yaşanan değişimlerin dosyanın seyrine nasıl yansıdığını düşünüyorsunuz?
Özellikle 15 Temmuz 2016’dan sonra FETÖ’cü kadroların bürokrasiden tasfiye edilmeye başlanmasıyla Bayram Ali Öztürk dosyasında yapıcı gelişmeler yaşandı. Medya organlarının ilgisi ve son dönemde ortaya çıkan yeni hadiseler, cinayetin aydınlatılması bakımından elimizi önemli ölçüde kuvvetlendirdi. Platformumuz adına, Bayram Ali Öztürk dosyasına ilgi duyan ve yıllardır bu cinayetin aydınlatılması için mücadele eden herkese çağrıda bulunuyorum. Türkiye Cumhuriyeti Devleti güçlü bir devlettir. Recep Tayyip Erdoğan güçlü bir liderdir. Bürokrasimiz ve sivil toplum kuruluşlarımız doğru bir koordinasyon içerisinde, fitne ve fesattan uzak biçimde hareket ettiğinde bu dosyanın çözülememesi için hiçbir sebep bulunmamaktadır. Şehit Muhsin Yazıcıoğlu dosyasında son dönemde yaşanan hareketlilik bunun önemli bir örneğidir. Adalet Bakanlığının yürüttüğü çalışmalarda teknolojik verilerin etkili biçimde kullanılması bizi ümitlendirmiştir. FETÖ’cü kadroların bütünüyle temizlendiğini söyleyemeyiz; ancak 15 Temmuz’dan sonra devletine, bayrağına ve vatanına ihanet eden unsurlara karşı daha güçlü bir mücadele zemini oluşmuştur. Bize sürekli, cinayetin üzerinden 20 yıl geçtiği, delillerin karartıldığı ve dosyanın yeniden canlandırılmasının mümkün olmadığı söyleniyor. Hâlbuki teknolojik veriler, Bayram Ali Öztürk dosyasının yeniden ele alınmasına son derece elverişlidir. Dilekçemizde de bu hususa ayrıntılı biçimde yer vereceğiz.
Cinayetin işlendiği dönemin siyasî ve bürokratik şartları dosyanın değerlendirilmesi bakımından neden önem taşıyor?
Bayram Hoca, şehit edileceğini biliyor ve aldığı somut tehditleri çevresine anlatıyordu. Abdülmetin Balkanlıoğlu Hoca da bu uyarıları sonradan kamuoyuyla paylaşmıştır. Cinayetin yaşandığı 2006 yılı, FETÖ ve Ergenekon arasındaki güç mücadelesinin yoğunlaştığı bir dönemdi. Bu sebeple dosya, dönemin siyasî ve bürokratik şartlarıyla birlikte değerlendirilmelidir. Mustafa Erdal’ın bağlantılı olduğu dernek, soruşturmanın temel noktalarından biridir. Bazı şahıslar camide ve dernekteki bağlantılarını reddetse de telefon görüşmeleri, HTS kayıtları ve belgeler bu beyanlarla çelişmektedir. Günümüzün yüz tanıma, HTS ve baz istasyonu imkânlarıyla dosya yeniden incelenebilir. Radoslav Petkov Radev’in kimliği, Türkiye’deki bağlantıları ve bazı şüphelilerin kamu görevlilerince korunup korunmadığı da araştırılmalıdır. Bayram Hoca cinayetinin münferit bir eylem olmadığı, dış bağlantıları bulunan ve hücre sistemiyle hareket eden bir yapı tarafından gerçekleştirildiği kanaatindeyiz. Hazırladığımız dilekçenin ardından önemli gelişmeler yaşanacağına inanıyor ve herkesi bu hukuk mücadelesine destek vermeye çağırıyoruz.
Cinayetin bir meczubun münferit eylemi olmadığı yönündeki kanaatinizi hangi bulgu ve bağlantılara dayandırıyorsunuz?
