Batı menşeili sapkın ideolojiler, son dönemde medya ekranlarından üniversite kürsülerine, lise sıralarına kadar sızarak toplumsal yapımızın temel direği olan aile kurumunu ve nesillerimizin ahlakını ve daha nice değerimizi doğrudan hedef alıyor. "Eşitlik" ve "hak arayışı" gibi masumlaştırılmış maskelerin arkasına saklanan küresel lobiler, fıtrata aykırı bir cinsiyetsizleştirme projesini arsızca toplumun önüne sürüyor. Karşımızdaki tehlike münferit birkaç olaydan ibaret değil; eğitimden medyaya uzanan, organize ve doğrudan doğruya inanç kodlarımızı dinamitlemeyi amaçlayan topyekûn bir ifsad hareketidir.

Bu sinsi kuşatmanın medya ayağında, Halk TV gibi mecraların açıkça toplumsal cinsiyet eşitliği propagandası yaparak aileyi ifsad eden, çocukların zihnini iğdiş edecek akımları öve öve bitiremeyen yayınları duruyor. Batıdan ithal edilen bu çürütücü ideolojiler, birer ahlaksızlık vitrini gibi parlatılarak cemiyet hayatımıza zerk ediliyor. Tehlike bununla da kalmıyor, yükseköğretim kurumlarımıza kadar uzanıyor. Bilkent Üniversitesi’nin mezuniyet töreninde kürsüye çıkan bazı öğrencilerin “cinsel yönelim” nakaratları atarak “trans ve eşcinsel meslektaşlarım” ifadeleriyle LGBT propagandası yapması, zehrin üniversite gençliğine nasıl pervasızca enjekte edilmek istendiğini açıkça gözler önüne seriyor.

Terörist İsrail, Afrika Boynuzu'nda nüfuzunu arttırma peşinde
Terörist İsrail, Afrika Boynuzu'nda nüfuzunu arttırma peşinde
İçeriği Görüntüle

En acı hamlelerden biri ise, henüz ergenlik çağındaki körpe zihinlerin biçimlendirildiği lise sıralarında karşımıza çıkıyor. Batman Barosu Kadın Hakları Merkezi’nin bir lisede düzenlediği sözde kadına şiddetle mücadele seminerinde, satrançtaki şah ve vezir gölgelerinin yer değiştirildiği görsellerle çocuklara biyolojik cinsiyeti yok sayan fıtrat dışı bir "cinsiyetsizlik" dayatılıyor. "Kız yapmaz, erkek ağlamaz" gibi güya masum kalıpları yıkma bahanesiyle, genç dimağlar küresel lobilerin jargonuna maruz bırakılarak açıkça kimlik bunalımına itiliyor. Anne babaların göz bebeği olan okullarımız, yerli ve milli kültürümüze tamamen yabancı bu tuhaf ideolojilerin deneme tahtası yapılmak isteniyor.

İşin en pervasız ve ar etmeyen boyutu ise bu rezilliğin foyasını meydana çıkaran, velilerin haklı çığlığına ses olan yerel basına karşı takınılan saldırgan tutumdur. Batman’daki bu sapkın zehir programını deşifre eden yerel gazetecileri, utanmadan, sıkılmadan savcılığa şikayet edip dava açarak susturmaya kalkıyorlar. Hem memleketin evladının ahlakını bozmaya yeltenecek hem de bu ifsadı ortaya koyan milli direnç odaklarını hukuki tehditlerle sindirmeye çalışacaksınız; bu neyin cesaretidir?

Bu sinsi ifsada karşı toplumsal ve ahlaki savunma mekanizmalarımızı tavizsiz bir şekilde ayakta tutmak her zamankinden daha hayati bir mecburiyettir.

Baran Dergisi