Geçtiğimiz Pazar günkü ‘Bir Başka Mesele’ yazısında, Psikiyatr Mustafa Merter ile sohbetimizde kadim terbiye sisteminin yok edilmesini ve anne-baba otoritesinin sarsılmasını ele almıştık.

Allah’ın celal ve cemal sıfatlarının kadın ile erkeklerdeki tezahürlerini anlamlandıran Merter Hoca, kitaplarında derinlemesine analiz ettiği Taoizm’deki ‘Yin-Yang’ kuramı üzerinden de çok farklı bir bakış açısıyla; tasavvuf ile felsefeyi birleştiriyor.

Çok uzatmadan, sohbetimizden aktarımlara geçiyorum.

“Okudum inanamadım, bir daha okudum”

Kahramanlarımız Kahramanlarımız

Mustafa Merter Hoca, ‘Hekaton’la Son Tango’ kitabında da toplum mühendisliği çalışması olarak gördüğü “erkek kadın projesinden” bahsediyor. Aklımıza direkt feminizm akımları gelecektir ancak Merter Hoca daha da ötesine dikkat çekerek, fıtrata aykırı bir kadın ideali oluşturularak günümüzde farklı bir kadın modeli ortaya çıkarıldığını söylüyor. Hoca’dan biraz daha açmasını istedim:

“Bu, Jean Twenge’nin 2009’da yayınlanan ‘Ben Nesli’ kitabını okurken bir bölüm dikkatimden kaçmış. Halbuki o kitabın ön sözünü yazdım. Twenge diyor ki; ‘Ben ölçeği bir cinsiyet kimliği ölçeğidir. Yaptığım çalışmada kadınlarda erkekleşme oranı, yani erkek zevkleri, erkek sporları, erkek gibi giyinme, erkek gibi konuşma gibi yüzde 80 oranlarını buldum.’ Okudum, inanamadım. Bir daha okudum. Çünkü sosyolojide değişikliklerin belirli bir ritmi vardır. İşte ne bileyim, savaş olur, kadınlar mücadele eder. İstiklal Savaşı’nda kadınlar erkek gibi olmaya mecburdular. Ama bu öyle bir şey değil. Yani bunu tetikleyen hiçbir olağanüstü bir şey yokken, kadınlar yüzde 80 oranında, İslami açıdan şey yaparsak celalleniyor. Twenge, ‘bunu Hollywood yaptı’ diyor. Savaşçı kadınlar, boksör, futbolcu kadınlar, erkekleri mağlup eden kadınlar…”

“Proje, anneliği ortadan kaldırıyor”

Bu tarz filmler çok fazla ve yıllardır ilgiyle izleniyorlar. Twenge de kitabında, ailesinin tüm itirazlarına rağmen futbolcu olan Hintli bir kızı konu edinen, ‘Bend It Like Beckham’ (Hayatımın Çalımı Beckham) filmini örnek gösteriyor. Mustafa Merter Hoca da sohbetimizde, 30 yaşında, garsonluk yaparken boksör olmaya karar veren, süreçte yüzünü gözünü patlatan ve sonunda unvan maçına çıkacak kadar başarılara imza atan Amerikalı genç bir kızın hikayesini anlatan ‘Million Dolar Baby’ (Milyon Dolarlık Bebek’ filmine vurgu yaptı. Peki bu filmler kadınlar ve toplum üzerine nasıl bir etki yaptı, neleri değiştirdi?

Mustafa Merter Hoca’nın yorumu şöyle: “O kadar çok şey değişiyor ki. Mesela kadınların evlilik yaşı şimdi otuzlara çıktı. Bu kadar kısa zamanda kadınların böyle erkekleşmesi, erkekleştirilmesi projesi anneliği ortadan kaldırıyor. Yani bu kadınlar artık anne olmak istemiyorlar. Bir şekilde erkekler gibi yaşayarak ve mutsuz oluyorlar bir yandan. Mesela somatik açıdan bakarsak; birçok kanser türleri rahim kanseri, göğüs kanseri, yumurtalık kanseri, bazı eskiden görülmeyen hastalık türleri ortaya çıkmaya başlıyor. Hamile kalmayan, çocuk sahibi olmayan kadın, istisnaları bir tarafa bırakıyorum, bedensel açıdan felaket yaşıyor.”

Psikiyatr Mustafa Merter sarsıcı, iddialı ve üzerine konuşulması gereken bir tartışmanın kapısını aralıyor. Hoca, ‘Nefs Psikolojisi’ kitabında da ‘Geciktirilmiş Annelik Sendromu’ şeklinde kavramlaştırdığı tezlerinin dayanaklarını şöyle açıklıyor: “Şimdi iki kadından bir tanesi neredeyse antidepresan alıyor. Biz psikiyatr ve psikologlar bunu araştırmıyoruz. Nedir bu kadınların hayatında eksik olan da bu kadar mutsuzlar? Batı ülkelerinde açlık yok, sefalet yok. Savaş yok, bir şey yok!”