Bayram Hoca cinayetinin, bir meczubun münferit eylemi olarak değerlendirilmesini kabul etmemiz mümkün değildir. Dosya kapsamında yaklaşık 3 bin 600 sayfalık belge toplanmıştır. Bunun yanında, cinayetin aydınlatılması talebiyle toplumun farklı kesimlerinden yaklaşık 30 bin imza topladık. Bu imzaları da sunacağımız dilekçeye ekleyeceğiz. Mustafa Erdal, cinayetin işlendiği gün İsmailağa Camii’ne tesadüfen veya ilk defa gelmiş bir kişi değildir. Daha önce de camiye gelmiş ve uzun süredir belirli bir dernekle irtibat hâlinde bulunmuştur. Bayram Hoca’nın şehit edildiği gün söz konusu derneğin çok sayıda mensubunun camide bulunması dikkat çekicidir.
Üstelik Bayram Hoca’nın maruz kaldığı saldırı, 3 Eylül 2006’daki suikastla sınırlı değildir. Daha önce Tekirdağ’da da kendisine yönelik bir suikast teşebbüsü yaşanmıştır. Dosyada, hayatın olağan akışıyla bağdaşmayan ve açıklığa kavuşturularak araştırılması gereken çok sayıda gelişme bulunmaktadır.
Radoslav Petkov Radev’in dosyadaki konumu nedir ve bu şahısla ilgili hangi hususların araştırılmadığını düşünüyorsunuz?
Bunlardan biri de Rus pasaportu taşıyan Radoslav Petkov Radev isimli şahıstır. Mustafa Erdal’ın irtibatlı olduğu derneğin önde gelen isimlerinden biri, cinayetin işlendiği gün saat 04.58’de Radev ile bir telefon görüşmesi gerçekleştirmiştir. Buna rağmen dosyada Radev’e ait pasaport dışında hemen hiçbir bilgi bulunmamaktadır. İlgili savcılık bu şahsı çağırmamış, görüşmenin mahiyetini sormamış ve bilgisine başvurmamıştır. Baz istasyonu verilerine göre Radev, telefon görüşmesinin yapıldığı sırada Levent’tedir. Cinayet, pazar sabahı trafiğin oldukça sakin olduğu erken bir saatte işlenmiştir. Bu şartlarda Levent’ten İsmailağa Camii’ne araçla ulaşım süresi yaklaşık 10 dakikadır. Bu sebeple Radev’in cinayet sırasında camide bulunmuş olabileceğini düşünüyoruz. Bu ihtimalin soruşturma makamlarınca ayrıntılı biçimde araştırılması gerekmektedir.
Dosyada Radev’in Türkiye’de nerede ikamet ettiğine, ülkeye ne zaman giriş yaptığına ve burada kimlerle temas kurduğuna dair herhangi bir bilgi bulunmamaktadır. Radev’le görüşen, Mustafa Erdal’ın bağlantılı olduğu derneğin üst düzey mensubu ile bu kişinin amiri konumundaki şahıs arasında da telefon trafiği tespit edilmiştir. Bu sebeple söz konusu irtibatların sıradan veya tesadüfi görüşmeler olarak değerlendirilmesi mümkün değildir. Tekirdağ’daki suikast teşebbüsü, HTS kayıtları ve dosyadaki diğer veriler birlikte incelendiğinde, 40-50 kişilik bir grubun Bayram Hoca’yı sürekli takip ettiği yönünde ciddi emareler ortaya çıkmaktadır. Bu şahısların bir kısmının ifadeleri önce emniyette, üç gün sonra ise savcılıkta alınmıştır. İlk ifadesinde Nakşibendi tarikatına mensup olduğunu ve Mustafa Erdal’ı tanıdığını söyleyen bir kişinin, daha sonraki savcılık ifadesinde farklı beyanlarda bulunduğu görülmektedir. Dolayısıyla ifadeler arasındaki çelişkilerin, telefon irtibatlarının ve şahıslar arasındaki hiyerarşik bağların yeniden incelenmesi gerekmektedir.
HTS kayıtları ve telefon trafiği, Mustafa Erdal’ın çevresindeki kişiler arasında nasıl bir irtibat ağı bulunduğuna işaret ediyor?
