“Ben halis Anadolu, öz Oğuz Yazır Türküyüm. On beş yaşımda İstanbul’a geldim. Ne Arabistan’a gittim ne de Türkistan’a. Ne İran’ı gördüm ne de Avrupa’yı. Öğrendiğimi bu vatanda öğrendim. Yazır’ın Kayı, Kınık, Bayındır, Eymir, Avşar gibi büyük Oğuz kabilelerinden biri olduğumu da Arapçadan, Divan-ı Lügâti’t Türk’ten öğrendim. İran’da çıkan yünden, Avrupa’da bükülen ipten, Türk tezgâhında dokunan halıyı Türk malı tanıdım…”

Merhum Elmalılı Hamdi Yazır, soyağacı ve ilim tahsiline dair tefsirinin mukaddimesinde şahsını böyle tanıtıyor. Yazır, Osmanlı’nın aydın bir ailesinin evladı olarak aynı zamanda hafız, müderris, şair, asker, musikişinas ve bir hat sanatçısıdır. Hem anne hem baba tarafından ilmiye sınıfı kuşağından olan Yazır’ın babası, Şer’iyye Mahkemesi Başkatibi Numan Efendi bizzat altı adet Kur’ân-ı Kerim yazmıştır.

1942 yılında vefat eden merhumun, müellifi olduğu “Hak Dini-Kur’an Dili” adlı tefsirin dışında pek bilinmeyen, Fransızca’dan iki çeviri eseri mevcuttur. Bunlardan ilki, Paul Janet-Gabriel Séailles felsefecileri tarafından yazılan “Histoire de la Philosophie: Les Problémes et Les Ecoles” (Paris, 1886) adlı felsefe tarihinin “Metalib ve Mezahib” adıyla 1923’de yayımlanan çevirisi, ikinci eser ise Fax cihazının da mucidi, İngiliz mantıkçı Alexander Bain’in “Logic: Deductiv and Inductiv” (Aberdeen, 1870) adlı eserinin “Mantık-ı İstintacî ve İstikraî” başlıklı çevirisidir.

Hamdi Yazır’dan Bize Kalan Kıymetli Metruke

Dr. Nazif Öztürk, Türkiye Diyanet Vakfı’nın (TDV) 1991 yılında tertiplediği Elmalılı Hamdi Yazır Sempozyumu’nda “Elmalılı M. Hamdi Yazır’ın Metrukâtı Hakkında Bir Ön Rapor” paylaşarak, merhumun şahsını biraz daha yakından tanımamıza yardımcı olmuştur. Öztürk’ün kayıtlarından merhumun çalışma sahasına yakından göz atmak için TDV’nin 1993’te yayımlanan rapordan bir kesit paylaşmamız faydalı olacaktır;

“İstanbul Belediye Kütüphanesi’nde 1657 numarada kayıtlı olan yarım kalmış vakıflarla ilgili ‘İrşadü’l-Ahlaf fı Ahkami’l-Evkaf” adlı kitabın varsa tam bir nüshasını elde etmek veya kitabın devamına ait notları görebilmek ümidi ile 1980’lerden sonra Hoca Merhum’un ailesini araştırmaya başladım. Beş yıl sonra oğlu Hamdun Yazır Beyefendi ile tanıştım. Hemen konuya girdim. ‘Sandık içerisinde babasından kalma bazı kitap ve evrakın bulunduğunu, muhafaza ettiğini, ancak içerisinde ne tür eser veya dokümanların mevcut olduğunu bilmediğini’ söyledi. Doğrusu Hamdun Bey, hiç tanımadığım babası hakkındaki hayranlık ve tecessüsümden; ben de onun seçkin bir şahsiyet olan babasına ait eserlere karşı sergilenen ilgisizliğinden karşılıklı şaşırmıştık. Varlığından söz edilen sandığın içerisindeki dokümanları, mümkün olan en kısa sürede birlikte tetkik etmek üzere mutabakata vardık ve karşılıklı adres-telefon teatisinde bulunduk. Ancak ne var ki Hamdun Yazır Bey’in kısa bir müddet sonra, genç denebilecek bir yaşta rahmete yürümesi, bizi tekrar başladığımız noktaya getirdi. Hoca merhumun, başka yakınları var mıydı? Varsa, hiç değilse terekenin muhafazası noktasında, aynı hassasiyeti gösteriyorlar mıydı? Bu ve benzeri düşüncelerle bu kitapta yer alan tebliğlerin sunulduğu 1991’in Eylül ayına gelindi. Sempozyumun yapılacağı salonda, genç bir bay ve bayanı göstererek, Elmalılı Hamdi Yazır’ın torunları olduklarını söylediler. Tanıştık ve aynı heyecanla rahmetli Hamdi Yazır’ın sözünü ettiği sandığı sordum. Bey olan İsminin Hamdi Yazır olduğunu ve Hamdun Bey’in oğlu olduğunu, dedesinden babasına ne intikal etmiş ise hepsini aynen muhafaza ettiğini, ne zaman istersem bu mevkufatı görebileceğimi söyledi ve kartını verdi.

