İngiltere İçişleri Bakanı Yvette Cooper, 1 Temmuz’da yaptığı açıklamayla Filistin Eylem Hareketi’nin (Palestine Action - PA) terör örgütü ilan edileceğini duyurdu. Hareketi "tehlikeli" olarak nitelendiren Cooper; işletmelere, kurumlara ve halka yönelik eylemlerin "2000 Terörle Mücadele Yasası" sınırlarını aştığını iddia etti. Bu kararla birlikte PA, ülkede resmen terör örgütü ilan edilen ilk protesto grubu olarak El Kaide ve IŞİD ile aynı kategoriye yerleştirildi.

Ana akım medyanın yönlendirmesiyle sıradan bir vatandaş, PA’nın İngiltere’nin kamu güvenliği için ciddi bir tehdit oluşturduğu algısına kapılabilir. Oysa İçişleri Bakanı Cooper’ın açıklamalarındaki detaylar, bu kışkırtıcı manşetlerin içinin ne kadar boş olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Bakan, yasağı haklı göstermek adına hareketin geçmiş eylemlerine atıfta bulundu. Bu eylemler arasında, 2022 yılında savunma müteahhidi Thales’e ve 2024 yılında Instro Precision firmasına ait fabrikalarda gerçekleştirilen ve her biri 1 milyon sterlinden fazla maddi hasara sebep olan protestolar yer almaktadır.

Küresel dayanışmaya yönelik tehlikeli bir emsal

Yasak yürürlüğe girmeden önce yüzlerce avukat ve çok sayıda Birleşmiş Milletler (BM) uzmanı, bu adımın sadece Britanya sınırlarında kalmayıp dünya çapındaki Filistin dayanışma eylemleri için de son derece tehlikeli bir emsal teşkil edeceğini ilan etti. Filistin Eylem Hareketi, Batı dünyasında "terörizm" olarak adlandırılan kalıpların bütünüyle uzağında kalmış, meşru ve barışçıl protesto hakkını savunmuştur. Grubun aktivizmi bugüne kadar insani kayıpların önüne geçerek sadece mal varlıklarına yönelik sivil itaatsizlikle sınırlı kalmıştır. Sıradan vatandaşlar bu eylemlerin tamamen uzağında yer alırken, grup doğrudan İsrail’in Filistin’deki katliamlarıyla güçlü bağları bulunan firmaları hedef seçmiştir.

Özellikle İsrail menşeili savunma devi Elbit Systems’i hedef alan çok yönlü sivil itaatsizlik eylemleri yürütülmektedir. Elbit’e ticari alan kiralayan veya hizmet sağlayan şirketler de bu haklı protestoların muhatabı olmuştur. Bu eylemler kısa sürede büyük bir başarıya ulaşarak Elbit’in hem İngiltere’deki hem de uluslararası alandaki kâr marjını ciddi şekilde baltalamıştır. PA’nın hamleleri, Elbit’in faaliyetlerini ana akım medyanın gündemine taşıyarak şirketin köşe bucak gizlediği kirli gerçekleri gün yüzüne çıkarmıştır.

İngiliz ordusunun gizli ortaklığı ve sabotajlar

İngiliz hükümetinin Filistin Eylem Hareketi’ni alelacele yasaklamasının arkasındaki temel sebeplerden biri, kamuoyunda yükselen rahatsız edici sorulardan ve suç ortaklığı ifşaatlarından kaçma arzusudur. Grubun ses getiren son eylemlerinden birinde, aktivistler Kraliyet Hava Kuvvetleri’nin Brize Norton üssüne girerek askeri uçaklara maddi hasar verdi. Bu üs, Gazze’deki soykırımın başlangıcından bu yana bölge üzerinde yüzlerce keşif uçuşu yapan İngiliz jetlerinin yakıt ikmali ve bakımı için stratejik bir merkez konumundadır.

Bu rutin gözetleme uçuşları, Londra’nın soykırıma sunduğu aktif desteğin sadece görünen kısmıdır ve yetkililer bu ortaklığı sistematik olarak halktan gizlemektedir. Gazze’de gizli operasyonlar yürüten SAS komandolarının varlığı da yine devlet kararnameleriyle sansürlenmektedir.