Bir de cinayet günü camide bulunduğunu düşündüğümüz 40-50 kişilik grubun bir çekirdek kadrosu var. Bu kişilerin Bayram Hoca’nın şehadetinden önceki üç aylık HTS kayıtları incelendiğinde sürekli yan yana oldukları görülecektir. Bayram Hoca’nın kızı, babasını şehit eden Mustafa Erdal’ı cinayetten kısa süre önce evlerinin önünde gördüğünü ifade ediyor. Tekstil işçisi olarak bilinen Mustafa Erdal’ın ciplerle hareket eden bir grupla düğüne gittiğine dair veriler de bulunuyor. Düğünün tarihi, kime ait olduğu ve katılan kişiler belli. Aynı kişilerin cinayet günü İsmailağa Camii’nde bulunması, soruşturmanın çözümü bakımından son derece önemlidir. Üstelik Bayram Hoca, şehit edildiği gün Mustafa Erdal’la bağlantılı bir kişiyle görüşeceğini kendi notlarına kaydetmiştir. Bu dosyanın aydınlatılması yalnızca aile ve platform açısından değil, hukuk düzeni bakımından da zaruridir. Dilekçemizi sunduktan sonra kamuoyu desteğine daha fazla ihtiyaç duyacağız. Farklı siyasî görüşlerden insanların bize ulaşarak destek vermesi son derece kıymetlidir. Önümüzdeki dönemde gerekli izinlerin alınmasının ardından bir yürüyüş gerçekleştirmeyi de planlıyoruz. Gelen tepkilerde özellikle Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a çağrıda bulunulması isteniyor. Dosyanın çözümü için günümüz teknolojisi önemli imkânlar sunuyor. Olay gününe ait görüntüler yüz tanıma sistemleriyle yeniden incelenebilir. HTS ve baz istasyonu kayıtları karşılaştırılabilir, daha önce ifadeye çağrılmayan kritik isimler sorgulanabilir. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına sunacağımız dilekçenin, dosyanın bütün karanlık noktalarını gösterecek bir mahiyette olacağına inanıyoruz. Rus pasaportu taşıyan Radoslav Petkov Radev’in kimliği ve bağlantıları da mutlaka araştırılmalıdır. Dosyada yalnızca pasaportunun bulunması kabul edilemez. Karartıldığı düşünülen bazı belgelerin adlî emanette veya kurumların arşivlerinde bulunması mümkündür. Ayrıca MİT ve Emniyet istihbaratın tuttuğu gölge dosyalar ile kayıtların da talep edilmesi gerekir. Dosyada adı geçen iki şahsın bazı kamu veya istihbarat görevlileri tarafından korunup kollandığına ilişkin ciddi şüphelerimiz bulunmaktadır. Bütün teknik veriler ve kurumsal kayıtlar birlikte incelendiğinde cinayetin arkasındaki yapının açığa çıkarılabileceğini düşünüyoruz.
Emniyet ve savcılık ifadeleri arasında hangi çelişkiler bulunuyor ve bu çelişkiler soruşturmanın seyri bakımından ne ifade ediyor?
İlk ifadesinde “Nakşibendi tarikatı mensubuyum” diyen bir şahıs, üç gün sonra savcı huzurunda “Tarikat mensubu değilim” şeklinde beyanda bulunuyor. Aynı kişi, “Derneğimiz tüzüğüne göre yönetilir” ifadesini kullanıyor. “Tüzük” gibi hukukî bir terimin bu bağlamda özellikle tercih edilmesi, ifadelerin bir veya iki avukat tarafından yönlendirilmiş olabileceği yönünde ciddi şüphe doğuruyor. Bu hususun ayrıca araştırılmasını istiyoruz. Aralarında menfaat çatışması bulunabilecek birden fazla şüphelinin aynı avukat veya avukatlar tarafından yönlendirilmesi hukukî açıdan ciddi bir meseledir. Bu kişilere nasıl bir ayrıcalık tanındığı ve ifade süreçlerinin hangi şartlarda yürütüldüğü açıklığa kavuşturulmalıdır. Buna rağmen şüpheliler, aralarındaki bağlantılar yeterince araştırılmadan serbest bırakılmıştır.
Soruşturmayı başlangıçta yürüten savcının çalışmalarının engellendiğini düşünmenize yol açan gelişmeler nelerdir?
