Aksa Tufanı’nın üzerinden geçen sürenin ardından siyonist rejimin güvenlik bürokrasisinde yaşanan zihnî ve askeri çöküş, bizzat rejimin en üst düzey istihbarat kurmayları tarafından kayda geçiriliyor. İsrail Milli Güvenlik Çalışmaları Enstitüsü (INSS) Direktörü Tamir Hayman’ın kaleme aldığı son rapor, siyonist çetenin kuruluşundan bu yana sığındığı "demokrasi ve barış" maskesini tamamen indirip açık bir cinnet ve sürekli taarruz doktrinine geçtiğini belgeledi.

"Sessizlik pisliktir, barış aldatmaca"

Hayman’ın analizinde, 7 Ekim hezimetinin İsrail’in on yıllardır uyguladığı güvenlik doktrinini yerle bir ettiği vurgulanıyor. Raporda yeni dönemin fiili esasları sıralanırken, Batı’ya pazarlanan "laik ve demokratik devlet" söyleminin tamamen rafa kaldırıldığı, Arap ve Müslüman kimlikler karşısında mutlak Yahudi üstünlüğünün rejimin birinci kaidesi haline getirildiği kaydediliyor.

Raporda "Sessizlik pisliktir, sükûnetin peşinden gitmek zayıflıktır" ifadelerine yer verilerek, barış anlaşmalarının sadece vakit kazanmaya yarayan geçici birer aldatmaca olduğu savunuluyor. İşgal devletinin ancak kesintisiz ve önleyici taarruzlarla ayakta kalabileceği fikri artık resmi doktrin haline gelmiş vaziyette... Hayman’ın metninde en dikkat çeken kısım ise İslâm beldelerine yönelik bakış açısı. Çevredeki Arap devletlerinin "gerçek birer devlet olmadığı, etnik ve aşiret yapılarından ibaret olduğu" iddia edilerek, bu ülkelerin istikrarını bozmanın ve parçalamanın İsrail için bir güvenlik zarureti olduğu açıkça itiraf ediliyor.

"ABD çöküyor, bizi terk edecek" korkusu

İsrailli generalin analizinde Vaşington-Tel Aviv hattına dair de çarpıcı bir tespit yer alıyor. Amerika Birleşik Devletleri’nin gerileyen bir güç olduğunun ve iç çalkantıları sebebiyle er ya da geç İsrail’i yüzüstü bırakacağının kaydedildiği raporda, işgal rejiminin Batı’dan bağımsız bir savunma ekonomisi kurmak zorunda olduğu belirtiliyor. Ne var ki küçük coğrafyası ve kıt kaynaklarıyla İsrail'in diplomatik yalnızlığa ve ticaret ağlarından kopmaya ne kadar dayanabileceği sorusu cevapsız bırakılıyor.

Analizde ayrıca Gazze, Lübnan ve Suriye sınırlarında kurulan ileri karakollarla sivil yerleşimcilerin bile birer "canlı kalkan" ve paramiliter milis haline getirildiği, ordunun sınırları koruma vasfını yitirip yükü silahlı yerleşimcilere yıktığı ifade ediliyor.

Okullarda kolluk birimleri olacak! Peki ya ruhlarda?
Okullarda kolluk birimleri olacak! Peki ya ruhlarda?
İçeriği Görüntüle

Türkiye’nin "Ateş Çemberi" ve Mekke Paktı paniği

Tamir Hayman içerideki kimlik ve doktrin çöküşünü tartışmaya açarken, İsrail askeri mahfillerini sarsan asıl gelişme Türkiye’nin öncülük ettiği jeopolitik hamleler oldu. İsrailli generaller, Ankara’nın yaktığı "ateş çemberinin" işgal rejiminin etrafını hızla sardığını söylüyor.

Türkiye’nin Suriye, Suudi Arabistan ve Ürdün ile elektrik ve enerji hatlarını birleştirme kararı ardından Mısır Dışişleri Bakanlığı’nın Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında kurulan Mekke İttifakı’na katılmayı ciddi biçimde değerlendirdiklerini açıklaması, Tel Aviv’in "böl ve yönet" stratejisini temelinden sarsmış durumda...