Almanya Başbakanı Friedrich Merz, Avrupa’nın geleceğine dair yaptığı açıklamada Batı’nın uzun süredir sakladığı gerçeği açık şekilde dile getirdi. Aachen’da düzenlenen törende konuşan Merz, Avrupa’nın bugüne kadar “değerler”, “barış”, “özgürlük” ve “hukuk” gibi kavramlarla dünyayı şekillendirebileceğine fazla güvendiğini, fakat bunun artık yeterli olmadığını söyledi.

Merz’in sözleri halk diline çevrildiğinde ortaya çıkan tablo oldukça net: Avrupa artık güzel sözlerle, iyi niyet açıklamalarıyla ve Amerika’nın gölgesine sığınarak ayakta kalamayacağını kabul ediyor. Dünya sertleşti, güç kavgası büyüdü, Avrupa da bu yeni düzende kendi çıkarını koruyacak bir güç merkezi haline gelmek istiyor.

Almanya’da refah dönemi kapanıyor: Savunma bütçesi artarken sosyal yardımlarda kesinti gündemde
Almanya’da refah dönemi kapanıyor: Savunma bütçesi artarken sosyal yardımlarda kesinti gündemde
İçeriği Görüntüle

Alman Şansölye, “Çıkarlarını savunamayan bir Avrupa, uzun vadede değerlerini koruyamaz” diyerek Avrupa siyasetinin yeni yönünü ortaya koydu. Bu söz, aslında “Elinde askerî, ekonomik ve siyasi güç yoksa kimse senin hukuk, demokrasi ve barış sözlerini ciddiye almaz” anlamına geliyor.

Merz, Avrupa’nın artık kendisini savunmak zorunda olduğunu belirtti. Ona göre Avrupa bu gerçeği anlamış, uyanmış ve hem güvenlik politikası hem de ekonomi bakımından güçlenmeye başlamıştır. Bu açıklama, Avrupa’nın ABD’ye olan bağımlılığını azaltma ve kendi savunma gücünü kurma arayışının açık bir ifadesi oldu.

Merz’in “Başkaları da bize bağımlıdır, sadece biz onlara değil” sözleri ise Avrupa’nın artık pasif bir aktör olmak istemediğini gösterdi. Almanya Başbakanı, Avrupa’nın sadece başkalarının kararlarını bekleyen bir kıta olmaktan çıkıp, kendi adına konuşan ve gerektiğinde masaya yumruğunu vurabilen bir güç haline gelmesi gerektiğini savundu.

Bu çıkış, Batı’nın yıllardır dünyaya sunduğu “değerler düzeni” söyleminin de çözüldüğünü gösteriyor. Avrupa artık kendi ağzıyla, değerlerin arkasında güç olmadan korunamayacağını söylüyor. Böylece asıl mesele de ortaya çıkıyor: Avrupa’nın derdi insanlık adına evrensel bir adalet düzeni kurmak değil, kendi çıkar sistemini yeni dünya şartlarında ayakta tutmak.