Dosyanın ilk savcısının mesleğini hakkıyla yapan, hukukun gereklerine bağlı ve olayın üzerine cesaretle giden bir isim olduğunu düşünüyoruz. Bunu, ilgili kurumlara gönderdiği yazılardan ve soruşturmayı yürütme biçiminden anlayabiliyoruz. Böylesine kapsamlı ve kamuoyunda büyük yankı uyandıran bir dosyayla görevlendirilen savcının, soruşturmaya yoğunlaşabilmesi için iş yükünün azaltılması gerekir. Çünkü bu dosyada yüzlerce kişinin ifadesinin alınması ve çok sayıda bağlantının araştırılması söz konusudur. Buna rağmen savcıya peş peşe yeni dosyalar gönderilerek iş yükü bilinçli biçimde artırılmıştır. Kanaatimizce bu yöntemle Bayram Ali Öztürk soruşturmasının ilerlemesi engellenmiş, dosyanın üzerine yeterince gidilmesinin önüne geçilmiştir. Bu müdahalenin arkasında ise FETÖ yapılanmasının bulunduğunu düşünüyoruz.
Cinayetten 19 gün sonra, 22 Eylül 2006 tarihinde Savcı Mehmet Ergül, soruşturmayı yürüten savcıya bir yazı gönderdi. Yazıda, başta İBDA-C olmak üzere cinayetle bağlantılı olabilecek örgütler hakkında ifade veren kişilerin bulunup bulunmadığı soruluyor ve mevcut ifadelerin gönderilmesi isteniyordu. Kanaatimizce bu girişim, cinayetin gerçek faillerini araştırmak yerine dosyayı başka bir yapının üzerine yönlendirme çabasıydı. Mehmet Ergül’ün daha sonra meslekten ihraç edildiğini ve Balyoz iddianamesini hazırlayan isimler arasında yer aldığını biliyoruz. Dosya üzerindeki FETÖ etkisi bununla da sınırlı kalmadı. Bir soruşturmayı fiilen savcı yürütse de dosyanın dağıtımı ve denetimi başsavcıvekillerinin sorumluluğundadır. Bayram Ali Öztürk dosyasında sırasıyla Süleyman Pehlivan, Salim Duran ve Cihan Kansız görev aldı. Kanaatimizce bu isimlerin yürüttüğü süreç, dosyayı esas bağlamından kopardı ve soruşturmanın faili meçhul vaziyette bırakılmasına hizmet etti. Dosyada gizlilik kararı ancak cinayetten bir hafta veya 10 gün sonra alındı. Oysa böyle hassas bir soruşturmada gizlilik kararının en başta verilmesi gerekirdi. Gecikmeli biçimde alınan bu karar da soruşturmanın sağlıklı yürütülmediğini gösteren unsurlardan biridir. Bununla birlikte, “Bu dosyayı yalnızca FETÖ kararttı” şeklindeki bir değerlendirmeyi de yeterli bulmuyoruz. Bayram Ali Öztürk, 28 Şubat döneminde İsmailağa’nın en önemli faaliyetlerinden biri olan pazar sohbetlerini yürüten ve Batı Çalışma Grubu’nun hedefinde bulunan bir isimdi. Bayram Hoca, insanlara dinlerini yaşamalarını tavsiye eden ve kendi hayatında da inancının gereklerini titizlikle yerine getiren bir âlimdi. Adı hiçbir zaman para, kadın veya Müslümanlığına zarar verecek herhangi bir meseleyle anılmadı. FETÖ’nün ya da başka yapıların güdümüne girmedi, onlardan çekinmedi ve programlarına katılmadı. Bu tavrını yalnızca FETÖ’ye karşı da göstermedi. İslâm’ı hedef alan ve Müslümanların dinlerini yaşamalarını engellemeye çalışan bütün yapılara karşı açık bir duruş sergiledi.