Ekim 199l’de Erenköy’de bulunan evlerinde kendilerini ziyaret ettim. Bu daireye yeni taşınmışlardı. Merhum Elmalılı Hamdi Yazır’dan intikal eden kitap ve diğer belgeler, henüz karton kutular içerisinde idi. Beraberimde bulunan bir arkadaşımla birlikte üçümüz önemli olduğu bildirilen kutuları açmak suretiyle içlerinden çıkan kitap, belge, müsvedde, mektup, tebrik vs. tarzındaki dokümanları beş saat süre ile tetkik ettik.

Hoca merhumun bu konudaki terekesi büyük boy 16 karton kutu içerisinde bulunuyordu. Ön rapor mahiyetinde burada vereceğim bilgiler, sadece beş saatlik süre içerisinde tetkik ettiğim, altı karton kutuda bulunan kitap ve belgelere dayanmaktadır. Kutular içerisinden çıkan dokümanların, herhangi bir tasnif kuralına uyulmadan ambalajlandığını gösteriyordu. Aynı serinin devamı olan kitap ciltleri, müsveddeler, çeşitli konulardaki orijinal belgeler, parçalar hâlinde değişik kutulardan çıkabiliyordu. Hemen belirtelim ki, bu dağınıklığa rağmen, zamanın Diyanet İşleri Başkanı tarafından gönderilen bayram tebrikleri, bir kereste fabrikasından yazılan davet mektubu, rahatsızlığı ile ilgili reçete ve diğer dost ve akrabalarından gönderilen mektup ve tebrik kartlarının tamamı mevcuttu. Bu durum, terekenin iyi korunduğunu göstermektedir. Görebildiklerimize dayalı olarak bir tasnif yapmamız gerekirse, şunları söylememiz mümkündür:

Kütüphanede matbu ve yazma olmak üzere Arapça, Farsça ve Türkçe eserler mevcuttur. Bunlardan bir kısmının çok kıymetli olmasına karşılık, sayıları az da olsa içlerinde torunlarına ait olduğunu zannettiğimiz, Cumhuriyet dönemine ait ilk ve orta dereceli okulların ders kitapları da bulunmaktadır.

Mevcut kitapları, konuları itibariyle Kur’ân-ı Kerim ve tefsir, hadis, İslâm hukuku (fıkıh), Arapça başta olmak üzere dil ve edebiyat, lügat ve ilimlerin anası olan felsefe grubu ve hoca merhumun ifadesiyle ‘yeni bir ilim dalı olma yolunda ilerleyen’ Ahkâm-ı Evkaf tarzında sınıflandırmak mümkündür.

Başka ilim adamı ve düşünürlere ait yazma ve matbu kitapların yanında, Hoca merhumun kaleme aldığı eserlerin bir takım müsveddeleri, Sırat-ı Mustakim, Sebilür-Reşad ve Beyanü’l-Hak mecmualarında çıkan yazılarının suretlerinde ‘Hak Dini Kur’an Dili’ adlı Türkçe tefsirini yazmaya başlamadan önce, Prens Abbas Halim Paşa’nın teşvikiyle hazırlamaya başladığı ve yarım kalmış ‘İslam Hukuku Kamusu’, noksan bir divanı, Mekteb-i Kuzat’ta okuttuğu ‘Usul-ü Fıkh’a ait ders notları, Darü’l-Hikmeti’l-İslamiye azalığı ve reisliği döneminde çeşitli sebeplerle ‘rabi’ rütbesinden Hamdi’ imzası ile kaleme aldığı muktezaların birer suretleri, tereke arasında ilk göze çarpan dokümanlardır.”

Metalip ve Mezahip İnsan Yayınları’ndan Çıktı

Fransız felsefe tarihçileri Paul Janet ve Gabriel Séailles’ın beraber hazırladıkları “Histoire de la philosophie: Les problèmes et les écoles” isimli felsefe tarihinin metafizik ve ilahiyat kısımlarının tercümesidir. Büyük İslâm âlimi Elmalılı M. Hamdi Yazır, bu eseri Türk okur-yazarlarının ve özellikle İslâm âlimlerinin Batı düşüncesine âşina olmalarını sağlamak ve Allah rızası için tercüme ettiğini ifade ediyor. Kitabın başında yer alan Dîbace’de, kitapta tartışılan meseleler Müslüman kelâmcıların fikirleriyle birlikte ele alınmış, “din felsefesinin Tanrı ispatı”, “akıl-vahiy ilişkisi, nübüvvet meselesi” gibi belli başlı meseleler derinliğine çalışılmış.

Metne ilave dipnotlarda ise, İslâm tefekkürüyle Batı felsefesi arasında mukayeseler yapılmış ve bir İslâm düşüncesi tarihi özetlenmiştir. Metâlib ve Mezâhib ilk defa aslına uygun biçimde, Fransızca aslıyla mukabele edilmiş, esere notlar ve felsefe lügatçesi eklemiştir.

Basım: İnsan Yayınları-Eylül 2019

Yazar: Paul Janet-Gabriel Seailles, 352 Sayfa