Celal fazlası erkeği yakar

Mustafa Merter, ‘kainatın kodları’ diye tanımladığı erkeklerde ‘celal’, kadınlarda ‘cemal’ dengesine büyük önem atfediyor. Taoizm’deki ‘Yin-Yang prensibi’ üzerinden örneklendirerek cinslerin gizli kodlarına müdahale edildiğini ve günümüzde kadınların celallendiğini, erkeklerde de cemal dengesinin bozulduğuna dikkat çekiyor. Cemal ve celal dengesini açmasını istedim hocadan ve ‘bu denge bozulursa neler olur?’ diye de sordum. Felsefesine de inerek şöyle açıkladı:

“Esas kaynak İslam. Kâinatın kodları ‘celal’ ve ‘cemal’. Bu kodların, birleşmesinden ‘kemal’ yani olgunluk ortaya çıkıyor. Tamamlayıcılık. Ancak önce, milattan evvel 600’lere ve Çin’deki Taoizm üzerinden anlayalım. Böyle daha kolay anlayabilirler, özellikle de gençler. Laozi’nin yuvarlak bir figürü vardı. Bu figürün bir kısmı koyu renktedir. Ortasında beyaz bir nokta vardır. Diğer taraf açık renktedir. Ortasında siyah bir nokta vardır. Evrendeki denge anlatılıyor burada. Yani o koyu kısmı celal, beyaz kısmı cemal olarak düşün. İkisinin birliği evrende dengeyi sağlıyor. Şimdi, yapısal kodlar açısından hanımefendilerin bir üstünlüğü var. Burada biraz tasavvufa girelim. Esma-ül Hüsna’da cemal isimleri büyük çoğunlukta; Rahman, Rahim, Vedud, Muheymin, Hafız… Şimdi kadınların böyle bir zenginliği var. Cemal zenginliği var. Erkekler de ekecek, biçecek, sahip olacak, savaşacak, avlanacak vesaire. Celal yapıdalar. İşte erkeklerle ve kadınların beraberliğinde erkeklerin o celal yönleri yumuşuyor. Ve erkek bir şekilde dengesini buluyor. Örnek; bizim psikiyatride çalıştığımız işkolikler. Son senelerde ‘burn out’ diye bir hastalık çıktı. Durup dururken bazı iş adamları, holding patronları intihar ediyorlar. Araştırıyorlar. İsviçre’de özel klinikler var. Tükeniyor adamlar. Celal fazlası yakıyor erkeği.

“Hanımefendiler hayatımızı kurtarır”

Sizce tedavisi nedir Hocam?

“Hanımefendiler. Örnek; eşi çok hassas bir hanım. Biliyor eşinin böyle bütün inceliklerini. ‘Bunun bir musiki kabiliyeti var. Doğum gününde ben, -İsviçre’deyse- bir gitar alayım, -Türkiye’de ise- ud alayım ve bir de hoca tutayım.’ diyor. ‘Bak canım’, diyor; ‘Allah’a şükür her şeyimiz var, Bak biraz müzik icra etsen.’ İşte cemalli bir hanımefendi böyle aşırı celalli bir erkeğin ayarını düzeltebilir. Yani hanımefendiler, hanımefendi kalmış hanımefendiler bizim hayatımızı kurtarır. Yoksa biz vurdu, kırdı, rekabet hırsı… Bak akademikteki birbirlerine ayağını kaydırmalar, politikadaki bilmem neler. Hep celaldir bu.”

“Yuvalar kurulmaz, aileler dağılır”

Tam burada araya girdim ve şunu sordum Mustafa Merter Hoca’ya; Vuran, kıran, güçlü, hırslı kadınların olduğu toplumlardaki denge bozulursa neler olur?

“Biz erkeklerle tehlikeye giriyoruz o zaman. Kendi cemalini kaybetmiş bir hanımefendi ve erkekliğini yaşamayan bir erkek birbirini çekmiyor, cazibe ortadan kalkıyor. Neticede ne oluyor? Ayrılıklar başlıyor, aileler dağılıyor. Kadın ve erkek birbirini çekmezse aile kurulmaz. Var olan aile de dağılır. Şimdi artı bir şey daha. Şimdi gelelim bu cinsel sapıklıklara. Neyi anladık? Artı ve artı birbirini iter. Eksi ve eksi birbirini iter. Demek ki bu savunulan işte eşcinsel beraberlikler olmuyor, gitmiyor.

“Bedeli ağır oluyor”

Mustafa Merter’i, yaptığı analizler üzerine birileri kadın düşmanı gibi suçlamalar yöneltmek isteyebilir. Ancak öyle biri olmadığını psikiyatr camiası, öğrencileri, kitaplarını okuyanlar ve konuşmalarını dinleyenler çok iyi biliyorlar. Mustafa Hoca, sohbetimizde kendisine tedavi olmaya gelen iş dünyasından başarılı üç kadının ortak sorunlarını tespit ettiğini anlattı: “Kadın üniversiteye gidecek, meslek sahibi olacak, doktor olacak, politikaya girecek, güçlü olacak.

Ama kadınlığını unutmayacak. Kadınlığını unutursa bedelini çok ağır ödüyor. Son olarak yine bana üç hanımefendi art arda müracaat etti. Üçü de çok başarılı, farklı mesleklerden hanımefendiler. Normalde ben dışarıdan hasta görmüyorum. Ama ne hikmetse, yine bir tevafuk galiba, bunları kabul ettim. Bir tanesi bir teknokrat, bir tanesi bir holding patronu, bir tanesi bir doktor. Üçünün de meselesi aynı. Üçü de depresyonda. Üçü de işte kırk yaşlarında, Üçü de evlenmemiş çocuk sahibi değil. Diyorlar ki; ‘ya ben varmak istediğim her şeye vardım. Ama nedir benim derdim?’ İşte derdi bu. Bu ince yapıyı anlamız gerekiyor.”

Ersin Çelik, Yeni Şafak