Mustafa Erdal’ın evinde ele geçirildiği belirtilen 60 sayfalık evrakın dosyada bulunmamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bayram Ali Öztürk, İsmailağa Camii’nde yaklaşık üç bin kişinin bulunduğu bir sırada şehit edildi. Cinayetin ardından kolluk kuvvetleri ve yargı makamları hızlı biçimde harekete geçerek Mustafa Erdal’ın evinde arama yaptı. Arama sırasında katile ait 60 sayfalık kişisel not tutanak altına alındı. Bu işlemi gerçekleştiren polis memurunun adı, soyadı ve sicil numarası da kayıtlarda mevcuttur. Tutanakta tarih olarak cinayetin işlendiği 3 Eylül 2006 günü yer almaktadır. Buna rağmen söz konusu 60 sayfalık evrak bugün dosya içerisinde bulunmamaktadır. Avukat olarak dosya suretlerini talep ettiğimizde bu belgeler tarafımıza verilmedi. Yakın zamanda yürüttüğümüz çalışmalar neticesinde ise bu evraka ulaşma imkânının bulunduğunu gördük. Bugüne kadar belgenin yok edildiğini düşünüyorduk; ancak son gelişmeler, evrakın tamamen ortadan kaldırılmadığına işaret ediyor. Bize yıllarca “Karşınızda meczup bir katil var; bunu kabul edin ve dosyayı kapatın” denildi. Bu yaklaşımı kabul etmemiz mümkün değildir. Kanaatimizce Bayram Ali Öztürk cinayeti, tek bir kişinin veya grubun gerçekleştirdiği münferit bir eylem değildir. Birden fazla grubun ve yurt dışı bağlantılarının bulunduğu, hücre sistemine dayalı kapsamlı bir cinayet organizasyonundan söz ediyoruz. Cinayet günü caminin üst katındaki kapıların kilitlenmesi de araştırılması gereken temel hususlardan biridir. O esnada üst katta kimlerin bulunduğu ve kimlerin oradan çıkarıldığı mutlaka açığa kavuşturulmalıdır.
Tutuklanması talep edilen şahıslarla olay yerinde bulunan kriminal deliller arasında nasıl bir bağlantı tespit edildi?
Rus pasaportu taşıyan Radev’in kim olduğu, kimlerle bağlantı kurduğu ve katilin mensup olduğu dernekle ilişkisi, dosyanın aydınlatılması gereken önemli noktalarındandır. Biz Radev hakkında yalnızca pasaport bilgisine ve iki kişiyle yaptığı telefon görüşmelerine sahibiz. Türkiye’de ne kadar kaldığını, kimlerle temas kurduğunu ve hangi yapılarla irtibatlı olduğunu bilmiyoruz. Kanaatimizce bu bilgiler soruşturma sürecinde karartılmıştır. Ancak bu durum, Radev’in kimliğinin ve bağlantılarının bugün ortaya çıkarılamayacağı anlamına gelmiyor. Teknolojik imkânlar, bilhassa HTS ve baz istasyonu verileri, yüz tanıma sistemi, cinayetin aydınlatılması için son derece elverişli bir zemin sunuyor. Dosyada karartılamamış bazı evrak ve veriler de bulunmaktadır. Bu düğümlerden birinin çözülmesi hâlinde Bayram Hoca cinayetinin aydınlatılabileceğine inanıyoruz. Cumhuriyet savcısı, soruşturmayı şüphe üzerinden yürütür. Şüpheli emniyette ifade verir, ardından savcı bu ifadeyi ve diğer delilleri değerlendirerek tutuklu veya tutuksuz yargılama yoluna başvurur. Bu dosyada savcı, iki kişi hakkında kuvvetli şüphe edinerek tutuklama talebinde bulunmuştur. Bu şüphenin kaynağı, cinayet günü camide bulunan iyi niyetli bir kişinin, hareketlerinden şüphelendiği bir şahsı tarif etmesidir. Söz konusu şahıs zorla savcılığa getirilmiş ve ifadesi alınmıştır. Ancak savcının sorularına karşı son derece küstah ve kendinden emin bir tavır sergilemiştir. Bu tavır, tutuklanmayacağından emin olduğu izlenimini doğurmaktadır. Bu kişinin kimliği bellidir. Ancak kamuoyunda infiale yol açma ihtimali bulunduğu için şimdilik herhangi bir isim açıklamıyoruz. Cumhuriyet savcısı başlangıçta bu şahsı tutuklamak istiyor ancak elinde tutuklama için yeterli delil bulunmuyor. Çünkü şahıs, olay sırasında camide olmadığını ileri sürüyor. Cinayetin ardından camide büyük bir kargaşa yaşanıyor. Bir tarafta organize biçimde hareket eden kişiler, diğer tarafta ise şok içindeki cemaat bulunuyor. Bu esnada bazı kişilerin cübbeleri, sarıkları ve çorapları yere düşüyor. Savcılık ve emniyet birimleri bu eşyaları kayıt altına alarak kriminal incelemeye gönderiyor. Yapılan kriminal inceleme sonucunda, savcıya karşı son derece küstah ve kendinden emin tavırlar sergileyen şahsın DNA’sıyla olay yerinde bulunan delillerden biri arasında uyum tespit ediliyor. Bunun üzerine kendisine, “Olay yerinde olmadığınızı söylemiştiniz” denildiğinde önceki tavrını değiştirerek camide bulunduğunu kabul etmek zorunda kalıyor ve farklı bir açıklama yapmaya çalışıyor. Savcı da bu gelişmenin ardından şahsı tutuklamaya sevk ediyor. Savcının tutuklamaya sevk yazısında adı geçen iki kişinin kamu kurumlarıyla bağlantılı olduğunu düşünüyoruz. Kanaatimizce bu şahıslar, kamu içerisindeki bazı isimler tarafından kullanılmış, kendilerine açılan alan sayesinde bir çeşit dokunulmazlık zırhına kavuşturulmuş ve Türk yargısının elinden kaçırılmıştır.
