Tarih

Tarihte bugün: Lefkoşa’nın Fethi (9 Eylül 1570)

Doğu Akdeniz ticaret yollarının kavşağında yer alan Kıbrıs, 1570 yazında Osmanlı cihan devletinin en kapsamlı deniz aşırı harekâtına sahne oldu. Serdar-ı Ekrem Lala Mustafa Paşa komutasındaki Osmanlı ordusu, 44 günlük kuşatmanın ardından 9 Eylül 1570 sabahı Venedik idaresindeki Lefkoşa’yı fethederek adadaki asırlık Latin tahakkümüne son verdi

Abone Ol

Bu zafer, hem Akdeniz havzasındaki Türk-İslâm hâkimiyetini perçinledi hem de günümüze kadar uzanan Kıbrıs Türk varlığının tarihî ve hukuki meşruiyet zeminini kurdu.

Fethin tarihî arka planı

Osmanlı Devleti’nin Kıbrıs Seferi kararı, Akdeniz’in genel güvenliği ve İslâm coğrafyasının emniyeti açısından zorunlu bir hamle olarak belirdi. Yavuz Sultan Selim’in 1517 yılında Mısır ve Suriye’yi fethetmesiyle birlikte Payitaht İstanbul ile İskenderiye arasındaki deniz yolu imparatorluğun can damarı haline gelmişti. Venedik Cumhuriyeti’nin 1489 yılından itibaren kontrolünde tuttuğu Kıbrıs ise korsan gemilerinin sığındığı, hac ve ticaret kervanlarını tehdit eden bir üs vazifesi görüyordu. Malta şövalyeleri ile Batılı korsanlar, adanın korunaklı koylarını kullanarak hacı gemilerine ve erzak taşıyan ticaret filolarına baskınlar düzenlemekteydi.

Seferin meşruiyetini tesis eden temel unsurlardan biri, Şeyhülislâm Ebussuud Efendi’nin verdiği fıkhi hükümdür. Ebussuud Efendi fetvasında, adanın Asr-ı Saadet ve Hulefâ-yi Râşidîn devrindeki İslâm geçmişine atıfta bulundu. Hz. Osman’ın hilafeti devrinde, Hicri 28 (Miladi 649) senesinde Şam Valisi Muâviye kumandasında icra edilen ilk İslâm deniz seferiyle Kıbrıs fethedilmiş ve vergiye bağlanmıştı. Bu ilk sefer esnasında Hz. Peygamber’in akrabalarından Ümmü Haram (Hala Sultan) binti Milhan binek hayvanından düşerek şehit olmuş ve Larnaka yakınlarına defnedilmişti. Osmanlı fetih şuuru, Kıbrıs’ı geçmişte İslâm yurdu vasfı kazanmış, üzerinde sahabe kabri bulunan mukaddes bir emanet ve vakıf toprağı olarak kabul etti. Bu tarihî hakikat, Venedik elindeki adanın geri alınmasını padişah için meşru ve dinî bir vazife seviyesine yükseltti.

Venedik idaresi altında ezilen yerli Rum Ortodoks ahali de fethi hazırlayan iç dinamiklerden biriydi. Latin senyörler, adanın yerli halkını "parici" adı verilen serfler ve "francomati" denilen yarı bağımlı köylüler halinde sınıflandırmıştı. Ortodoks kilisesinin mallarına el koyan Katolik yönetimi, ağır angaryalar ve vergi baskılarıyla halkı tüketmiş durumdaydı. Bu ezici sistem, yerli ahalinin Osmanlı ordusunu bir kurtarıcı gözüyle karşılamasına sebep oldu.

