Modernitenin tekçi ve tekelci zihniyetinin bir yansıması olarak ortaya çıkan modern ulus devlet sistemi; modern paradigmaya ve resmi-ulusçu ideolojiye uygun bireyler ve yurttaşlar yetiştirmek için en elverişli ideolojik aygıt olarak merkeziyetçi-tekelci (tevhid-i tedrisat) ve planlamacı (müfredat)  örgün eğitim sistemini geliştirmiştir. Dolayısıyla bu tekelci anlayışın bir ürünü olarak ortaya çıkan modern örgün eğitim sistemi; özünde, insanın bünyesine de ruhuna da fıtratına da uygun olmayan bir modeldir. Öğretmene de öğrenciye de veliye de seçme, tercih, insiyatif, serbestiyet, hür düşünce, özerklik alanı bırakmayan, milyonlarca öğrenciyi en alt düzlemde eşitleyen yani eşitsizleyen, standardize eden, tektipleştiren ve aptallaştıran gayr-ı insani bir modeldir. Öğrenciler, 10-12 yıllık zorunlu süreçte, çoğunluğu hayatı boyunca hiçbir işine yaramayacak angarya bilgiler, törenler, seramonilerle oyalanırken, esasında bir üretim sürecinden geçirilmektedir. Bu itibarla “modern örgün eğitim sistemi”, asıl amacı ta’lim ve terbiye olmayan, tek amacı verili sisteme uygun standart bireyler ve yurttaşlar “üretmek” olan, insanlık tarihinin gelmiş geçmiş en kötü, en bozuk, en yanlış eğitim sistemidir. Aslında bir eğitim sistemi değil, bir üretim sistemidir.

Ülkeden ülkeye bazı farklılıklar gösterse de bugün tüm dünyada geçerli olan hakim eğitim paradigması modern örgün eğitim paradigmasıdır. Her ne kadar küreselleşme ve postmodern süreçlerle birlikte bazı açılımlar geliştirilse de özgün bir eğitim paradigması henüz ortaya konulabilmiş değildir. Bize göre ideal olan, olması gereken doğru bir eğitim paradigması; çok sayıda (belki onlarca, yüzlerce) farklı ve özgün modelin, müfredatın, ekolün, okullaşmanın, hatta okullaşmamanın, bir arada olduğu ve yarıştığı (hayırda yarış anlamında); eğitimde serbest dolaşımın olduğu; velinin de öğrencinin de öğretmenin de bu onlarca, yüzlerce seçenek arasından kendisine, bünyesine, fıtratına, hedeflerine, beklentilerine en uygun olanı seçme hakkı ve imkanının bulunduğu, torna tezgahından çıkmış standart yurttaşlar üretmek yerine “hayırlı ve insanlığa faydalı otonom şahsiyetler” inşa etmeyi amaç edinen bir zemin üzerine oturmalıdır. Fakat halihazırda, tüm dünyada uygulanan mevcut örgün eğitim paradigmasını değiştirmek gibi bir yaklaşım yakın vadede görünmediğinden, şimdilik, ideal olanı bir kenara bırakıp mevcut paradigmanın nasıl daha ehil, insani, elverişli ve faydalı hale getirilebileceği üzerinde durmak gerekiyor.

Önerimiz, eğitimle ilgili bugünkü bütün sıkıntıları ortadan kaldıran, ruhen ve bedenen sağlıklı nesiller yetiştirmeye elverişli çok basit bir model:

