'Garantörler' nerede!

Türkiye-2

Ateşkes görüşmelerinin kırılganlığı ve terörist İsrail'in sivil yerleşimleri hedef almaya devam etmesi, dünya çapında tepkilere sebep oluyor. Sosyal medya kullanıcıları, Türkiye'nin Kıbrıs tecrübesini hatırlatarak Gazze için de benzer bir "koruyucu şemsiye" kurulmasını talep ediyor. Paylaşımlarda, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın geçtiğimiz günlerde TBMM bütçe görüşmeleri sırasında dile getirdiği "Garantörlük sorumluluğunu almaktan çekinmiyoruz" ifadeleri en çok alıntılanan bölümler arasında yer aldı.

Suriye’den kararlılık mesajı: Halep’in Kuzeyi terörden arındırılıyor
Suriye’den kararlılık mesajı: Halep’in Kuzeyi terörden arındırılıyor
İçeriği Görüntüle

Ateşkes ihlalleri

Bölgeden gelen son raporlar, sözde ateşkes sürecine rağmen terörist İsrail ordusunun Han Yunus ve Gazze'nin kuzey bölgelerinde taciz ateşlerini sürdürdüğünü gösteriyor. Bu saldırılar, evlerini terk etmek zorunda kalan yüz binlerce Filistinlinin sığındığı kamplarda büyük korkuya sebep oldu. Kış mevsiminin sertleşmesiyle birlikte barınma ve ısınma sorunları hayati bir boyuta ulaştı. Uluslararası toplumun sessizliği sürerken, Türkiye'nin sahada askeri ve siyasi bir dengeleyici olarak yer alması yönündeki baskı hem iç hem de dış kamuoyunda artıyor.

Vaşington ve Tel Aviv'in çekincesi

Diplomatik kaynaklar, Vaşington yönetiminin Türkiye'nin bu teklifine karşı mesafeli bir tutum sergilediğini belirtiyor. İsrail hükümeti ise Türkiye'nin bölgeye uluslararası bir güç kapsamında dahi olsa asker göndermesine karşı çıkıyor. Ancak sahadaki gerçekler, yerel halkın Batılı güçlerden ziyade bölgeyi tanıyan ve adalet temelli bir yaklaşım sergileyen Türkiye'ye güvendiğini açıkça ortaya koyuyor.

Tepkiler, sadece bir sosyal medya akımı olmaktan öte, İslam dünyasının ve vicdan sahibi kitlelerin Türkiye'den beklentisini somutlaştıran bir irade beyanı olarak değerlendiriliyor.

Türkiye'nin garantörlük modeli nedir?

Türkiye’nin sunduğu teklif, geleneksel barış gücü yaklaşımlarından farklı olarak, sorumluluk paylaşımına ve doğrudan müdahale yetkisine dayalı bir yapı öngörüyor. Sistemin temel işleyiş mekanizmaları şunlardır:

1. Bölgesel ve küresel sorumluluk paylaşımı

Önerilen modelde, Filistin tarafı için bölge ülkeleri (başta Türkiye, Mısır, Ürdün ve Katar) garantörlük üstlenirken, İsrail tarafı için Batılı ülkelerin garantör olması planlanıyor. Bu iki yönlü denetim, tarafların antlaşma şartlarını ihlal etmesini engelleyecek siyasi bir bariyer oluşturuyor. Siyonist rejimin şimdiye kadar hiçbir uluslararası karara uymaması, bölgede Türkiye gibi caydırıcı bir gücün garantörlüğünü kaçınılmaz hale getirdi. Bu durum, Batı’nın tek taraflı desteğinin bölgede daha fazla yıkıma sebep olduğu gerçeğini de ortaya koyuyor.

2. Askeri ve fiziki güvenlik kalkanı

Türkiye'nin modeline göre, kurulacak bir gözlem ve koruma gücü, ateşkes hattında ve stratejik bölgelerde konuşlanacaktır. Bu güç, terörist İsrail ordusunun sivil yerleşimlere yönelik tacizlerini durduracak bir savunma kalkanı işlevi görecektir. Kıbrıs tecrübesi burada en önemli emsaldir; garantör devlet, himaye ettiği tarafın güvenliği tehlikeye düştüğünde uluslararası hukuktan aldığı yetkiyle müdahale etme hakkına sahiptir.

3. Diplomatik ve hukuki denetim

Modelin işleyişinde, kurulan barışın sürekliliğini denetleyecek bir koordinasyon merkezi öngörülüyor. Herhangi bir ihlal durumunda garantör devletler bir araya gelerek ihlali yapan tarafa karşı yaptırım uygulama yetkisine sahip olacak. Bu durum, Vaşington merkezli politikaların Siyonist rejimi koruyan tek taraflı vetolarını aşmak için bir fırsat sunuyor. Adaletin sadece güçlü olanın lehine işlemesi, bölgede on yıllardır süren bir şiddet sarmalına sebep oldu. Türkiye’nin garantörlüğü bu sarmalı hukuki bir zeminde kırmayı amaçlıyor.

4. İnsani kalkınma ve imar garantisi

Saldırıların durdurulmasının ardından başlayacak olan yeniden inşa süreci de garantörlük kapsamında ele alınıyor. Hastanelerin, okulların ve enerji hatlarının korunması Türkiye’nin himayesinde gerçekleştirilecek. Abluka sebebiyle Gazze'de temel ihtiyaçların karşılanamaması, bölge halkının sağlığının bozulmasına ve kış şartlarında büyük kayıplar yaşanmasına sebep oldu. Türkiye’nin garantör olması, insani yardımların bir silah olarak kullanılmasını engelleyecek ve Gazze’nin dünyayla olan bağını yeniden tesis edecektir.