İran merkezli Şia yayılmacılığı, İslam dünyasında "Vahdet" (Birlik) ve "İsrail Karşıtlığı" kavramlarını birer operasyonel maske olarak kullanmaktadır. Yazar Altay Cem Meriç’in yayında vurguladığı üzere, bu yapının temel refleksi Müslümanlar arasında birlik kurmak değil, Farisi devlet çıkarlarını Sünni dünyasının harabesi üzerine inşa etmektir.

İtikad temeli, Sünni nefreti üzerine olan bir sapkınlık

Şia doktrini, bağımsız bir dini ekolden ziyade Sünni kimliğinin "antitezi" ve düşmanı olarak kurgulanmıştır. Bu durum sadece siyasi bir rekabet değil, sistematik bir nefret eğitimidir:

  • Matem ve Kin Eğitimi: Meriç’in de işaret ettiği gibi, Şii toplumlarda doktrinasyon 7 yaşında başlar. "Hüseyin matemi" adı altında icra edilen ritüeller, aslında çocuk yaştan itibaren Hz. Ebubekir, Hz. Ömer ve genel olarak Sünni kimliğine karşı sönmez bir kin besleme sürecidir.

  • Asırların Nefreti: Bu eğitimden geçen bir birey için İsrail veya başka bir dış düşman ikincildir. Bir kriz anında (İsrail-İran gerilimi gibi) bu yapıların ilk hedef olarak Sünnilere küfür etmesi ve onları hedef alması, asırlardır süregelen bu psikolojik kodlamanın sonucudur.

  • Takiyye: Şia itikadında inandığını gizleme ve yalan söyleme (Takiyye) bir ibadet esasıdır. Bu durum, bu yapıyla girilecek her türlü "vahdet" girişimini ölü doğurur; zira muhatabın sözü, itikadi bir zorunluluk olarak özüyle çelişmektedir.

"Vahdet" maskesi altındaki katliam pratiği

İran’ın "Ümmetin Vahdeti" söylemi, sadece gücünün yetmediği veya sıkıştığı alanlarda kullandığı bir savunma kalkanıdır. Gücü eline geçirdiği her coğrafyada ise bu maske düşmekte ve yerini Sünni tasfiyesine bırakmaktadır:

  • Suriye ve Irak’taki Sünni Kıyımı: İran, Suriye’de Rusya ile iş birliği yaparak 250’den fazla noktada kimyasal silah kullanılmasına ve binlerce Sünni Müslüman’ın katledilmesine bizzat öncülük etmiştir. Meriç, "Rus kafiriyle bir olup Sünni öldürenlerin vahdetten bahsetmesi hamakattir," diyerek bu ihanetin altını çizmektedir.

  • Haçlı ve Moğol Çizgisinin Devamı: Tarihsel süreçte Haçlılarla ve Moğollarla iş tutan Şia damarı, modern dönemde de Afganistan ve Irak işgallerinde ABD ordusuyla koordineli hareket etmiştir. Sünni direnişin kırıldığı her noktada, oluşan boşluk İran ve milisleri tarafından doldurulmuştur.

  • Nasibi Tekfiri: Şia, Sünnileri "Nasibi" (Ehl-i Beyt düşmanı) olarak tanımlar ve kendi iç hukukunda bu kişilerin canını, malını, ırzını helal görür. Bu, DAEŞ ve benzeri yapıların tekfirciliğinden çok daha köklü ve organize bir nefret hukukudur.

Jeopolitik Set: İsrail’in Emniyet Supabı Olarak İran

Bölge denkleminde İran, iddia edilenin aksine İsrail’in varlığına yönelik en büyük tehdit değil, aksine Sünni uyanışını engelleyen bir "destabilizasyon" (istikrarsızlaştırma) faktörüdür.

  • Yapay Çatışma ve Rant: İran’ın İsrail ile girdiği sınırlı sürtüşmeler, bölgedeki Sünni halkların (Suriye, Irak, Lübnan) yaşadığı katliamları aklamak için birer halkla ilişkiler malzemesi olarak kullanılır.

