Haberler

"Yükselen Kadınlar" yok, "Alçalan Yuvalar" var!

Aile Bakanlığı, “Yükselen Kadınlar” projeleriyle kadını evden, aileden ve annelik merkezinden koparıp piyasaya sürerken; aynı politikaların kaçınılmaz sonucu olan nüfus erimesini “beka meselesi” diye sunuyor. Kadını iş hayatına sevk etmeyi ilerleme sayan bu anlayış, aileyi çözüyor, doğumu düşürüyor, nesli kurutuyor; sonra da kendi ürettiği krizin karşısında sahte bir feryat diliyor.

Abone Ol

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, Antalya’da düzenlenen “Yükselen Kadınlar: Kendi İşim, Benim İzim” programında kadın girişimciliğini Türkiye’nin kalkınma hamlesi olarak sundu. Kadınların iş kurmasını, işletmelerini büyütmesini, işverenliğe geçmesini ve pazara daha güçlü bağlanmasını hedefleyen projelerle övündü. Eğitim tırlarıyla şehir şehir dolaşılan, markalaşma, pazarlama ve e-ticaret başlıklarıyla süslenen bu programlar, devlet eliyle yürütülen bir “kadını iş hayatına sevk” seferberliği olarak takdim edildi.

Nüfusun erimesinden dert yananlar Türkiye'yi bu uçurumun eşiğine getirdi

Ortaya konulan tablo, Türkiye’yi nüfus uçurumunun eşiğine getiren tercihin ta kendisidir.

Aynı Bakan, kısa süre evvel Türkiye’de hanelerin yarısında çocuk kalmadığını, doğurganlık oranının 1,51 ile tarihî dip seviyeye indiğini, ilkokul çağındaki çocuk sayısının önümüzdeki beş yılda 900 bin azalacağını açıkladı. Bu tabloyu “beka meselesi” olarak tanımladı ve aile kurumunun zayıflamasından, nüfusun erimesinden dert yandı.

Çünkü kadını evden, aileden ve annelik merkezinden koparan politikalarla; nüfusun artması, doğurganlığın yükselmesi ve ailenin güçlenmesi mümkün değildir. Bu suyu kesip tarladan mahsul istemektir. İş hayatı, kadının doğurmasını problem olarak görür. Hamilelik, annelik, çocuk bakımı; piyasa düzeninde “verim kaybı” sayılır. Bu yüzden kadın ne kadar iş hayatına bağlanırsa, doğum o kadar ertelenir; çocuk o kadar azalır; aile o kadar zayıflar.

Bugün Bakan’ın “beka” diye tarif ettiği kriz, tam olarak bu politikaların doğal sonucudur.

Ailenin tasfiyesini getiren bir zihniyet

“Yükselen Kadınlar” söylemi, kadını fıtrî merkezinden koparmayı ilerleme diye pazarlarken; anneliği görünmez, ev hanımlığını değersiz, çocuk yetiştirmeyi ise tali bir uğraş haline getirmektedir. Kadının evde verdiği emek yok sayılmakta; aynı emek başkasının evinde ücretle verildiğinde “istihdam” sayılmaktadır. Evini çekip çeviren, çocuk büyüten, aileyi ayakta tutan kadın görünmez kılınmakta; piyasanın dişlileri arasına giren kadın “güçlü” ilan edilmektedir. Bu, ailenin tasfiyesini hedefleyen bir zihniyettir.

Kadın “özgürleşiyor” denilerek aile çözülmekte, erkek sorumluluktan çekilmekte, çocuk yük olarak kodlanmaktadır. Sonra dönüp “neden evlilik azaldı, neden doğum düştü?” diye sorulmaktadır. Gösterilen politikalarla, bu soruların samimi olmadığı apaçık ortaya çıkmıştır.

Bir yandan “Aile Yılı” ilan edip, diğer yandan kadını aile merkezinden uzaklaştıran projeleri vitrine koymak; aileyi korumak değil, aileyi idare etmektir. Bu, problemi çözme iradesi değil; krizi yönetme numarasıdır. Bugün nüfus alarmı veren Türkiye, dün alkışlanan bu projelerin faturasını ödemektedir.

Türkiye’nin meselesi kadınların üretmesi değil; neslin üretilmemesidir.
Türkiye’nin krizi istihdam değil; istikbaldir.

Kadını piyasaya sürerek beka korunmaz.
Annelik zayıflatılarak aile ayakta tutulmaz.
Nüfus alarmı veren bir ülke, aynı anda kadını evden koparmayı “ilerleme” diye pazarlayamaz.

Bu yol, kalkınmaya değil; çökmeye gider.

Baran Dergisi

{ "vars": { "account": "UA-216063560-1" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }