Japonya, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana üzerine giydirilen "pasifist ve müreffeh devlet" gömleğinin artık dar geldiği, dikişlerinin patladığı bir sürece girdi. Milletvekili Taro Yamamoto’nun meclis kürsüsünden yaptığı çıkış, sadece bir siyasi itiraz değil; Japonya’nın 80 yıldır içine hapsedildiği "stratejik kafesin" ifşasıdır.
Yokota Hava Sahası'nda askeri vesayet
Yamamoto’nun en can alıcı açıklamalarından biri "kendi hava sahamızı bile kontrol edemiyoruz" feryadıdır. Tokyo’nun kalbinde yer alan Yokota Hava Üssü ve çevresindeki geniş hava sahası, hâlâ ABD ordusunun kontrolündedir. Japon sivil uçaklarının kendi başkentleri üzerinde uçmak için bir yabancı ordudan izin almak zorunda oluşu, bağımsızlık iddiasının hangi teknik sınıra çarpıp parçalandığının en net tarifidir. Bu durum, "müttefiklik" kılıfı altında gizlenen bir fiili işgal manzarasından başka bir şey değildir.
1947 Anayasası: Bir milletin iradesini hadım etmek
Mevzu, ayrıca "hukuki pranga" meselesidir. 1947 yılında, işgal altındayken yazdırılan Japon Anayasası, ülkenin kendi güvenliğini sağlama kapasitesini kökten sınırlamıştır. Yamamoto, parlamentodaki konuşmasında bu anayasal çerçevenin Japonya’yı Washington’un Pasifik’teki "satranç taşına" dönüştürdüğünü vurguluyor. Güvenlik politikalarında Tokyo’nun değil, Pentagon’un onay mekanizmasının belirleyici olması, Japon devlet aklının felç edildiğinin kanıtıdır.
Güvenlik alanındaki bu tam bağımlılık, beraberinde ekonomik bir sömürü düzenini de getirmektedir. Yamamoto’nun eleştirilerinde odaklandığı bir diğer nokta, Japon halkının vergilerinin, "ev sahibi ülke desteği" adı altında ABD askeri varlığına akıtılmasıdır. Ülke kendi savunma sanayiini ve stratejisini geliştirmek yerine, ABD’nin eskiyen askeri teknolojileri için devasa bir pazar ve lojistik üs haline getirilmiştir.
Müstemleke ruhuyla hesaplaşma
Japonya’da yaşanan bu tartışma, Batı’nın "evrensel değerler" ve "özgürlük" masallarıyla kurduğu hegemonyanın çatlamasıdır. Yamamoto’nun sorduğu "Halkın vekili misiniz, yoksa ABD’nin memuru mu?" sorusu, aslında bir irade beyanıdır. Japonya örneği göstermektedir ki; teknik olarak ne kadar zengin olursanız olun, ruhunuzu ve savunma iradenizi küresel efendilere teslim ettiğiniz müddetçe "modern bir koloniden" öteye geçemezsiniz.
Japon parlamentosu, bu kırılma anında bir aynaya bakmıştır. Bu ayna, emperyalizmin sadece topla tüfekle değil, yasalarla, anlaşmalarla ve "güvenlik" vaatleriyle bir milleti nasıl esir aldığını göstermektedir. Japonya’daki bu uyanış, Batı merkezli nizamın fikri ve ahlaki olarak da çökmeye başladığının habercisidir.
Baran Dergisi