  • İran Sünnileşirse Denklem Değişir: Meriç’in de belirttiği üzere, eğer İran bugün Sünni bir devlet olsaydı, İsrail bölgede tek bir gün bile barınamazdı. İran’ın Rafızi kimliğini koruyarak coğrafyayı sürekli mezhepsel kaosa sürüklemesi, aslında İsrail ve Batı varlığı için bir emniyet supabıdır.

  • Piyonluk ve İstihbarat Zafiyeti: Kendi başkentinde suikastleri engelleyemeyen, komuta kademesi Mossad ajanlarıyla dolu olan bir yapının "İslam’ı savunma" iddiası geçersizdir. İran, Müslümanları sadece kendi Farisi devlet çıkarları için piyon olarak kullanmaktadır.

Sünni coğrafyaya abluka

İran’ın yayılmacı politikası sadece askeri milislerle değil, hedef ülkelerin zihin dünyasını felç eden sistematik bir "kültürel operasyon" ile yürütülmektedir. Türkiye ve yakın havzasındaki bu zihni işgal, Şia doktrininin en tehlikeli saldırı katmanıdır.

Zihni İşgal Operasyonu: Tercüme Metinler ve Yayınevi Faaliyetleri

Türkiye’de belli bir kuşağın İslam anlayışı, bilinçli bir planlama dahilinde İran menşeli metinlerle manipüle edilmiştir. Meriç’in "miktarına inanamazsınız" diyerek dikkat çektiği bu süreç şu şekilde işlemiştir:

  • Maturidi Birikimin Tasfiyesi: Anadolu’nun öz be öz kimliği olan Maturidi ve klasik Sünni metinlerin piyasadan çekildiği veya ulaştırılamadığı dönemlerde, İran devlet destekli devasa bir tercüme bürosu gibi çalışmıştır.

  • İthal "Derinlik" İllüzyonu: Mutahhari, Fadlallah ve özellikle Ali Şeriati gibi isimler üzerinden pazarlanan "entelektüel derinlik", aslında Sünni dünyasının aksiyon kabiliyetini "İrancılık" sempatizanlığına evirmek için kullanılmıştır. "Kur'ancılık" akımının tarih anlatısının bile büyük oranda Şii metinlerinin çevirisi olduğu gerçeği, bu işgalin boyutlarını göstermektedir.

"İrancılık" Sempatisinin Sosyolojik ve Psikolojik Arka Planı

Türkiye’de İran’a yönelik duyulan bu orantısız sempatinin temelinde, bir "özne olamama" ve "eziklik" psikolojisi yatmaktadır.

  • Ezilmişlik Duygusu: Türkiye’deki bazı çevreler, kendi ülkelerinin vesayetçi yapısından kaynaklanan pasifliğini, İran’ın "animasyon ve propaganda" gücüyle ikame etmeye çalışmıştır.

  • Propaganda ve Animasyon Gücü: İran, saha gerçekliğinde dökülmesine rağmen (kendi komuta kademesini koruyamaması, Mossad sızmaları vb.), dijital dünyada devasa bir "direniş" imajı pazarlamaktadır. Bu imaj, gerçeklerden kopuk İslamcı kitleler için bir "afyon" görevi görmektedir.

  • Seküler İttifak: İrancı propagandanın peşine sadece mezhepçi mutaasıplar değil; Sünni düşmanlığı olan seküler troller, birtakım solcular ve anti-Sünni her türlü odak takılmaktadır. Bu, "düşmanımın düşmanı dostumdur" mantığıyla kurulan kirli bir ittifaktır.

Jeopolitik Blokaj: Azerbaycan ve Türkistan Bağlantısındaki İran Seti

İran, Türkiye’nin tarihsel ve stratejik derinliği olan Kafkasya ve Türkistan açılımının önündeki en büyük fiziksel engeldir.

