• Sene 1940. (İzmir Maarif Müdürü) bazı evlerde Kur’an dersi verildiğini haber alınca, derhal polis müdüriyetine bir tezkere yazmış, bunlar hakkında takibat yapılmasını emretmişti.
  • Yine sene 1940. Hafız yetiştirmek üzere Konya’da tesis edilmiş olan Darülhuffaz (Hafızlar mektebi), Maarif Vekâletinin (Millî Eğitim Bakanlığı’nın) emriyle seddolunması (kapatılması) üzerine, hafızların câmi-i şerifte hıfz-ı Kur’an (Kur’an ezberleme) dersine başladıklarını haber alan Maarif Müfettişi, ders esnasında câmie baskın yaparak hıfz-ı Kur’an’a çalışanları “cürm-i meşhud” hâlinde yakaladığını mübeyyin (belirten) bir rapor kaleme alarak Maarif Vekâletine vermişti.
  • Keza Maraş’ta hıfz-ı Kur’an’a çalışan iki âmâ hakkında aynı muamele yapılmıştı.
  • Kanunlarda hiç bir madde, hattâ bir kelime olmadığı hâlde hıfz-ı Kur’an taliminde bulunan dinî müesseseler seddedilmişti.
  • Eski Bâb-ı Meşihat (Şeyhülislâmlık kurumunun) yerinde inşa olunan Kız Lisesinde tertip olunan müsamerelerde İslâm şeairiyle istihfaf ve istihza edilmişti.
  • Halkçıların (CHP) emriyle Evkaf (Vakıflar) idaresi “şart-ı vakıf”ları (vakıf şartlarını) ayaklar altına alarak Ankara’da dans salonları yaptırmıştı.

Muhterem üstad Mustafa Barçın naklediyor:

Kitabın ortasından!
Kitabın ortasından!
İçeriği Görüntüle

Yeni yazı çıktığı sıralarda idi. İstanbul’da saray, köşk, yalı, türbe, çeşme, köprü, elhasıl resmî ve hususî bütün binaların ve evlerin dış kısmında binalara asılmış, yazı san’atı bakımından da çok yüksek kıymetli, büyük yazı levhaları vardı. Ne hak, ne mesken hürriyeti düşünülmeden, verilen emir üzerine bekçiler, omuzlarında uzun merdiven, uzun sırık, yanlarında çöp arabaları olduğu hâlde sokak sokak dolaşarak o canım levhaları düşürdüler, parçaladılar. Yazılarında “yâ mâlik-el mülk” gibi kıymetli yazıları, tuğraları kırıp çöp arabalarına doldurdular.

  • Evleri de arayacaklarmış, meskenlerdeki levhalar da indirilecekmiş yolunda haberler yaydılar. Korku ve endişe içinde kalan Müslüman halk, odalarındaki âyet-i kerime yazılı levhaları indirdiler tavan aralarına sakladılar.
  • 1935’de Keşan’da bulunmuştum. Buraya Tekirdağ mahkeme âzasından bir zât hâkim vekili olarak geldi, bir sohbetimizde şunları anlattı:
  • Mevlid, Kur’an gibi kitaplarda “Abdülhamid” adı olduğundan toplatılması emredilmiş, jandarmalar köylere çıkıp gelişigüzel evlerde, câmilerde arama yapıp kitapları toplamaya başladılar. Bu kara haber üzerine çok kıymetli basma, el yazısı kitaplar toplandı ve sahipleri tarafından toprağa gömüldü. Ben de mahkeme âzâsı olmama rağmen, ecdad yadigârı Kur’an ve kitapları sandıklayıp gözyaşlarımla bahçeye gömdüm.
  • Kadirşinas bir zât, değerli tarihçimiz ve yazarlarımızdan üstad Konyalı İbrahim Hakkı ile görüşmek istemiş, bu günlerde çalışmakta olduğu Vakıflara ait Yazma Kur’anlar Tetkik mahallinde bulunmuş. Halkçılar tarafından Fatih Sultan Mehmed ve sonraki devir hattatlarından Kur’anlarının toplatılıp üst üste yığıldığını, çürütüldüğünü, tetkik edenlerin, teaffünden (çürümüşlükten) ağızlarını, burunlarını sararak çalıştıklarını görmüş, hüngür hüngür ağlamıştır. (Mustafa Barçın)

Kara Kitap: Milleti Nasıl Aldattılar? Mukaddesatına nasıl saldırdılar?, Eşref Edib, s. 108-110