Savorgnan’ın yıldız surları

Venedik Cumhuriyeti, yaklaşan Osmanlı fırtınasını önceden görerek 1567 yılında meşhur İtalyan istihkâm mühendisi Giulio Savorgnan’ı Lefkoşa’nın savunmasını tahkim etmekle görevlendirdi. Savorgnan, Orta Çağ’dan kalma geniş surları yıkarak şehri modern ateşli silahlar çağına uygun, on bir tabyalı (bastion) bir "yıldız kale" (trace italienne) nizamına kavuşturdu. Dairesel plana sahip bu yapıda her burç, yanındaki burcu çapraz ateşle koruyacak açılarla inşa edilmişti. Surların önüne derin ve geniş hendekler kazılmış, kuşatmacıların siper kazmasını zorlaştırmak adına sur dışındaki yapılar ve zeytinlikler Venediklilerce bizzat yakılıp yıkılmıştı. Şehrin savunması, Venedik Genel Valisi (Luogotenente) Niccolò Dandolo ile deneyimli kumandanların idaresindeki 12 bini aşkın düzenli asker ve silahlandırılmış yerel milise emanetti.

Lala Mustafa Paşa kumandasındaki Osmanlı kara ordusu ile Kaptan-ı Derya Müezzinzade Ali Paşa ve Piyale Paşa idaresindeki Osmanlı donanması, Temmuz 1570 başında Larnaka ve Limasol kıyılarına çıkarma yaptı. Lefkara bölgesinin Osmanlı idaresine kendiliğinden biat etmesinin ardından ordu, 22 Temmuz 1570 tarihinde Lefkoşa önlerine ulaştı.

Kuşatma hazırlıkları sırasında Venedik valisi Niccolò Dandolo’ya teslimiyet teklifi götürüldü; can ve mal emniyetinin sağlanacağı, dinî serbestiyetin teminat altına alınacağı bildirildi. Dandolo, surlarının muhkemliğine ve Girit sularında bekleyen müttefik Hristiyan donanmasına güvenerek bu teklifi reddetti. Bunun üzerine Lala Mustafa Paşa, Türk istihkâm sanatının en ileri yöntemlerini sahaya sürdü.

Ağustos sıcağında, çorak Mesarya Ovası’nın kavurucu şartlarında Osmanlı leventleri ve yeniçerileri metrisler (siperler) kazarak kaleye doğru ilerledi. Hendek boylarına kadar uzanan bu toprak siperler, Venedik toplarının kör noktalarından ustalıkla geçirildi. Siper kazma mücadelesi esnasında bizzat en ön saflara inip askerlerini teftiş eden Lala Mustafa Paşa, kurşun ve gülle yağmuru altında metanetini korudu. Tarihçilerin kaydettiği bir hadiseye göre, Paşa siper boyunda teftiş yaparken yakınına düşen bir düşman güllesi etrafı toprak yığınına çevirdi ve Paşa’nın sarığını toza buladı. Yanındakilerin geri çekilme ricasına tebessümle mukabele eden Lala Mustafa Paşa, sarığını silkip derhal bataryaların ateşini sıklaştırma emri vererek neferlerin şevkini artırdı.

Kırk dört günlük kuşatma ve burçlara çekilen sancak

Osmanlı topçusunun kesintisiz dövdüğü kale duvarları karşısında Venedik garnizonu ağır kayıplar vermeye başladı. Karaman Beylerbeyi Hasan Paşa, Maraş Beylerbeyi Mustafa Paşa ve Halep Beylerbeyi Derviş Paşa kendi cephelerindeki burçlara yönelik baskıyı her geçen gün yoğunlaştırdı. En şiddetli çarpışmalar Podocataro ve Costanzo burçları önünde cereyan etti. Kuşatmanın uzaması durumunda Batı müttefik donanmasının yetişme ihtimali bulunduğundan, Lala Mustafa Paşa 9 Eylül 1570 Pazar sabahı için umumi hücum kararı aldı.

