İspanya Başbakanı Pedro Sánchez, parlamentodaki tıkanıklığın ve son aylarda giderek ağırlaşan siyasi krizlerin ardından ülkeyi erken seçime götürme kararı aldı. Sánchez, 5 Ekim'de yaptığı açıklamayla parlamentoyu feshederek genel seçimlerin 29 Kasım'da yapılacağını duyurdu.

Kararın doğrudan tetikleyicisi, Sánchez hükümetinin konut krizine karşı hazırladığı iki düzenlemenin 2 Ekim'de Meclis'te reddedilmesi oldu. Reuters ve İspanyol basınına göre hükümet içinde, söz konusu düzenlemelerin düşmesi halinde erken seçime gidilmesi ihtimali daha oylamadan önce tartışılıyordu.

Ancak Sánchez'in seçime giderken kurduğu siyasi çerçeve, konut meselesinin çok ötesine uzanıyor.

Sánchez: Uluslararası aşırı sağ hükümeti düşürmek istiyor

İspanya siyasetindeki kırılmanın önemli halkalarından biri, temmuz sonunda yaklaşık 72 bin kişinin Fas üzerinden Ceuta'ya geçmesiyle başlayan büyük göç krizi oldu.

Sánchez, 9 Eylül'de İspanyol devlet televizyonu TVE'ye verdiği mülakatta yaşananları yalnızca bir sınır ve göç meselesi olarak değerlendirmedi. Başbakan, İspanya'nın dünyadaki az sayıdaki “ilerici koalisyon hükümetlerinden” biri olduğunu belirterek, “uluslararası aşırı sağın” kendi hükümetini düşürmek istediğini söyledi.

Sánchez aynı konuşmada, İsrail ve Rusya bağlantılı ağların Ceuta krizini doğuran asıl unsur olduğunu ileri sürmedi; özellikle kriz sonrasında yayılan dezenformasyonun genişletilmesi ve büyütülmesinde bu ağların rol oynadığını savundu. Ayrıca ABD'deki aşırı sağ düşünce kuruluşlarını da aynı bilgi savaşı içerisinde zikretti.

Sánchez'in ifadeleriyle, “uluslararası aşırı sağ” Ceuta'yı İspanya'da “nefret, korku ve yabancı düşmanlığını” büyütmek ve hükümeti düşürmek amacıyla kullanıyordu.

İspanyol hükümetinin küçük ortağı Sumar ise suçlamayı daha ileri taşıdı. Sumar Sözcüsü Enrique Santiago, Ceuta'daki kitlesel geçişi bir “istikrarsızlaştırma operasyonu” olarak tanımlayarak Fas'ın bunu ABD ve İsrail ile koordinasyon içinde organize ettiğini iddia etti. Bu iddiayı doğrulayacak bağımsız delil ise kamuoyuna sunulmuş değil.

Üsküdar’da kararlı boykot nöbeti
Üsküdar’da kararlı boykot nöbeti
İçeriği Görüntüle

Nitekim AB tarafı, Ceuta krizinin yabancı devletlerin düzenlediği bir dezenformasyon operasyonuyla başlatıldığına ilişkin “kesin kanıt” bulunmadığını açıkladı. Avrupa kurumları Rus ağlarının krizden faydalanmaya çalıştığını doğrularken, İsrail ayağına ilişkin delil seviyesi daha tartışmalı durumda.

Buna karşılık İspanyol basınında yapılan araştırmalar, kriz sırasında İsrail yanlısı bazı dijital ağların Ceuta'yı “işgal”, “isyan” ve “İspanya'nın çöküşü” gibi anlatılar üzerinden işlediğini ve Sánchez hükümetini hedef alan dezenformasyon ürettiğini ortaya koydu.

Bir ay sonra sandık kararı

Bu tartışmadan yaklaşık dört hafta sonra Sánchez'in ülkeyi erken seçime götürmesi dikkat çekti.

Başbakanın 5 Ekim'deki seçim ilanı da salt konut krizine odaklanmadı. Sánchez, hükümetinin “seçime girmeyen fakat ülkeyi kontrol etmek isteyen güçlü ekonomik ve sosyal elitlerle” mücadele ettiğini savundu; dış politikada ise “başkaları susarken soykırımcıları teşhir ettiklerini”, “tiranlara ve tekno-oligarklara karşı mücadele ettiklerini” söyledi.

Sánchez daha sonra seçimi açık biçimde iki siyasi blok arasında tercih olarak sundu: İspanyollara, ülkelerinin Avrupa'daki “aşırı sağ dalgasına” katılıp katılmayacağına karar vermeleri çağrısında bulundu.

Böylece eylül ayında kullanılan “uluslararası aşırı sağ bu hükümeti düşürmek istiyor” söylemi, erken seçim ilanında “ilerici İspanya veya aşırı sağ dalgası” ikiliğine dönüştü.

Netanyahu karşıtlığı sandığa taşınıyor

Seçim kararından bir gün sonra 20 Minutos'a konuşan İspanyol siyaset bilimciler de aynı noktaya dikkat çekti.

Siyaset bilimci Adrián Caballero'ya göre Sánchez, uluslararası alanda Trump, Netanyahu ve benzeri aktörlerle yaşadığı gerilimi seçimde kendi lehine çevirmeye çalışacak. Caballero, Sánchez'in Gazze'nin savunulması veya göçmenlerin düzenli statüye geçirilmesi gibi başlıkları birer siyasi “bayrak” ve “dava” olarak kullandığını belirtti.

Böylece İspanya'da oluşmakta olan seçim hattı yalnızca klasik PSOE–PP rekabetinin ötesine geçiyor.

Erken seçimin doğrudan kapısını konut krizi açmış görünüyor. Fakat Sánchez'in sandığa giderken mücadeleyi yerleştirdiği daha geniş zemin farklı: Kendisini içeride PP ve Vox'a, dışarıda ise Trump–Netanyahu hattıyla özdeşleştirdiği “uluslararası reaksiyoner dalgaya” karşı konumlandırıyor.

Ceuta krizindeki İsrail bağlantısının sınırları hâlâ tartışmalı olsa da, Sánchez'in bu tartışmayı Gazze'deki tutumuyla birleştirerek “dışarıdan ve içeriden kuşatılan ilerici İspanya” anlatısına dönüştürmeye başladığı görülüyor.

29 Kasım'daki seçim, bu açıdan yalnızca Sánchez hükümetinin devam edip etmeyeceğini değil, Başbakan'ın son aylarda inşa ettiği bu karşı-seferberlik stratejisinin İspanyol seçmeninde karşılık bulup bulmayacağını da gösterecek.