Kalabalığın organize bir grup tarafından yönlendirildiği yönündeki kanaatinizi hangi somut olaylara dayandırıyorsunuz?
Bayram Hoca şehit edildikten sonra bir şahıs dirseğiyle caminin camına vuruyor. O sırada cemaat dua ediyor ve Bayram Hoca’nın duasına “âmin” diyordu. İnsanlar bir anda alışılmış hâllerinin dışına çıkarılarak büyük bir şoka sürüklendi. Camın kırılmasıyla dışarıdan da bir saldırı olduğu düşüncesi oluşturuldu ve cemaat, organize hareket eden 40-50 kişilik grubun yönlendirmesine açık hâle geldi. Cinayetin polislerin vardiya değişim saatinde işlenmesi de dikkat çekicidir. Bayram Hoca şehit edildikten sonra camiye gelen ilk polis, yaklaşık 3 bin kişilik bir kalabalıkla karşılaştı. Katilin ölmediği yönünde yayılan fısıltılar üzerine bazı kişiler caminin içine yöneldi. Kanaatimizce bu hareketlilikte de söz konusu grubun yönlendirmesi vardı. Katilin bulunduğu yer değiştirilerek olay mahallindeki delil düzeni bozuldu. Önce dışarı çıkarıldı, öldüğü kontrol edildi ve ardından merdivenlerin başına bırakıldı. Böylece oradan geçenlerin cesede vurmasının önü açıldı. Her gelenin cesede vurmasıyla yüzü tanınmayacak hâle getirildi. Biz bunun, Batı Çalışma Grubu’nun güdümünde hareket ettiğini düşündüğümüz çevrelerin oluşturmak istediği algıya hizmet ettiğini düşünüyoruz. Verilmek istenen mesaj şuydu: “Tarikatçı, cemaatçi ve Müslüman olarak tanımladığınız insanlar devletin yargılama yetkisini reddetti, kendi cezalarını kendileri verdi ve hunharca bir cinayet işledi.” Böylece Bayram Hoca’nın şehit edilmesinin arkasındaki yapı geri plana itilerek bütün dikkat camide yaşanan linç görüntüsüne çevrildi.
Cinayetin ardından medyanın “camide linç” söylemine yoğunlaşması soruşturmayı ve kamuoyu algısını nasıl etkiledi?
