Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, İstanbul Atatürk Kültür Merkezi’nde düzenlediği basın toplantısında, Türk dizilerinin 170 ülkede bir milyar insana ulaşmasını bir "başarı hikayesi" gibi sundu. Ancak bu rakamların arkasındaki acı gerçek; bu milletin ahlaki kodlarıyla oynayan, çarpık ilişkileri normalleştiren ve milli-manevi değerlerle taban tabana zıt olan içeriklerin tüm dünyaya "Türkiye budur" diye pazarlanmasıdır. 1 milyar dolarlık ihracat geliriyle övünen zihniyet, bu yapımların toplumun ruh kökünde açtığı milyarlarca dolarlık manevi hasarı görmezden gelmektedir.

Bölüm başı 100 bin dolar: İfsadın dolar bazlı primi

Yeni modele göre; Türkiye’nin sözde tanıtımına katkı sağlayan dizilere, yurt dışında yayınlanan her bölüm için 100 bin dolara kadar (yaklaşık 3.5 milyon TL) teşvik verilecek. Millet evine ekmek götürme derdindeyken, kamu kaynaklarının "çekici kız" kriterli platformlara, entrika yuvası setlere ve ahlaksızlığı sanat diye yutturan yapımcılara aktarılması, düpedüz insanların emeğini ve alın terini hiçe sayarak onlarla dalga geçmektir.

"Yumuşak güç" değil, "sert ifsat"

Bakanlığın "ekran turizmi" ve "yumuşak güç" diyerek meşrulaştırmaya çalıştığı bu strateji, aslında bir "sert ifsat" operasyonudur. Binlerce kilometre ötedeki insanların Türkçe kelimeler öğrenmesini başarı sayanlar, o kelimelerin hangi ahlaksız sahnelerin içinde geçtiğini, hangi gayri-meşru hayat tarzlarını temsil ettiğini sorgulamamaktadır. Tarihi mekanların ve kültürel alanların bu setlere bedelsiz açılmasının söylenmesi ise mukaddesatın reklam mezesi yapılmasından başka bir anlam taşımamaktadır.

Atatürk’ün bankasından Ramazan provokasyonu
Atatürk’ün bankasından Ramazan provokasyonu
İçeriği Görüntüle

Oyuncular "turizm elçisi" mi, bizi rezil etme figüranı mı?

Dizilerin başrol oyuncularının devlet eliyle birer "turizm elçisine" dönüştürülecek olması, bu vahametin son halkasıdır. Bu milletin örnek alması gereken şahsiyetler; tarihine, inancına ve kültürüne bağlı simalar olması gerekirken, seküler dünyanın vitrin mankenlerinin "Türkiye’nin yüzü" yapılması, kendi köklerine yabancılaşmanın tescilidir.

Müslüman coğrafyalara da fesat ihraç etmek

Bu dizilerin ulaştığı her coğrafyada, Müslüman Türk imajı ağır bir suikasta uğramaktadır. Arap dünyasından Orta Asya’ya kadar geniş bir sahada, dindar halkın 'Sizin dizilerinizde herkes çıplak, herkes birbiriyle yatıp kalkıyor; siz kafir mi oldunuz?' soruları, birer 'başarı nişanesi' değil, birer utanç vesikasıdır. Dini otoritelerin 'fetvalarla' yasaklamaya çalıştığı bu yapımları, bizim bakanlığımızın 'milli strateji' diye fonlaması, kendi evlatlarımızı yozlaştırdığımız yetmiyormuş gibi, dışarıya da 'kötülük ihraç' etmenin resmi ilanıdır.

Bu zulme tahammül edilemez

Ekonomik krizin faturasını halk öderken, ahlaki yıkımın faturasını da yine bu milletin evlatları ödeyecektir. İfsadı "başarı" diye pazarlayan, batıcı hayat tarzını devlet parasıyla dünyaya yayan bu "densizlik", tahammül sınırlarını çoktan aşmıştır. Devletin görevi ahlaksızlığı fonlamak değil, toplumun manevi bünyesini korumaktır. Bu kaynaklar, dizi baronlarına değil, milletin asıl ihtiyacı olan alanlara ve gerçek kültürel ihyaya harcanmalıdır!

Gerçek başarı; 700 milyon insana ulaşıp onlara İslâmî değerleri ve insani hasletleri anlatabilmektir. Mevcut tablo ise, Batıcı yaşam tarzını yüceltip Müslümanı kendi yurdunda garip, dünyada ise 'yozlaşmış' göstermektedir. Bu kaynaklar dizi baronlarına değil, bu milletin ruh köküne sadık sanatçılara aktarılmalıdır.

Baran Dergisi