  • Azerbaycan’ın Zehirlenmesi: İran, Azerbaycan üzerinden yürüttüğü yoğun Şii propagandası ile bölge halkını aslından (Sünni/Maturidi kimliğinden) koparmayı devlet politikası haline getirmiştir. Meriç’in "soft power" olarak tanımladığı bu durum, Türkiye’nin Kafkasya kapısını içeriden kilitlemektedir.

  • Ermenistan İttifakı ve İhanet: "Sözde" İslam savunucusu İran’ın, Karabağ meselesinde Ermeni tarafıyla iş birliği yapıp Azerbaycan’ı boğmaya çalışması, kendi Pers odaklı politikasının çıkarlarıyla hareket ettiği ve Azerbaycan'ın Şii olmasına rağmen çıkarı kalmayınca satabildiğini ispatlamaktadır. Azerbaycan’ı İsrail ile ittifaka zorlayan ana etken, İran’ın bu düşmanca tavrıdır.

  • Sünni Havza İhtiyacı: Özbekistan ve Türkistan coğrafyasındaki Sünni birikimin Türkiye ile kurmak istediği bağ, araya set olarak çekilen bu "Şii kuşağı" sebebiyle engellenmektedir. Bu setin yıkılması, sadece dini değil, bölgesel bir güç birliği için zorunluluktur.

3. Rejimin İç Yüzü: Sekülerleşen Halk ve Aristokrat Dini

İran’ın dışarıya pazarladığı "İslam Devleti" imajı, kendi içindeki gerçeklikle tamamen zıttır.

  • Ultra-Seküler Yaşantı: 40 yıldır doktrine edilen halk, bugün Batı hayranlığı ve seküler bir yaşam tarzı (OnlyFans, muta odaklı aristokratik din anlayışı) içine düşmüştür. Kendi halkına hayrı olmayan bir yapının, dünyaya nizam verme iddiası bir safsatadan ibarettir.

  • Muta ve Ahlaki Zafiyet: Şia’nın meşrulaştırdığı "muta" gibi uygulamalar, dini bir aristokrasinin hazlarını tatmin eden bir araca dönüşmüştür. Meriç’in "önce kendi evini kurtar" uyarısı, bu içten çürümüşlüğün özetidir.

  • Mossad'ın Şamar Oğlanı: Kendi komuta kademesi Mossad ajanlarıyla dolu olan bir yapının, dışarıda "Mossad avcılığı" taslaması trajikomiktir. İstihbaratı delik deşik olmuş bir yapı, sadece piyonlarını harcayarak ayakta kalmaya çalışmaktadır.

Şia'nın tarihi ihanetleri

Tarihsel süreçte Şia, Müslüman coğrafyasında bir "iç kale" yıkıcı olarak konumlanmıştır. Yavuz Sultan Selim döneminden bugüne değişmeyen bu ihanet çizgisi, güncel jeopolitik krizlerin de ana kaynağıdır.

Yavuz Sultan Selim ve Rafızi İhaneti

Şia, Sünni dünyasına karşı bir "alternatif din" ve "siyasi suikast şebekesi" gibi çalışmıştır. Meriç’in de vurguladığı bu tarihsel gerçekliklerden biri şudur:

  • Şeyhülislam Fetvasyla Tekfir: Yavuz Sultan Selim, Şah İsmail’e yazdığı mektupta Şia’nın "Rafızi" (dinden çıkan) olduğunu Şeyhülislam fetvasıyla sabitlemiştir. Bu, basit bir siyasi rekabet değil, İslam’ın aslına yönelik bir saldırıyı durdurma harekatıdır.

  • Arka Kapı İhaneti: Osmanlı Haçlılarla savaşırken, Safevi (İran) unsurları her zaman Osmanlı’yı arkadan vurmuş, Moğol ve Avrupa güçleriyle ittifak kurmuştur. Bugün İran’ın Rusya ve Batı bloğuyla kurduğu kirli denklemler, bu tarihsel genetiğin bir devamıdır.

