Kağıt üstündeki 830 milyar liralık portföy büyüklüğünün önemli bir kısmını, fiktif olarak şişirilmiş, mevcut piyasa koşullarında alıcısı bulunmayan spekülatif hisseler oluşturuyor. Ancak uzmanların ve piyasa gözlemcilerinin dikkat çektiği asıl karanlık nokta, sistemin içinden buharlaşan ve köpüğü sıyrıldığında net bir şekilde ortaya çıkan 5 ila 10 milyar dolar arasındaki kayıp nakit servet. Fonların içindeki gerçek paranın nereye gittiği sorumuz, Türkiye finans tarihinin en büyük organize operasyonlarından birinin izini sürüyor.

İşin en çarpıcı boyutu ise bu fonların başında görünen, imza yetkisini elinde bulunduran ve tasfiye sürecinin muhatabı olan kişilerin profillerinde yatıyor. Söz konusu fon sahiplerinin özgeçmişleri, mal varlıkları, ticarî geçmişleri incelendiğinde ve karşısına bahse konu paranın büyüklüğü konulduğunda bu işin münferit bir dolandırıcılık hadisesi olmadığı açıkça görülüyor. Bu durum, piyasa aktörlerini ve soruşturma makamlarını kaçınılmaz olarak aynı kritik soruya yöneltiyor: Bu insanlar kimin adına ve hangi imtiyazla bu perdeyi açtılar?

Ne var ki, ana akım finans basını ve piyasa yorumcuları olayın bu derin ve karanlık yüzüne dokunmaktan özenle kaçınıyor. Haberler genellikle SPK bültenlerinin sınırları içinde kalarak kaç kişinin mağdur olduğu, hangi hisselerin düştüğü veya tabela yöneticilerinin yaptığı usulsüzlükler gibi sathî ve teknik detaylara boğuluyor. 5 ila 10 milyar dolarlık nakit kaybının arkasındaki sistem ortaklıklarını, bürokratik gözetim eksikliklerini, sermayedeki aktörleri ve küresel ağ analizlerini sorgulamak yerine olayı münferit bir dolandırıcılık vakası gibi sunmak, asıl patronları ve gölge odakları görünmez kılan konforlu bir kalkan fonksiyonu görüyor.

“16 Nisan 2028’de Erdoğan son kez aday olacak”
“16 Nisan 2028’de Erdoğan son kez aday olacak”
İçeriği Görüntüle

Görünen yüzlerin sadece birer kurye veya imza kuklası olduğu gerçeği, paranın arkasındaki gerçek odakların büyük sermaye odakları, siyasî ve bürokratik himaye ağları ve uluslararası kara para aklama şebekeleri tarafından yönlendirildiğini açıkça işaret ediyor. Fiktif ticaret kanalları, ilişkili şirketler arası hortumlamalar ve offshore hesaplara aktarılan dövizler, bu devasa sermayenin yerli finans sisteminden hangi yollarla kaçırıldığının net izlerini taşıyor.

SPK ve adlî makamların yürüttüğü tasfiye sürecinin sadece tabeladaki yöneticilerle sınırlı kalması, asıl suçluların elini kolunu sallayarak gezmesine kapı aralayabilir. Gerçek adaletin yerini bulması ve kayıp milyarlarca doların izinin sürülmesi için soruşturmanın fon sahiplerinden öteye geçerek, son yıllarda bu varlıkların tapularına, şirket ortaklıklarına ve offshore hesaplarına ulaştığı nihai lehtarlara, yani gölge patronlara odaklanması şart.

Özelleştirmeler, kamu ihaleleri, Yap-İşlet-Devret projeleri, imar rantları, kamu bankası kredileri, Kur Korumalı Mevduat, tasfiye edilen fonlar ve adını henüz koymadığımız yarının finansal kılıfları… Türkiye’de siyasetçiler bile değişiyor ama görüyoruz ki sermaye bir türlü el değiştirmiyor. Kullanılan aletler, maskeler ve yöntemler ne kadar çeşitlenirse çeşitlensin, bu coğrafyada servet her defasında aynı imtiyazlı odakların havuzunda toplanmaya devam ediyor; geriye ise bu fiktif balonların faturasını omuzlayan milyonlarca mağdur ile ağzına çalınan bala teşne enayiler kalıyor. Bu soruşturmanın nereye kadar ilerleyeceğini, nerede duracağını merakla izliyoruz.

Baran Dergisi