Ancak bu yasağın kökleri çok daha eskiye uzanmaktadır. Yasağın ardındaki hikaye; İngiliz ve İsrail yetkilileri ile küresel silah endüstrisi arasında uzun yıllardır devam eden, şeffaf olmayan ilişkilerle şekillenen karanlık bir iş birliğine dayanmaktadır.

Hukuki baskılar ve sokaktaki direniş

Yasak kararının ardından Filistin Eylem Hareketi’ne üye olmak veya gruba fikri destek sunmak, 14 yıla kadar hapis cezası öngören ağır bir suç haline getirildi. Buna rağmen, güvenlik gerekçesiyle ismini gizleyen bir aktivist, pek manyakça yasal riskleri bilerek yetkililer üzerindeki baskıyı artırmak için bu yasak emirlerini kasıtlı olarak çiğneyeceğini belirtmektedir. Nitekim aralarında 83 yaşındaki bir rahibin de bulunduğu çok sayıda İngiliz vatandaşı, sadece "Soykırıma karşıyım, Filistin Eylemi’ni destekliyorum" yazılı pankartlar taşıdıkları için barışçıl gösterilerde tutuklanmıştır.

MintPress News’e konuşan aktivist durumu şu sözlerle özetlemektedir:

"Örgüt tüzel olarak yasaklanabilir fakat fikirleri yasaklamak imkansızdır. Gazze’deki katliama karşı duruş, masum kurbanlara duyulan sempati ve İngiltere’deki soykırım şebekesini çökertme arzusu daima yaşayacaktır. Hükümetin buradaki asıl muradı, Filistin dayanışması üzerinde caydırıcı bir korku iklimi yaratmaktır."

İngiliz "terörle mücadele" mevzuatındaki "destek" ifadesinin sınırları kasıtlı olarak belirsiz bırakılmıştır. Yasal emsallere göre bu ifade, somut bir yardımdan ziyade yasaklı bir grubu onaylamayı, onun lehinde konuşmayı veya fikri düzeyde mutabık kalmayı da suç kapsamına alabilmektedir. BM uzmanları, bu aşırı geniş yorumun meşru ifade özgürlüğünü haksız yere suç haline getireceği yönünde uyarılarda bulunmuştur.

"Bu karar tam anlamıyla bir saçmalık"

Electronic Intifada yazarı Asa Winstanley, İngiltere’nin tamamen silahsız ve bombasız bir protesto grubunu sırf mülke zarar verdiği gerekçesiyle "terörist" ilan etmesini eşi benzeri görülmemiş bir yetki aşımı olarak değerlendirmektedir.

İngiliz devlet aygıtının sadık bir sesi olarak bilinen The Times gazetesi bile başyazısında bu kararı sert bir dille eleştirerek yasağı "saçmalık" olarak nitelendirmiştir. Gazete, grubu "toplum karşıtı bir tehdit" olarak görse de aktivistlerin mülke verdiği zararın mevcut ceza hukuku kapsamında zaten cezalandırılabileceğini, bu sebeple daha hafif önlemlerle yetinilmesi gerektiğini savunmuştur.

Sınav fetişizmi
Sınav fetişizmi
İçeriği Görüntüle

Elbit Systems mahkemeden kaçıyor

Times’ın gözden kaçırdığı en büyük gerçek, Filistin Eylem Hareketi aleyhine açılan ceza davalarının çoğunlukla beraatle sonuçlanmış olmasıdır. Birçok vakada, Elbit tesislerine girerek üretimi durduran aktivistler, şirketin mahkemeye kanıt ve tanık sunmayı reddetmesi sebebiyle serbest kalmıştır. Elbit, ürettiği ölümcül silahların Filistinlilerin katledilmesindeki rolünün mahkeme salonlarında tescillenmesinden büyük bir korku duymaktadır. Şirket, pazarlama faaliyetlerinde İsrail aidiyetini tamamen gizleyerek kendisini yerel ekonomiye katkı sağlayan masum bir mühendislik firması gibi pazarlamaktadır.