Şafak vaktiyle birlikte başlayan büyük hücumda, Osmanlı sancaktarları hendekleri aşarak Costanzo burcuna tırmandı. Bu taarruz esnasında tarihe "Bayraktar" namıyla geçen alemdar, düşmanın yaylım ateşi ve mızrak darbeleri altında burcun tepesine kadar ilerlemeyi başardı. Göğsüne isabet eden oklara ve kurşunlara aldırmaksızın sancağı burca diken Bayraktar, son nefesinde sancağın yere düşmesini engelleyerek burçta şehadete yürüdü. Osmanlı askerinin bu fedakârlığı arkadan gelen birliklere muazzam bir hücum gücü aşıladı. Costanzo burcunun düşmesiyle birlikte Podocataro tabyasından da gedikler açıldı ve Osmanlı birlikleri şehir meydanına girdi.

Vali Dandolo, sarayının bulunduğu meydanda son ana kadar mukavemet göstermeye gayret ettiyse de kılıç darbeleriyle hayatını kaybetti. Şehir içinde kalan Venedik asilzadeleri ve garnizonu silahlarını bırakarak teslim olmak mecburiyetinde kaldı. Kırk dört gün süren kanlı ve çetin kuşatma, 9 Eylül 1570 günü Lefkoşa’nın tamamen zapt edilmesiyle neticelendi.

Zaferin ardından Lala Mustafa Paşa şehre girerek ilk iş olarak tarihî Saint Sophia Katedrali’nin temizlenip camiye tahvil edilmesini emretti. Katedral, Selimiye Camii adını aldı ve fetihten sonraki ilk Cuma namazı, Lala Mustafa Paşa ve gazilerin iştirakiyle burada eda edildi. Şehit düşen Bayraktar’ın naaşı ise sancağı diktiği Costanzo burcuna defnedildi ve üzerine sonradan bir türbe ile cami inşa edilerek hatırası ebedileştirildi.

Feodal tahakkümden Osmanlı adaletine

Lefkoşa’nın fethi, Kıbrıs’taki Venedik varlığının belkemiğini kırdı. Şehrin düşmesi üzerine Baf, Limasol ve Larnaka kaleleri direnç göstermeksizin anahtarlarını Osmanlı ordusuna teslim etti; adada yalnızca güneydeki müstahkem Mağusa (Famagusta) kalesi Venedik mukavemetinin son sığınağı olarak kaldı.

Osmanlı Devleti, fethin hemen akabinde köklü bir idarî ve içtimai nizam inşa etti. Venedik döneminin kölelik ve serflik düzeni derhal ilga edildi; Ortodoks halk hür tebaa statüsüne geçirildi. Katolik idaresi devrinde kapatılan ve mallarına el konulan Kıbrıs Ortodoks Başpiskoposluğu yeniden ihya edildi, dinî mülkleri sahiplerine iade olundu. Bu adalet ve istimâlet (gönül alma) politikası, yerel halkın Osmanlı idaresini gönülden benimsemesine zemin hazırladı.

Fethin kalıcı bir Türk yurduna dönüşmesi maksadıyla Padişah II. Selim’in fermanıyla Anadolu’dan adaya planlı bir iskân hareketi başlatıldı. Karaman, Konya, Niğde, Kayseri ve Aksaray sancaklarından seçilen zanaatkâr, çiftçi ve tüccar aileler Kıbrıs’a nakledilerek mülk sahibi kılındı. Bu iskân siyaseti, adanın demografik yapısında Türk varlığının kök salmasını sağladı ve sonraki asırlarda teşekkül edecek olan Kıbrıs davasının tarihî, beşerî ve hukuki temelini oluşturdu. 9 Eylül 1570 Lefkoşa Fethi, Akdeniz’deki güç dengelerini Osmanlı lehine tescilleyen ve Türk milletinin adadaki ebedî mevcudiyetini başlatan tayin edici bir dönüm noktası oldu.

Kaynak:

Halil İnalcık, Osmanlı İmparatorluğu'nun Ekonomik ve Sosyal Tarihi (1300-1600), Cilt 1, Eren Yayıncılık, İstanbul, 2000.

{ "vars": { "account": "UA-216063560-1" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }