Edebiyat çevrelerinin "büyük aşk" diye ambalajladığı Masumiyet Müzesi, aslında kalbi Batı’ya, gövdesi bu topraklara ait olan bir zümrenin; kendi insanına nasıl bir "parya" muamelesi yaptığının vesikasıdır. Oğuzcan Bilgin'in Akşam gazetesinde kaleme aldığı yazısında da değindiği üzere bu, sadece Kemal ile Füsun’un hikâyesi değil; Tanzimat’la başlayan, ruhunu sömürgecilere satmış bir "komprador elitin", Anadolu irfanına duyduğu sinsi kibrin hikâyesidir.

"Beyaz yakalı" azınlığın kültürel gettosu: Nişantaşı apartheid’ı

1970'ler Türkiyesi’nde, ezanı dahi bir "estetik gürültü" olarak gören, yüzünü Paris vitrinlerine dönmüş bir azınlık tahakkümü hüküm sürüyordu. Kemal’in dünyası, bu milletin değerlerine karşı örülmüş bir kültürel sur idi.

  • İthal Ruhlar: Bu zümre için modernlik, teknolojik bir ilerleme değil; halkın inancından, dilinden ve tarihinden ne kadar kopulursa o kadar "insan" olunduğu zannıydı.

  • Tüketim Tapınağı: Nişantaşı’nın vitrinleri, sadece eşya değil, aynı zamanda bu millete dayatılan "kimliksizleşme" projesinin sergi alanıydı. Bilgin’in de işaret ettiği "lüks hayat", aslında kendi halkına yabancılaşmış bir azınlığın manevi hicretidir.

Efendi-köle ilişkisi

Füsun ve ailesi, bu sistemin içinde ne tam "halk" kalabilmiş ne de "elit" katına kabul edilmiş; arada kalmışlığın ve kimlik parçalanmasının kurbanlarıdır.

Füsun’un dünyası, o sahte parıltıya özenen ama kapının önünde bekletilenlerin dünyasıdır. Kemal’in ona olan ilgisi, bir "efendinin" kendi mülkünde gördüğü egzotik bir çiçeği koparma arzusundan öteye geçmez.

Bu ilişkide eşitlik yoktur; bir tarafta sermaye ve Batıcı hayat tarzıyla zırhlanmış "efendi", diğer tarafta ise o dünyaya eklemlenmeye çalışan "maraba" ruhlu bir sınıf vardır.

Kendi milletine ihanet müzesi

Kemal’in kurduğu o müze, aslında bir sevdanın değil, Anadolu ruhunun nesneleştirilmesinin anıtıdır. Toplanan her bir eşya, o dünyadan çalınmış bir parçadır.

Bretton Woods’tan petro-dolar sistemine geçişin hikâyesi: Suud'u çözen ABD’yi çözer
Bretton Woods’tan petro-dolar sistemine geçişin hikâyesi: Suud'u çözen ABD’yi çözer
İçeriği Görüntüle

Bugün plaza koridorlarında dolaşan, kendi halkına "dağdaki çoban" muamelesi yapan o "beyaz yakalı yabancılaşması", işte bu müzenin tozlu raflarında yetişmiştir.

Kemal’in aşkı, bu topraklara tepeden bakanların, aşağıdakini "sevse bile asla eşit görmediği" o sınıfsal kastın trajedisidir.

Ruh kökümüzden kopma

Masumiyet Müzesi bir aşkın değil, bir kültürel soykırımın sessiz tanığıdır. Oğuzcan Bilgin’in de belirttiği gibi, bu tablo hâlâ günceldir. Bugünün "küresel efendilerine" özenenlerin içine düştüğü aidiyet krizi, işte bu köksüzlüğün bedelidir. Bizim derdimiz müzedeki eşyalarla da değil, o eşyaları "medeniyet" diye yutturan müstahrip kafayladır!