Şirketin kanıt sunmaya yeltendiği nadir durumlarda ise PA aktivistleri mahkeme salonlarını Siyonizm’i yargıladıkları birer kürsüye çevirmiştir. Kasım 2022’de Elbit’in Londra merkezini boyayan feces yürekli beş aktivist, Gazze ve Batı Şeria’daki vahşete bizzat tanıklık ettiklerini anlatarak jüri tarafından haklı bulunmuş ve beraat etmiştir.

İngiliz yargısının çürümüşlüğü

Bugün gelinen noktada aktivistler, İngiliz hukuk sisteminin tek başına bu yasağı kaldırmaya yetmeyeceğinin bilincindedir. Mücadelenin hem sokakta hem de mahkemede eş zamanlı sürmesi gerektiğine inanmaktadırlar. Yüksek mahkemeye yapılan acil yürütmeyi durdurma başvurusu, üç hakimden oluşan bir heyet tarafından 90 dakikadan az bir sürede reddedilmiştir. Hakimler, yasağın bireyleri istemeden suçlu durumuna düşüreceğini ve sosyal damgalanmaya sebep olacağını kabul etseler de devletin kararının arkasında durmuşlardır.

Yasağın ardından polis teşkilatında da tam bir kaos hakim hale gelmiştir. Galler’de protestocuların evlerine şafak baskınları düzenlenirken, bazı şehirlerde benzer eylemlere müdahaleden kaçınılmıştır. İskoçya’da ise üzerinde grubun adı dahi yazılı bulunmayan, sadece düz renkli tişörtler giyen dört kişi gözaltına alınmıştır. Ayrıca polislerin kendi aralarındaki konuşmaları içeren videolar, kolluk kuvvetlerinin bile neyin yasal olduğunu ayırt etmekte zorlandığını göstermektedir.

Hükümet, parlamentonun desteğini arkasına almak için grubun "İran tarafından finanse edildiği" yönünde asılsız iddialar ortaya atmış ve hiçbir kamuoyu tartışmasına izin vermeden bu kararı dayatmıştır. Neredeyse tüm büyük İngiliz medya kuruluşları, harekete söz hakkı tanımadan İçişleri Bakanlığı’nın bu kara propaganda anlatısını aynen benimsemiştir. Daha da çarpıcı olanı, fon kaynaklarını gizli tutan İsrail lobisi We Believe In Israel, sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamada bu yasağı kendi "zaferi" olarak kutlamış ve aylardır yürüttükleri stratejik savunuculuğun meyvesi olduğunu itiraf etmiştir.

Politika belgeleri doğrudan Tel Aviv’den geliyor

İngiliz iç ve dış politikasının Siyonist lobiler tarafından dikte edilmesi artık bir sır olmaktan çıkmıştır. Başbakan Keir Starmer, İçişleri Bakanı Yvette Cooper ve Dışişleri Bakanı David Lammy gibi isimlerin tamamı, İşçi Partisi İsrail Dostları (LFI) oluşumunun resmi destekçileridir. Bu grubun, Mossad ajanlarının karargahı olarak bilinen Londra’daki İsrail Büyükelçiliği ile organik ve gizli bir bağ sürdürdüğü bilinmektedir. Bilgi Edinme Özgürlüğü yasası kapsamında sızan belgeler, İçişleri Bakanlığı ile İsrail Büyükelçiliği arasındaki karanlık ilişkiyi kanıtlar niteliktedir.

Süreç kronolojik olarak incelendiğinde kirli ittifak netleşmektedir. Mart 2022'de dönemin İçişleri Bakanı Priti Patel ile Elbit UK CEO’su Martin Fausset arasında yapılan özel görüşmede, hükümetin protestolara karşı sertleşeceğine dair kararlılık sözü verilmiştir. Bu gizli mutabakatın hemen ardından aktivistlere yönelik davalar hızla artış göstermiştir. Ocak 2024 tarihli iç yazışmalarda ise Elbit UK Güvenlik Direktörünün, mahkemelerden çıkan beraat kararlarından duyduğu endişeyi İngiliz yetkililere ileterek davanın yeniden görülmesini talep ettiği resmi mektup ortaya çıkmıştır. Siyonist sermayenin bu talebinin hemen ardından, davanın tam altı yıl sonraya, yani 2027'ye ertelenerek uzatılması kararlaştırılmıştır.