Cinayet 3 Eylül 2006 tarihinde işlendi. Böyle büyük yankı uyandıran bir hadisenin ardından medyadan beklenen, Bayram Hoca’yı kimlerin şehit ettiğini, cinayetin arkasında bir organizasyon bulunup bulunmadığını ve bu yapının kimler tarafından yönlendirildiğini araştırmasıydı. Bayram Ali Öztürk cinayeti, yaşandığı dönemin siyasî şartlarından bağımsız biçimde ele alınamaz. Hrant Dink ve Rahip Santoro cinayetleri, Cumhuriyet mitingleri, 27 Nisan e-muhtırası ve 22 Temmuz seçimleri gibi hadiselerin meydana geldiği süreci bütüncül biçimde değerlendirmek gerekir. Bir hadiseyi doğru anlayabilmek için dönemin şartlarını göz önünde bulundurmak mecburiyetindeyiz. Aksi hâlde hainlerin kahraman, kahramanların ise hain olarak gösterilmesi mümkündür. Buna rağmen ülke medyası 22 Eylül’e kadar cinayetin arkasındaki yapıyı araştırmak yerine, Mustafa Erdal’ı camide kimin öldürdüğü meselesine yoğunlaştı. İsmailağa cemaatinin kendi içinde bir devlet kurduğu, kendi mahkemesini oluşturduğu, yargıya ve emniyete güvenmeyerek devletin cezalandırma yetkisini gasbettiği yönünde bir algı meydana getirildi. Böylece asıl cinayet ve cinayetin arkasındaki muhtemel organizasyon geri plana itildi. Bize sık sık, camide yaklaşık 3 bin kişi bulunduğu hâlde 40-50 kişilik bir grubun bu kalabalığı nasıl yönlendirebileceği soruluyor. Bayram Hoca’nın sohbetlerine katılan insanlar, İstanbul’un farklı bölgelerinden ve şehir dışından, yalnızca sohbeti dinlemek ve manevî bakımdan istifade etmek amacıyla gelmişlerdi. Aralarında örgütlü biçimde suç işlemek üzere bir araya gelmiş bir yapı bulunmuyordu. Buna karşılık, bizim dört ayrı grup hâlinde hareket ettiğini düşündüğümüz yaklaşık 40 kişilik ekip ne yapacağını biliyordu. HTS kayıtları incelendiğinde bu yapılanmanın ortaya çıkarılabileceği kanaatindeyiz. Ne yapacağını bilmeyen ve ani bir saldırı karşısında şoka giren 3 bin kişiyi, planlı hareket eden 40 kişi rahatlıkla yönlendirebilir.
Dosyaya yeniden dönecek olursak, cinayetin işlendiği 3 Eylül 2006’dan itibaren kamuoyunun dikkati “camide linç” söylemi üzerine yoğunlaştırıldı. Böylece cinayetin arkasındaki yapı ve azmettiriciler geri plana itilirken süreç belirli çevrelerin kontrolü altına alındı. Bayram Hoca’nın cenaze töreninde yetkililer, ailesine ve kamuoyuna devletin bu cinayetin üzerine kararlılıkla gideceğini söyledi. Ancak dosyada daha sonra yaşanan gelişmeler, bu beyanların gereğinin yerine getirilmediğini gösteriyor. Cinayetin ardından 19 gün boyunca, 28 Şubat zihniyetini taşıyan medyanın yönlendirmesiyle kamuoyunun asıl meseleden uzaklaştırıldığını düşünüyoruz. Ardından dosyaya FETÖ mensubu yargı unsurlarının müdahalesi başladı.
“Alın hocanızı başınıza çalın” sözünü söylediği belirtilen kişinin dosyada ifadesinin bulunmamasını nasıl yorumluyorsunuz?
“Alın hocanızı başınıza çalın” diyen kişinin kimliği bellidir; ancak dosyada bu yönde alınmış herhangi bir ifade bulunmamaktadır. Soruşturmanın yeniden canlandırılması hâlinde, söz konusu şahsı ve sarf ettiği cümleyi tespit edebilecek kişiler tanıklık yapmaya hazırdır.
Bu meselenin üzerinde ısrarla duruyoruz. Çünkü bu sözü söyleyen şahsın sakallı, cübbeli ve İsmailağa mensubu olarak bilinen biri olduğunu iddia ediyoruz. Dolayısıyla içeriden bir bağlantının söz konusu olabileceği kanaatindeyiz.
Son dönemde ulaştığınız ve soruşturmanın seyrini değiştirebileceğini düşündüğünüz yeni bulgular nelerdir?
