Türkiye’de yıllardır çözülemeyen kira meselesi, çalışanların gelirini yutan ağır bir barınma krizine dönüştü. Eylül ayında kira artış tavanı yüzde 31,79’a çıkarken İstanbul’da yeni kiracıların ödediği kiralar yıllık yüzde 32,4 arttı. Gıda, ulaşım, fatura ve eğitim giderleri de yükselirken milyonlarca aile maaşını temel ihtiyaçlarına yetiştirmekte zorlanıyor.

ABD Somali’de işgali büyütüyor! IŞİD bahanesiyle stratejik limana yeni üs
ABD Somali’de işgali büyütüyor! IŞİD bahanesiyle stratejik limana yeni üs
İçeriği Görüntüle

TÜİK’in ağustos enflasyonunu açıklamasıyla eylül ayında yenilenecek kira sözleşmelerinde uygulanabilecek artış oranı yüzde 31,79 olarak belirlendi. Bu oran üzerinden 20 bin liralık bir kira 26 bin 358 liraya, 30 bin liralık kira 39 bin 537 liraya, 40 bin liralık kira ise 52 bin 716 liraya kadar çıkabiliyor.

Ortaya çıkan tablo özellikle İstanbul’da ücretlerle barınma maliyeti arasındaki bağın koptuğunu gösteriyor. TCMB Yeni Kiracı Kira Endeksi’ne göre temmuz ayında yeni kiracıların ödediği kiralar İstanbul’da geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 32,4 arttı. Ankara’da artış yüzde 28,6, İzmir’de yüzde 26,3 olurken Doğu Karadeniz’de bazı illeri kapsayan bölgede oran yüzde 35’e ulaştı.

Üstelik 2026 yılı için net asgari ücret 28 bin 75 lira seviyesinde. Bugün İstanbul’un birçok bölgesinde tek bir evin aylık kirası bir asgari ücrete yaklaşırken bazı bölgelerde bunun üzerine çıkıyor. Kiracı maaşını eve verdikten sonra mutfak, elektrik, doğalgaz, ulaşım, çocukların eğitimi ve diğer temel giderlerle baş başa kalıyor. TÜİK’e göre ağustosta genel enflasyon yıllık yüzde 31,51 olurken konut, su, elektrik, gaz ve diğer yakıtlardaki artış yüzde 39,77’ye ulaştı.

Yıllardır devreye alınan geçici tedbirler ise krizin temelini ortadan kaldıramadı. Bir dönem uygulanan yüzde 25’lik kira artış sınırı mevcut kiracı ile yeni kiracı arasında büyük fiyat farkları meydana getirirken sorunun ana kaynağı olan yüksek enflasyon, konut arzındaki yetersizlik ve dar gelirliye yönelik kiralık sosyal konut eksikliği devam etti. Fiyatlara dönemsel sınır getirilmesi, insanların ulaşabileceği bedelde yeterli konut üretilmediği müddetçe kalıcı bir netice vermedi.

Konut uzun zamandır barınma ihtiyacının yanında enflasyondan korunmak isteyen sermayenin yatırım aracına dönüşmüş durumda. Arsa, işçilik ve inşaat maliyetlerindeki artış yeni konutların fiyatını yükseltirken düşük ve orta gelirli vatandaşın ev sahibi olma imkânı giderek daraldı. Ev satın alamayan kesimin kiralık piyasasında kalması talebi artırdı, büyükşehirlerdeki kentsel dönüşüm süreci de geçici kiralık konut ihtiyacını büyüttü. Neticede ücret artışları kiraları kovalamaya devam ederken her yeni zam döneminde aynı kriz yeniden ortaya çıkıyor.

Türkiye’nin büyükşehirlerinde barınma, çalışan nüfusun en ağır geçim kalemlerinden biri hâline gelmiş durumda. Enflasyon kalıcı biçimde kontrol altına alınmadan, dar ve orta gelirli ailelere yönelik büyük ölçekli kiralık sosyal konut stoku oluşturulmadan ve konut üretimi gerçek ihtiyaca göre planlanmadan kira artışının önüne geçilmesi güç görünüyor. Yıllardır alınan geçici tedbirlerin ardından vatandaşın önündeki gerçek hala değişmiş değil.