Sosyal mecralara düşen görüntülerde; bir "sanatçının" hınçla tereyağını tokatladığı, bir diğerinin ise elindeki kürekle izleyicilerin üzerine toprak savurduğu anlar yer aldı. Başka bir mecrada ise Marie Caldera’nın elinde keskin bir bıçakla kırmızı lahanayı doğraması "performans sanatı" olarak sunuldu. "Modern sanat" ambalajıyla servis edilen bu görüntüler, sanat ile basit provokasyon arasındaki çizgiyi bir kez daha netleştirdi.
Bu görüntüler karşısında insanın aklına ister istemez Batı’nın ve Doğu’nun kadim sanatçıları geldi. Bir tarafta ince işçilik, çile ve disiplin ile eserler meydana getirmiş Michelangelo, Picasso, Van Gogh, Mimar Sinan, Hasan Çelebi gibi sanatçılarımız; bir diğer tarafta işi provokatif unsurlara dökerek basit kurgularla nefse hitap eden deli saçması şeyler...
Sanat değil, deli saçması
— Baran Dergisi (@barandergisix) February 11, 2026
Bu görüntüler karşısında insanın aklına ister istemez Batı’nın ve Doğu’nun kadim sanatçıları geldi. Bir tarafta ince işçilik, çile ve disiplin ile eserler meydana getirmiş Michelangelo, Picasso, Van Gogh, Mimar Sinan, Hasan Çelebi gibi sanatçılarımız;… pic.twitter.com/UQozZZUa81
Bu durum, toplumun estetik derinlikten uzaklaşıp iyiyi, doğruyu ve güzeli kaybettiğini; yüzeysel ve provokatif unsurlara yöneldiğini acı bir şekilde ortaya koyuyor. Artık insanlar sanat görmekten ziyade, sanat adı altında sunulan deli saçması şeylere ilgi duyar hâle gelmiş durumda. Güzeli işlemek ve bunu doğru biçimde ruhlara sunmak yerine, şehvetlere ve iştihalara hitap eden “performans”lar öne çıkarılıyor. İşte çilesi çekilmemiş, basit kurgulardan ibaret olan bu çirkinlikler de modern sanat diye empoze ediliyor. Adeta her şey yüzeyselleşmiş durumda.
Bir sanat eseri olarak lanse edilen bu çirkinlikler panayırı, sanatın içerik ve anlamdan uzaklaşıp tamamen ticari bir oyun alanına dönüştüğünü gösteriyor. Sanatın artık bir meta, bir yatırım aracı veya gösteriş unsuru olarak algılanıyor. Sanatın fizikî ve estetik varlığının dahi önemini yitirdiği, yalnızca bir isim ve marka olarak değerlendirildiği görülüyor.
Aslında bu tür şebekliklerin ön planda olması, sanat dünyasının olduğu kadar toplumsal değerlerin de yozlaşmasının bir tezahürü olsa gerek.
Yukarıda bahsi geçen işler, birçok kişinin gözünde sanat değil; sanat dünyasının yüzeysel ve ticari odaklı hâle gelmesinin bir parodisi. Ancak bu parodinin alıcı bulması, güzeli kaybettiğimizin de bir göstergesi. Sanat, insan ruhunu beslemek ve güzeli farklı biçimlerle anlatmak yerine, maddi kazanç ve popülarite aracı olarak görülüyor.
Halbuki sanat, toplumların ahlaki ve estetik pusulası olmalıydı. Fakat tereyağıyla oynama, kovadaki kumları devirme gibi örnekler, bir şeylerin kaybedildiğini; toplumun estetikten uzaklaştığını ve güzellik arayışının yerini yüzeysel provokasyonların aldığını gösteriyor.
Sanat, materyalizmin ve sekülerizmin etkisiyle kendi özünden uzaklaşmış, çirkinliğe saplanmış vaziyette. “Sanatçılar” estetik ve fikrî derinlikten yoksun biçimde rastgele davranışlar sergilerken, basın ve yayın bu durumu çoğu zaman yüceltiyor ve yanlışları örtbas ederek çirkinliği meşrulaştırıyor. Sanat sahte fanteziler dünyasına hapsedilirken zamanın çizgisi ve form anlayışı da yok ediliyor. Yeni bir şey ortaya konulmadığı gibi, çirkinlik “güzel” diye pazarlanarak algılar iğdiş ediliyor.
Baran Dergisi





