Modern dünya, insanı "kendinden kaçırma" operasyonunda vites yükseltti. Artık karşımızda sadece mal satan reklamlar değil; ruhu kurutan, iradeyi felç eden ve cemiyetin üzerine bir kâbus gibi çöken sistemli bir "davranış mühendisliği" var. Reklamcı Emre Bora’nın Anadolu Ajansı'na yaptığı değerlendirmede dikkat çektiği "kısa, kışkırtıcı ve cinselliği öne çıkaran" dijital stratejiler, aslında ticari bir taktik olmanın çok ötesinde; doğrudan doğruya insanın dimağ ve kalbine ve cemiyetin iffet surlarına yöneltilmiş bir suikasttır.
Tefekkürü boğan zehirli şırınga
Dijital platformların reklamlarını "hap içerik" şeklinde sunması, modern insanın idrak kabiliyetini imha etme hamlesidir. Saniyelerle sınırlı, sürekli değişen ve insanı anlık reflekslere hapseden bu hız, aslında insanın "durup düşünmesine" vurulan bir darbedir. Odaklanma sorunu dediğimiz şey, teknik bir arıza değil; insanın "dikey" olanla bağının koparılıp, "yatay" olanın, yani aşağılık dürtülerin emrine verilmesidir. İnsan, kendi derinliğinden kaçırılmakta; sığ bir "tüketim havuzunda" boğulmaya terk edilmektedir. Bu, eşyayı süzme kabiliyetini yitiren ferdin, ekranın karşısında nesneleşmesinden başka bir şey değildir.
Şehvet dolu içerikler
Bora’nın belirttiği "cinsellik çok satıyor" gerçeği, meselenin piyasa yüzüdür. Hakikat planında ise şehvet, insanın dikkatini dağıtan bir unsur olmaktan ibaret değil, insanlık haysiyetini elinden alan bir prangadır. Algoritmalar vasıtasıyla çocukların ve gençlerin karşısına çıkarılan bu "müstehcen kuşatma", bir ruh tasfiyesidir. Kadının bir "tüketim nesnesi" haline getirilmesi, mahremiyet kalemizin yerle yeksan edilmesidir. Şehvetin bu kadar hoyratça ve saldırgan bir şekilde kamusal alana taşınması, insanı hayvânî güdülerine mahkûm ederek, onu her türlü manipülasyona açık, iradesiz bir yığın haline getirmeyi hedefler.
Davranış fabrikaları
Dijital platformlar artık birer "eğlence mecrası" değil, küresel sistemin yeni "davranış fabrikalarıdır". Gerilla reklam yöntemleri ve "pastadan pay alma" telaşı içindeki markalar, aslında birer suç ortağıdır. Toplumun en küçük hücresi olan aileyi hedef alan bu kışkırtıcı içerikler, "Beğenmiyorsan izleme!" gibi sığ argümanlarla geçiştirilemez. Bu, ferdin tercih hakkı değil, cemiyetin topyekûn ifsad edilmesidir.
Devletin mesuliyeti
Bora’nın "Yasak değil, kontrol edilmeli" tespiti, teknik bir çözüm arayışıdır. Ancak biz biliyoruz ki, ruhu zaptetmeye çalışan bu teknolojik ejderhaya karşı sadece "denetim" yetmez; bir şuur kalkanı inşa etmek elzemdir. Devletin, kamusal alanı bu saldırganlıktan temizlemesi bir varlık borcudur. RTÜK’ün geleneksel mecralardaki yetkili tavrı, dijital mecraların o başıboş ve zehirli dehlizlerinde de gösterilmelidir. Aksi takdirde, "kontrolsüz güç" sadece fiziki sağlığımızı değil, gelecek nesillerin manevi omurgasını da yakıp kül edecektir.
Baran Dergisi