- ZORUNLU EĞİTİM KISALTILSIN: Zorunlu eğitim bir eğitim dayatmasıdır ve insanların seçme hakkının ellerinden alınmasıdır. Bu, vatandaşı kendi malı gibi gören ve onun adına, onun iradesi dışında, onun hayrına olduğunu düşündüğü kararlar veren modern devletin tekelci anlayışının bir yansımasıdır.  Erkeklerin askerlik çağına, kızların da neredeyse evlilik çağına kadar süren, ne işe yaradığı belli olmayan 12 yıllık uzun zorunlu eğitim dört yıla indirilmelidir. Çünkü zorunlu eğitimden maksat, okuma-yazma ve günlük hayatta işe yarayacak bazı temel bilgileri vermektir ki, zaten bunun için de dört yıl yeterli bir süredir. Yeteneği, istidadı ve hevesi olmayan bir kişiyi 12 yıl boyunca okula mahkum etmek ona hiçbir ek nitelik kazandırmadığı gibi, hem öğrenci için hem de ülke için ciddi bir zaman kaybı ve maliyet demektir. Böylece, belli bir kitlenin eğitim hayatından erken çekilmiş olmasıyla, eğitim süreci hem daha iyi şartlarda, hem de istekli/gönüllü öğrencilerle yoluna devam etmiş olacaktır. Bu arada, dört yıllık zorunlu eğitimden sonra eğitim hayatından çekilenler için de devlet alternatif mesleki ve üretime dönük çözümler üretmelidir.

- DERS YÜKÜ HAFİFLETİLSİN: Mevcut sistemde öğrenciler, lüzumsuz ders yükü altında ezilmekte; sadece seçme sınavlarında kullanılıp bir daha ömür boyu hiçbir işlerine yaramayacak tek kullanımlık lüzumsuz bilgileri öğrenmek için yemeden içmeden kesilmekte; beslenme, uyku, dinlenme düzenleri bozulmakta; yoğun stres ve psikolojik baskı altında, yıllar boyu gece gündüz devam eden fuzuli bir eziyetin ve yarışın içine sokulmaktadır. Bu sistem öğrencilerin hem ruh, hem de beden sağlığını bozmakta, sağlıksız nesiller yetiştirmektedir. Ders kitapları, yardımcı kitaplar, hazırlık kitapları, soru bankaları, içerik olarak öğrencilerin zihnini dumura uğratmakta, hacim olarak da belini kırmaktadır. Bu sistemde uzmanlaşma ve ihtisas üniversite seçimi ve sonrasındaki akademik tercihlerle başlayan bir süreç olduğuna göre; ileride matematikçi olmayacak bir öğrenciye matematiğin ileri aşamalarını, fizikçi, kimyacı olmayacak bir öğrenciye fizik ve kimyanın ileri düzeylerini, formüllerini orta öğretimde öğretmenin ne gereği vardır? Öğrencilerin zihnini bilgi çöplüğüne çevirmek ve çalışamaz hale getirmek büyük bir eğitim hatasıdır. Çocukları asosyalleştiren, hayattan kopartan, hayata küstüren, bıktıran, yoran, aptallaştıran, 12 yıl boyunca yarış atı gibi sınav baskısı altında ezen, hem ruh hem beden sağlıklarını bozan bu gayrı insani sistemi değiştirmek bir insanlık görevidir. Tüm bu gereksiz derslerin ve buna bağlı olarak ortaya çıkan çuvallar dolusu gereksiz ders kitapları ve diğer yardımcı kitapların kaldırılması aynı zamanda hem devletin hem de velilerin ekonomik yükünü ciddi biçimde azaltacaktır. Dolayısıyla yapılması gereken iş, ilk kez ve bir defaya mahsus olmak üzere hülagüvari bir vandallık yapıp, bütün bu lüzumsuz kitapları yakmak olmalıdır. (Selüloz fabrikasına yollamak daha akıllıca olabilir)

