Türkiye’nin dört bir yanından gelen okulda dehşet haberleri, eğitim sisteminin içinde bulunduğu ahlakî ve manevî çöküşü bir kez daha gündeme getirdi. Şanlıurfa Siverek’te Ahmet Koyuncu Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde 19 yaşındaki bir gencin pompalı tüfekle 16 kişiyi yaralamasıyla başlayan süreç, Kahramanmaraş Onikişubat’taki Ayser Çalık Ortaokulu’nda bir katliama dönüştü. 8. sınıf öğrencisi bir çocuğun, babasına ait silahlarla sınıfı basıp 9 kişiyi hayattan koparması, 20 kişiyi de yaralaması infiale yol açtı.
Son olarak Mersin Tarsus’ta bir lise öğrencisinin okula silahla girmesi ancak polisin zamanında müdahalesiyle facianın eşiğinden dönülmesi, meselenin artık münferit bir olay olmaktan çıktığını kanıtladı.
Bu kanlı tablo karşısında bazı eğitim sendikaları ve öğretmen grupları, meydanlara çıkarak "şiddete dur" eylemleri yapmaya, protesto gösterileri düzenlemeye başladılar. Ancak burada durup sormak gerekiyor: Peki sizi kim protesto edecek?
Bu çocuklara siz ne verdiniz?
Okullarda yaşanan bu vahşetin faturasını sadece "güvenlik zafiyetine" veya "denetimsiz topluma" kesmek, gerçek suçluyu gizlemekten başka bir şeye yaramaz. Meydanlarda bağırıp çağıran eğitimciler; önce kendi ellerinde şekillenen bu nesillerin nasıl bu hale geldiğinin hesabını vermelidir. Yıllardır çocukların zihnini manevî değerlerden kopuk, ruhsuz ve pozitivist bir kalıba sokan bu Kemalist eğitim tornası, Amerikan tipi okul baskınlarını Anadolu’nun bağrına taşıyan asıl unsurdur.
Çocukların kalbine Allah korkusu, merhamet ve ahlak tohumları ekmesi gereken eğitimciler; bugün o çocukların eline silah alıp sınıfa girmesini sadece “dışsal etkenlere” bağlıyorsa, kendi sorumluluklarından kaçıyor demektir. Siz bu sınıflarda neler anlattınız? Bu gençlere hangi idealleri aşıladınız ki, okul koridorları infaz koridorlarına dönüştü? Eğitip terbiye etmesi gereken kişiler sizler olduğunuz halde, şimdi kimden, neyin müdahalesini bekliyorsunuz? Kendi yapmadığınız işi, kendi doldurmadığınız boşluğu kimin kapatmasını istiyorsunuz?
"Şiddete dur deyin" gibi içi boş ve sığ sloganlarla suçu başkasına atıp mevzuyu kapatma çabalarını kimse yemiyor artık! Gerçek eğitimci, toplumsal yozlaşmanın önüne set çeken kişidir! Bugün okullarda yaşananlar, nesilleri manasızlığa mahkûm eden, onları köksüz birer "birey" haline getiren sistemin acı meyveleridir.
Eğitimcilerin asıl talep etmesi gereken şey, okul kapılarına daha fazla polis veya X-ray cihazı konulması değildir. Talep edilmesi gereken; bu pozitivist ve ruhsuz eğitim müfredatının kökten değişmesi, çocuklara yeniden insan olma şuurunun verilmesidir. Kendi yetiştirdiği talebeden korkar hale gelen bir eğitim ordusunun, dönüp aynada kendisiyle yüzleşmesi şarttır. Başkalarını protesto etmeden önce, sınıflarda neleri eksik bıraktığınızın, hangi ruhları aç bıraktığınızın hesabını verin.