Cinayeti gerçekleştiren yapı uzun yıllar kendisini güvende hissetti. Ancak son dönemde ortaya çıkan veriler sebebiyle artık aynı rahatlıkta olmadıklarını düşünüyoruz. Bayram Hoca’nın kendi el yazısıyla hazırladığı görüşme takviminde önemli bir kayıt bulduk. Şehit edilmeseydi, cinayetin işlendiği gün saat 13.00 ile 17.00 arasında Mustafa Erdal’la doğrudan bağlantılı bir kişiyle görüşecekti. Mustafa Erdal’ın “Başkanım” diye hitap ettiği bu kişinin dosyada sağlıklı bir ifadesi bulunmuyor. Bu bağlantının araştırılması, cinayetin aydınlatılması bakımından büyük önem taşıyor. İsim açıklamaktan kaçınıyor, sürecin devletin yetkili makamları eliyle yürütülmesini istiyoruz. Kimsenin tahriklere kapılmaması, tehdit hâlinde ilgili kurumlara başvurması ve yalnızca doğrulanmış bilgilere itibar etmesi gerekir. Bizim maksadımız herhangi bir grubun propagandasını yapmak değil, cinayetin bütün yönleriyle açığa çıkarılmasını sağlamaktır. Dosyada yabancı bağlantı ihtimalini gösteren unsurlar da bulunmaktadır. Radev ismi bunlardan biridir. HTS kayıtları ve diğer teknik veriler ayrıntılı biçimde incelendiğinde başka bağlantıların da ortaya çıkabileceğini düşünüyoruz. Yabancı bir istihbarat yapısının cinayete en küçük müdahalesi dahi Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin egemenlik hakkına yönelik bir saldırıdır. Dosyada 41 sabıka kaydı bulunan kişilerin caminin ön saflarında yer aldığı, buna rağmen gerekli tutuklama ve kriminal inceleme süreçlerinin işletilmediği görülüyor. Ayrıca cinayet sırasında kapatılan bir cami kapısından kimlerin çıkarıldığı da hâlâ açıklığa kavuşmuş değildir. Bayram Hoca camide suikasta uğradığı gibi, kanaatimizce dosyası da adliye sürecinde karartılmıştır.
Dilekçenin sunulmasının ardından hangi hukukî adımları atmayı planlıyorsunuz ve kamuoyundan beklentiniz nedir?
Adalet Bakanlığı Faili Meçhul Cinayetleri Araştırma Dairesinin yürüttüğü çalışmaların “göstermelik” olduğunu söyleyenler var. Biz bu yaklaşımı kabul etmiyoruz. Bayram Ali Öztürk dosyasının aydınlatılması toplumun ortak talebidir. Burada herhangi bir siyasî tarafın veya grubun peşinde değiliz; hakikatin ve hukukun peşindeyiz. Bir avukat olarak benim için insanların dünya görüşü, mezhebi veya hayat tarzı belirleyici değildir. Ortada suikasta uğramış bir insan ve 20 yıldır bütünüyle aydınlatılamamış bir cinayet vardır. Bu dosya, şahsî ve grupsal hesapların ötesinde ele alınmalıdır. FETÖ’nün CIA güdümünde hareket eden bir istihbarat yapılanması olduğunu düşünüyoruz. 15 Temmuz öncesinde devleti ve milleti tehdit eden bu yapı karşısında toplum nasıl teslim olmadıysa, Bayram Hoca dosyasının karartılmasına da boyun eğmemelidir. Bu ülkenin insanı, dış bağlantılı yapılardan ve onların bürokrasi içerisindeki uzantılarından daha güçlüdür. Bizim mücadelemiz herhangi bir grubu güçlendirmek için yürütülmüyor. Dünya görüşü ne olursa olsun, bu cinayetin aydınlatılmasını isteyen herkese ihtiyacımız var. “Sen yoksan bir kişi eksiğiz” diyerek toplumun bütün kesimlerini destek vermeye çağırıyoruz. TVNet’teki son yayının ardından bürokratik ve hukukî bakımdan olumlu gelişmeler yaşandı. Hazırladığımız dilekçeyi ilgili makamlara sunacağız. Bayram Ali Öztürk’ün katillerinin ve cinayetin arkasındaki yapıların ortaya çıkarılacağına inanıyoruz. Hiç kimse Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin gücünü sınamaya kalkmamalıdır.
Teşekkür ederiz.
Ben teşekkür ederim.
Aylık Baran Dergisi 54. Sayı Ağustos 2026