27 Ocak 1299'da Osmanlı'nın kuruluşu Selçuklu’nun yorgun düşen gövdesinden fışkıran yeni ve taze bir idealin, İslam’ın dünya üzerindeki mutlak hakimiyet davasının mekân ve zaman boyutunda yeniden ete kemiğe bürünmesidir. Söğüt’te atılan ilk adım, eşyayı ve hadiseyi İslam’ın emrine amade kılma iradesinin ta kendisi olma mahiyetindedir.

Makus talihin döndüğü yer: Sakarya Meydan Muharebesi’nin 104. yılı
Makus talihin döndüğü yer: Sakarya Meydan Muharebesi’nin 104. yılı
İçeriği Görüntüle

Akıncı ruhu

Osmanlı’nın kuruluşu, bir "akıncı" ruhunun, kaba kuvveti iman disipliniyle dizginlemesidir. Bu devlet, önce Şeyh Edebali’nin dergâhında manevi bir kalıba dökülmüş, ardından Osman Gazi’nin kılıcında somutlaşmıştır. Mesele sadece toprak kazanmak olsaydı, Anadolu’nun diğer beylikleri gibi kısa sürede sönüp giderdi. Osmanlı’yı büyüten sır, "devleti" bir amaç değil, İ'lâ-yi Kelimetullah’a hizmet eden bir "alet" olarak görmesidir. Eğer insan yaşatılıyorsa, "eşref-i mahlukat" sıfatıyla hak ettiği nizamı bulması içindir.

Cihadın Dinamiği

Osmanlı'nın aleme çıkışının temelinde, enerjisini içe (kendi kardeşine) değil, dışa (küfrün üzerine) boşaltan bir şuur yatar. Anadolu beylikleri birbirinin toprağına göz dikerken, Osmanlı’nın yüzünü Bizans’a ve Batı’ya dönmesi, imâni bir tercihtir. Bu tercih, dağınık haldeki tüm alperenleri, dervişleri ve gazileri tek bir merkezde (mihrakta) toplamış; darmadağınık olan Anadolu enerjisini bir lazer ışını gibi tek bir noktaya odaklamıştır.

Teşkilatın Sırrı: Liyakat ve Adalet

Osmanlı, kurulduğu andan itibaren bir "liyakat manzumesi" inşa etmiştir.

  • Ahiyân-ı Rum: Ticareti ve ahlâkı birleştiren iktisadi nizam.

  • Alperenlik: Hem dervişin huşusunu hem de savaşçının hıncını aynı bünyede barındıran insan tipi.

  • Adalet: Fethedilen topraklardaki gayrimüslim halkın bile "Osmanlı sarığı görmeyi Bizans şapkası görmeye tercih etmesi", bu devletin kılıçtan önce adaletle fethettiğinin kanıtıdır.

Devlet, sadece binalar ve ordular toplamı değildir. Devlet, bir inanç manzumesinin cemiyete giydirilmiş halidir.

Ecdadın mirası bir müze hatırası olarak görülemez. 27 Ocak, bitmiş bir hikâye değil, aksine bugün yeniden kuşanılması gereken "eşyaya hakimiyet" iradesinin imtisal noktalarındandır. Söğüt'teki çınar, bugün yeniden daha iyi filizlenmek için "akıncı" ruhunu beklemektedir.