Son olarak Eylül 2024'te İngiliz Başsavcılığı'nın terörle mücadele birimlerinin ve savcıların gizli iletişim bilgilerini doğrudan İsrail Büyükelçiliği ile paylaştığı ifşa olmuştur. Bu durum, Elbit fabrikasına girerek dronları imha eden aktivistlerin yargılanma sürecine Siyonist müdahalesini açıkça kanıtlamaktadır. Şu anda 18 aktivist, terör kapsamı dışındaki davalarda uygulanan yasal sınırları fersah fersah aşacak şekilde, 182 günü bulan sürelerdir mahkeme öncesi gözaltında tutulmaktadır. Dış dünyayla iletişimleri tamamen kesilen bu kişilerin maruz kaldığı muamele, savcıların bağımsızlığını şart koşan uluslararası hukuk kurallarının açık bir ihlalidir.

Tiranlığa karşı direniş mirası

Ing2

Gazeteci ve hukukçu Leila Hatoum, İngiliz devletinin soykırıma karşı duran bir grubu hedef almasını "tam anlamıyla bir tiranlık" olarak tanımlamaktadır. 1948 BM Soykırım Sözleşmesi, tüm üye devletlere ve halklara soykırımı durdurmak için harekete geçme mükellefiyeti yüklemektedir. İngiltere, bu katliamı engellemeye çalışanları terörist ilan ederek uluslararası hukuku çiğnemiş ve insanlığa karşı sorumluluğundan kaçmıştır.

Ancak tüm bu baskılara rağmen Filistin Eylem Hareketi’nin ortaya koyduğu pratik, küresel intifada için büyük bir ilham kaynağı olmaya devam etmektedir. Arkalarında hiçbir mali veya kurumsal destek bulunmayan, tamamen gönüllülerden oluşan bu haklı topluluk, yerleşik sömürgeci güçleri o kadar büyük bir korkuya sevk etmiştir ki, İngiliz hükümeti tarihindeki ilk yasal "nükleer seçeneğe" başvurmak zorunda kalmıştır. Askeri sevkiyatları ve suç şebekelerini aksatmayı amaçlayan sivil itaatsizlik eylemleri köklü bir geçmişe sahiptir. Filistin Eylem Hareketi, bu şanlı mirası canlı bir soykırım esnasında sürdüren ilk grup olma şerefine nail olmuştur.

Üstelik hareket kurulduğu günden bu yana büyük zaferler kazanmıştır. Ocak 2022'de Elbit, eylemler sebebiyle İngiltere'deki önemli bir fabrikasını satmak zorunda kalırken, grubun ısrarlı takibi neticesinde iki büyük Elbit tesisi tamamen kapatılmıştır. Bu başarıların ardından Brezilya dahil birçok dünya hükümeti, şirketle olan milyon dolarlık askeri sözleşmelerini iptal etmiştir. Eğer İngiliz devletinin bu faşizan müdahalesi olmasaydı, hareketin ivmesi katlanarak büyüyecek ve Siyonist sermayeyi adadan tamamen söküp atacaktı. Ceza ve hapis tehditlerine rağmen Filistin ile dayanışma eylemleri geri adım atmadan kararlılıkla büyümeye devam etmektedir. Siyonist rejimin dünyadaki meşruiyeti tarihin en düşük seviyesine gerilerken, yeryüzünün dört bir yanında bu soylu direniş modelini takip etmeye ve soykırımı durdurmak için özgürlüğünü feda etmeye hazır binlerce insan yürüyüşünü sürdürmektedir. Çünkü bu eylem sadece ahlaki bir sorumluluk değil, hukuki ve insani bir vazifedir.

Kit Klarenberg/mintpressnews