Menderes’i sehpaya götüren kin: Kemalizmin İslâm düşmanlığı!
Menderes’i sehpaya götüren kin: Kemalizmin İslâm düşmanlığı!
İçeriği Görüntüle

7 Ekim 2001 gece yarısı, Amerikan emperyalizminin B-1, B-2 ve B-52 bombardıman uçakları Afganistan semalarını kirletmeye başladığında, Batı bloğu yeni bir asrın mutlak hâkimi olduğunu ilan ediyordu.

11 Eylül 2001’de kendi evinde, finans ve askeri güç sembolleri olan İkiz Kuleler ile Pentagon’un kalbinde aldığı darbenin ardından "yenilmezlik" efsanesi yerle bir olan Amerikan canavarı, yaşadığı panik ve aşağılanma hissini örtbas etmek üzere Kabil, Kandahar ve Celalabad üzerine bomba yağdırmaya başladı. Bizzat ABD Başkanı George W. Bush’un "Bu bir Haçlı Seferidir" sözleriyle duyurduğu "Sürekli Özgürlük" (Operation Enduring Freedom) operasyonu, baştan sona bir intikam ve sömürgecilik harekâtı olarak tarihe geçti. Demokrasi, insan hakları ve özgürlük makyajı altında başlatılan bu bombardıman, hakikatte çökmekte olan bir sahte imparatorluğun stratejik intihar sürecinin ilk adımıydı.

Batı medeniyetinin kendisini hakikatin ve tarihin son merhalesi ilan ettiği "Tarihin Sonu" palavrası, Washington’un Doğu dünyasını çembere alma stratejileriyle birleşmişti. Orta Doğu, Asya ve Afrika’yı kan gölüne çeviren küresel hegemoni, kendi sığınağında vurulmanın verdiği histeriyle dünya jandarmalığı tiyatrosunu sürdürebilmek için acil bir kurban aradı. Bu kurban, asırlardır hiçbir müstevliye geçit vermeyen, yokluk içindeki izzetli Afgan coğrafyası olarak seçildi. Amerikan küstahlığı; düğünleri, köyleri, masum çocukları hedef alan binlerce ton bombayı "yan hasar" pişkinliğiyle dünyaya yutturmaya çalışırken, Batılı medya organları da bu vahşeti "medeniyetin barbarlığa karşı savaşı" kılıfıyla pazarladı.

"İmparatorluklar Mezarlığı"nda Kurulan Tuzak ve Direniş

19. yüzyılda İngiliz İmparatorluğu’nun, 20. yüzyılda ise Sovyet Sosyalist Blokunun diz çöktüğü Afganistan dağları, 7 Ekim 2001’den itibaren Amerikan teknolojisi ve NATO ittifakı için adım adım hazırlanan devasa bir kabir haline geldi. ABD ve ortakları; trilyonlarca dolar harcayarak, en ileri savaş makinelerini konuşlandırarak, Kabil’de kukla hükümetler ve yolsuzluğa batmış bürokratik mekanizmalar kurarak Afganistan’ı teslim alabileceklerini zannettiler. Ancak hesaba katmadıkları temel unsur, paraya, teknolojiye ve zulme dayalı küresel sistemin, imana, coğrafya şuuruna ve direniş iradesine çarptığında yok olmaya mahkûm olduğu hakikatiydi.

Yirmi yıl boyunca sürdürülen işgal süresince Bagram gibi üsler küresel işkencehanelere dönüştürüldü, Batı’nın "insan hakları" ikiyüzlülüğü Bagram ve Guantamamo hücrelerinde çürüdü. Coğrafya uyuşturucu kartellerinin ve savaş baronlarının talanına açılırken, masum siviller gece baskınlarında katledildi. Ancak tüm bu hava üstünlüğüne ve teknolojik ablukaya rağmen Afgan direnişi dağ dağ, köy köy örgütlenerek işgalcilerin hareket alanını daralttı. ABD ordusu şehir merkezlerine sıkışırken, kırsal alanlar ve stratejik geçitler adım adım direnişin kontrolüne geçti.

2021 Kabil Tescilli Hezimet: Amerikan Rüyasının Sonu

7 Ekim 2001’de başlayan bombardıman serüveni 2021 yılının Ağustos ayında Kabil Havaalanı’nda insanlık tarihinin en rezil kaçış sahnelerinden biriyle nihayete erdi. 7 Ekim’de "dünyanın tek hâkimi" edasıyla coğrafyayı ateşe veren ABD işgali, 20 yılın sonunda arkasına bile bakamadan, kaçan uçakların tekerleklerine tutunmaya çalışan işbirlikçilerini pistlerde bırakarak kaçmak zorunda kaldı. Trilyonlarca doların, en gelişmiş istihbarat ağlarının ve devasa silah depolarının izzetli bir halkın direnişi karşısında nasıl bir çöp yığınına dönüştüğü Kabil Havaalanı’ndaki panik ve hezimet görüntüleriyle tescillendi. 7 Ekim 2001, bu tarihi hezimetin ve Amerikan emperyalizminin sonunu hazırlayan devasa stratejik körlüğün Miladı oldu.

İşgalin İdeolojik ve Stratejik Bilançosu

7 Ekim 2001 ile başlayan sürecin bilançosu çıkardığımızda, Amerikan emperyalizminin hem sahada hem de küresel kamuoyu nezdinde yaşadığı devasa kayıplar net bir şekilde görülür.

Amerikan ordusunun "dokunulmazlık" ve "teknolojik ezicilik" efsanesi Afganistan dağlarında parçalandı.

En gelişmiş dronlar, uydu sistemleri ve biyometrik kontrol mekanizmaları, yalınayaklı Müslümanların harp stratejisi karşısında felç olmuştur.

Batı medeniyetinin insan hakları, demokrasi ve hukukun üstünlüğü gibi ambalajlı kavramlarının içi boş birer propaganda aygıtından ibaret olduğu tescillendi.

Afganistan’da katledilen yüz binlerce sivil karşısında takınılan pişkin tutum, Batı’nın "evrensel değerler" söylemini bir daha dikiş tutmaz şekilde patlatmıştır.

ABD bu işgal sebebiyle muazzam bir ekonomik çöküşün ve iç krizin eşiğine sürüklendi.

Trilyonlarca doların Afganistan ve ardından Irak bataklığında harcanması, Amerikan iç altyapısının çürümesine, borç krizine ve Amerikan toplumunda bir sosyal çalkantıya yol açtı.

Doğu dünyasında ve İslâm coğrafyasında emperyalizme karşı direnilebileceği şuurunun yeniden dirilmesini sağlandı.

Afganistan’da müttefikleriyle birlikte hezimete uğrayan ABD, küresel hegemonyasını kaybetmiş ve tek kutuplu dünya düzeni çatırdayarak çok kutuplu yeni bir jeopolitik denkleme evrildi.

Baran Dergisi