    ABD, terörist İsrail'e 151,8 milyon dolarlık silah satışını onayladı
    ABD, terörist İsrail'e 151,8 milyon dolarlık silah satışını onayladı
    İçeriği Görüntüle
  • Kutadgu Bilig’den Bugüne Sünni Omurga: En eski Türk metinlerinde bile dört halifeye rahmet okunarak başlanırken, İran doktrinasyonu bu tarihsel sürekliliği kesmek için "Sünni düşmanlığı" üzerine bir tarih yazımı inşa etmiştir.

Güncel Piyonluk: Hamas, Hizbullah ve "Takiyye" Siyaseti

İran, bölgesel çatışmaları kendi Farisi bekası için bir "can simidi" olarak kullanmaktadır.

  • Gazze’nin Yalnızlaştırılması: Gazze’de çarpışanlar ve bedel ödeyenler Sünni halklardır. İran ise Hizbullah gibi yapılarını İsrail’i yok etmek için değil, sadece kendi sınırlarını korumak için birer "ileri karakol" olarak tutmaktadır. 7 Ekim’den bu yana Hizbullah’ın göstermelik eylemleri, bu piyon siyasetinin ispatıdır.

  • Ayla Bebek Örneği: Meriç’in hatırlattığı üzere, Nasrallah gibi isimlerin botlarda can veren Suriyeli çocuklarla (Ayla Bebek örneği) dalga geçebilecek kadar alçalan zihniyeti, bu yapının Müslüman kanına verdiği "değeri" göstermektedir. Sünni kanı, İran için sadece bir pazarlık masası mezesidir.

Nükleer Şantaj ve Fiili Çatışmasızlık Paradoksu

İran’ın 45 yıldır İsrail’i yıkma iddiası, büyük oranda bir "statüko koruma" aracıdır.

  • Nükleer Koruma: Batı ve İsrail, İran’ın nükleer kapasitesine dair yarattıkları algı sayesinde, bölgedeki Sünni uyanışını baskılamak için İran’ı "korkuluk" olarak kullanmaktadır.

  • Çatışmasızlık Gerçeği: 45 yıldır süren bu gerilimde bugüne değin, İran ve İsrail arasında topyekun bir savaş hiçbir zaman yaşanmamıştır. Asıl savaş, her zaman İran’ın piyonları üzerinden Sünni coğrafyalarında (Suriye, Yemen, Irak) Sünni halklara karşı verilmiştir.

  • Lübnan ve Hizbullah Sınırı: Hizbullah, "İsrail’i bitirme" iddiasıyla kurulmuş olmasına rağmen, 7 Ekim gibi tarihi bir fırsatta bile kuzeyden ciddi bir cephe açmamıştır. Çünkü İran, "Hizbullah ordusunu" İslam için değil, kendi rejimi tehlikeye girdiğinde kullanacağı bir "sigorta" olarak saklamaktadır.

Sünni Özne Olma Zorunluluğu

Tıpkı Fatimi Devleti’nin yıkılıp tarihten silinmesi gibi, bugün İran rejiminin de sonu yaklaşmaktadır.

  • Rejimin Çökme Tehlikesi: İran halkı, 40 yıllık baskının ardından ultra-seküler bir yapıya bürünmüş durumdadır. Rejim ayakta kalsa bile halkın inancı kalmamıştır. Bu yapı, bir dış müdahale veya iç patlama ile her an çökme tehlikesi altındadır.

  • Sünni Jeopolitiği: Çözüm, İran ile "vahdet" masalları anlatmak değil, bu coğrafyanın asıl öznesi olan Sünni iradeyi güçlendirmektir. İran’ın aradan çekildiği bir denklemde, Sünni dünyası İsrail’i köşeye sıkıştırabilecek potansiyele sahiptir.

  • Oyuna Gelmemek: Müslüman ahmak değildir ve "ümmetin vahdeti" maskesiyle yürütülen Sünni katliamlarına artık tahammül etmeyecektir. Hamaney gibi figürlere kutsiyet atfedenler, aslında kendi coğrafyalarına ve itikatlarına ihanet etmektedirler.