- BÜTÜN LİSELER DÜZ LİSE OLSUN: Yine tercihe bağlı olarak bütün imam-hatipler de düz imam-hatip olmalıdır. Okullarda sanat, edebiyat, kültür ve bazı sosyal derslerle birlikte öğrencilere tarih ve medeniyet bilinci aşılayacak dersler konulmalıdır. Ders sayısı son derece azaltılmalı, öğrenci içinde birkaç kitabın olduğu bir çantayla okula gelmeli, ders dışı zamanların çoğu etkinlik ve aktivite ağırlıklı olmalıdır. Yaz tatilleri, yarıyıl tatilleri, teneffüs süreleri daha uzun, ders saati miktar ve süreleri daha kısa olmalıdır. Okul öğrenciyi sıkan değil, kucaklayan bir kurum haline getirilmelidir. Öğrenci tatil dönüşü sendromları, pazartesi sendromları, sabah sendromları yaşamak bir yana, her sabah okula koşarak gelmeli ve okulda geçirdiği saatlerden büyük bir keyif ve mutluluk duymalıdır. Tüm liseler düz lise haline getirilip; Anadolu, fen, pilot vs. sınavla ve yüksek puanla öğrenci alan okullar kaldırıldığında, öğrenci için en cazip okul, evine en yakın okul olacak, böylece hiçbir okulun eve yakınlık dışında hiçbir ayrıcalığı ve üstünlüğü olmayacaktır. Tüm öğrencilerin eve en yakın okulda okuması bir yandan yemek, servis gibi ekonomik maliyetleri, bir yandan öğrencilerin yaşadığı yorgunluk ve zaman kaybı maliyetlerini ortadan kaldıracak, bir yandan da öğrencilerin güvenliğini ve kendi mahallesinde sosyalleşmesini sağlayacaktır. Gerçek fırsat eşitliği sağlayacak olan bu sistemin tek istisnası “İrfan liseleri” (ismi değişebilir) olabilir. Bu liseler tercihe bağlı ve sınavsız, mülakatla öğrenci alacak, gerçek ilim adamı yetiştirmeye yönelik ileri bir eğitim verecektir. Bu okullar üniversiteye dönük ciddi bir ek avantaj sağlamayacağı için zaten gönüllüler haricinde tercih edilmeyecektir.

- DERS KİTABI DEĞİL, KİTAP OKUTAN SİSTEME GEÇİLSİN: Ders yükünü iyice hafiflettiğimiz bu sistemde, eğitimin ana hedefi öğrencilere bol miktarda kitap okutmak olacaktır. 12 yıllık ilk ve orta öğretim boyunca hedef, toplam asgari 400 (sayı değişebilir) kitap okutmak olmalıdır. Bu, yılda 33 kitap demektir ki, son derece mantıklı ve uygulanabilir bir rakamdır. Dolayısıyla öğrenci uzun tatil ve teneffüs zamanlarını bile kitap okuyarak geçirebilir. İyi ve doğru seçilmiş 400 kitap öğrencilerin zihniyet dünyalarını inşa etmeye yetecektir. Bu vesileyle kitap okuma alışkanlığını kazanmış olan öğrenciler, bu 400 kitabın haricinde de kitaplar okuyacak, hayat boyu bu alışkanlığını sürdürecek, bir çeşit hayat boyu eğitim ve öğretim modeli de getirilmiş olacaktır.

- SADECE KİTAP OKUYAN KAZANSIN: İlk akla gelen soru, bu kadar kitabı okutmayı nasıl başaracağız? Bir tane bile kitabı okutmakta zorlandığımız evlatlarımıza 400 kitabı nasıl okutacağız? Bu sistemde bıra-kınız 400 kitabı bir kez okutmayı, birden çok kez, tekrar tekrar ve özümseyerek okutmayı başaracağız. Öğrencinin temel ve birincil görevi kitap okumak olacak. Çünkü üniversite sınavını, 12 yıl boyunca okuttu-ğumuz bu 400 kitaptan yapacağız. Sınavları bu kitaplardan yaptığımızda hem bu kitapların hazmedilerek okunmasını sağlamış; hem sınavlardaki okul ve eğitim farklarından kaynaklanan eşitsizliği ortadan kal-dırmış; hem de istismarları ve sömürüye dayalı sınav ekonomisini (dersane/sınav kitapları) ortadan kal-dırmış olacağız. Sadece beş maddeyle özetlediğimiz bu son derece basit sistemi adam akıllı uyguladığı-mızda 10 yıl sonra, dünyanın ruhen ve bedenen en sağlıklı, en kültürlü, en entelektüel neslini (toplumunu) yetiştirmiş oluruz ve dünyada medeniyetin tedavülü bize geçmiş olur ve hakim ve öncü medeniyet biz olu-ruz, bunda hiç kuşku yok. Eğitimin gayesi de zaten bu değil mi?

Kendini bilmeyen toplum! Kendini bilmeyen toplum!

Araştırmacı yazar Mehmet Akif Çeç, Star, 30.09.2017