Maneviyatımız için çok önemli olduğu halde neredeyse unuttuğumuz ve yeni kuşaklara ne yazık ki mahiyetini, hassasiyetini yeterince aktaramadığımız bazı kavramlarımız var. Aslına bakarsanız, bir Müslümanın hayatında bu kavramların yaşayan karşılıkları bulunmadan, bu kavramları yaşatan bir şuura sahip olmadan hayat sürüyor olması kabul edilemez. Hem yüce kitabımızda hem Efendimizin (sav) hepimize örnek hayatlarında çok vurgulanmış, altı çok çizilmiş sahih kavramlar bunlar. Mesela tevekkül, mesela izzet, mesela ismet… Bunlar faziletleri hayatlarımıza çağıracak mukaddes kavramlar…

Bunun karşısında, bir de hayatımızdan çıkarmamız gereken fenalıklara işaret eden kavramlar var. Tecessüs o kavramlardan biri… Güzel istisnalar dışında insanlarımızın, özellikle de gençlerimizin, bırakın mahiyetini bilmeyi, bu kavramın lafzını dahi duymuş olabileceklerinden emin olamıyorum. Oysa ayetler ve hadislerle Müslüman’ın men edildiği bir hale işaret ediyor tecessüs kavramı…

Madem sözü buraya kadar getirdik, ne demek tecessüs onu da kısaca not edelim: “Tecessüs, bir kişinin kendisini ilgilendirmeyen bir durumu, konuyu veya başkalarının gizli hallerini, ayıplarını ve kusurlarını öğrenmek amacıyla gizlice araştırması, meraka kapılıp kurcalaması” demek… İlgili ayet ve hadislere ulaşmak bugünün imkanlarıyla hiç zor değil, o kadarcık zahmete giriverelim lütfen. Böyle ‘zahmet’ler rahmete vesiledir hem.

Tecessüsün sözlükteki tarifine bakıp da sosyal medyayı hatırına getirmeyen var mıdır, bilmiyorum! Her aklıselim insan herhalde sosyal medyayı işleten yakıtın ve sürümü sağlayan malzemenin büyük oranda tecessüsten imal edildiğini görebilir. Başlangıçta böyle değilse bile bugün böyle!

Neredeyse herkes herkesin hayatının, insanlığının, kulluğunun, namusunun, ahlakının casusu, savcısı, hafiyesi, teşrifatçısı, muhbiri olmuş durumda. Vahy-i İlahi ve Sünnet-i Resul ile men edilmiş bir ifşa hareketi o sosyal mecralarda çoğu zaman ilgi görüyor, takip ediliyor, reyting getiriyor diye çarşaf çarşaf ortaya seriliyor. Bir başkasının örtülmesi, perdelenmesi, sakınılması gereken halleri çoğu zaman karşılıklı olarak ve adeta haz alınarak aşikâr ediliyor. Müslüman olma iddiası taşıyan ve o mecralara intibak gayretindeki kişilerin çoğu zaman böylesi ifşa ve yargılama hareketlerinden kendilerini beri tutacak iradeyi gösteremiyor ve hatta zamanla bu hassasiyeti tamamen kaybediyor oluşları burada asıl üstünde durmamız gereken şey olmalı.

“Müslüman, ayıp açmak ve onu teşhir edip âleme rüsva etmek için midir; yoksa Settâr-ı uyûb (ayıpları, kusurları örten) olan Hazreti Allah’ın (cc), ayıplarımızı her an örttüğü gibi bizim de ayıpları örtmemiz lazım gelmez mi?” buyurmuş Mehmet Zahit Kotku (ks) hazretleri, ‘Tevhid’ kitabında.

Baş döndürücü değişim ve dönüşümlerin yaşandığı bir zamanda ayağımızı hakikat toprağına basmamız zarureti var. Vazgeçtiğimiz, gözden çıkardığımız, taviz olarak verdiğimiz her değer bizi hakikatten koparıyor. Kötüyle, kötülükle iştigal alışkanlık haline geldiğinde bu meşguliyetin bizi adım adım ele geçirmemesine imkân yok. Allah’ın (cc) ve Resulünün (sav) gösterdiği dosdoğru istikametin tam tersine yürümek demek bu, varacağı yer de belli!

İfadelerin kaldırma gücü
İfadelerin kaldırma gücü
İçeriği Görüntüle

Nasıl, vaaz gibi oldu değil mi bu yazı! Evet, bana da öyle geldi. Yaşamak için emrolunduğumuz hayatın kadim kaideleri kulağımıza vaaz ifadeleri gibi geliyor artık. Neyse ki hiç seküler değiliz biz; söylenen hiçbir söz bize söylenmiyor ve günahlar da hep başkalarının günahları!

Gökhan Özcan, Yeni Şafak