Üniversiteler insan yetiştirmekten ziyade bir ticaret merkezine dönüşmüş vaziyette.

Üniversite hocaları da bir nevî memleketin istikbâlinin mimarları, İslâm dâvasının ahlâkı ile ahlâklanmış, kendisini ilim ve irfana adamış ve bir günü bir gününe eş geçmeyen, üreten münevverler olmaları gerekirken, bu ticaret merkezlerinin nöbetçiliğini yapan ve ruhtan uzak tamamen makinevari insanlar yetiştiren kişilere dönüşmüş durumda. 

Vaziyet böyle olunca aşağıda Milliyet'ten Abbas Güçlü'nün kaleme aldığı yazıda bahsedilen profil ortaya çıkıyor. Üniversiteye kolay giriliyor hızlı kaçılıyor. Üniversitelerdeki sistemin köhneleşmiş olması dolayısıyla kimse yolunu yordamını bulamıyor. Masabaşı iş hayali ile donatılan gençler hiçbir meslek, zanaat öğrenemeden vasıfsız bir şekilde hayata atılıyor. İşsizler ordusu memlekette üniversiteler insana yaşanmaya değer hayatı sunabilecek bir ufuk sunacağına bilakis insanı monotonlaştırıyor, vasıfsız kılıyor, harcıyor. 

Meselenin keyfiyeti kadar kemmiyeti de önemli. Abbas Güçlü işin bir de kemmiyet boyutuna dikkat çekiyor. 

İşte Abbas Güçlü'nün yazısı: 

Son beş yılda üniversiteyi bırakan öğrenci sayısı 2 milyonmuş. Çok çarpıcı bir başka veri ise her bin kişiye düşen üniversiteli öğrenci sayısı AB’de 38’ken, bu sayı bizde 95’miş. 

Dışarıdan bakıldığında çok şaşırtıcı rakamlar. 

Üzülelim mi, gurur mu duyalım? 

Olaya nereden bakıldığına göre eminiz ki gurur duyan da çok olacaktır, isyan eden de. 

Peki buzdağının görünmeyen yüzünde neler var? İsterseniz gelin önce ona bir göz atalım. 

Bir araştırma yapılsa eminiz ki her bin kişiye düşen öğrenci sayısında olduğu gibi her bin kişiye düşen üniversite sayısında da Avrupa birinciliğini kimseye kaptırmayız... 

Hemen her yıl üniversiteye 3-3.5 milyon aday başvuruyor ve bunlardan bir milyona yakını üniversiteli oluyor. 

Bu konudaki çarpıcı rakamlardan bir diğeri ise örneğin bu yıl üniversiteye girmek için başvuran adaylardan yarım milyonu sınav harcını ödemesine rağmen bırakın üniversiteyi, sınava dahi girmedi. 150 bini ise kazandığı halde üniversiteye kaydını yaptırmadı!.. 

Bu çerçeveden baktığımızda üniversite hayalimiz büyük, kontenjanlar göz kamaştırıcı ama adaylar önceki yıllara göre çok daha temkinli. Yani istedikleri üniversite ya da fakülteye giremeyeceklerse ya hiç girmiyorlar ya da yarıda bırakıyorlar. 

Peki sınava girmekten vazgeçen ya da yarıda bırakanlar, üniversite hayalinden vaz mı geçiyor? 

Örneğin 2018-2022 arası üniversiteyi bırakan 2 milyon aday üniversite defterini tamamen kapattı mı yoksa sonraki yıllarda sınava girmeye devam mı etti? 

Bu noktada rakamlara boğulmadan gelin hep birlikte 2023 YKS’ye girenlerin dağılımına bir göz atalım. 

Adayların üçte birinden daha azı liseden yeni mezun, diğerleri ise eski mezunlar, halen üniversite okuyanlar ve üniversite mezunlarından oluşuyor. Yani üniversiteyi yarıda bırakanların ve mezun olanların çoğu yeniden sınava giriyor, yeniden üniversiteli oluyor, sonra önemli bir bölümü kazandığı yeni bölümü de bırakıp tekrar sınava giriyor… 

Bu süreçte öylesine çok zaman, kaynak ve en önemlisi de emek kaybı oluyor ki, bunu yarattığı enerji ve ekonomik kayıp kazanımların çok daha üzerinde!.. 

Üniversiteye yönlendirme, giriş ve alan değiştirmeye yönelik yeni bir sistemin acilen oluşturulması gerekiyor. 

Bugünkü sistem, 70’li yıllarda oluşturuldu ve o günden bugüne ismi ve sınav sayısı dışında neredeyse hiç değişime uğramadı. 

Oysa o günden bugüne hemen her şey gibi öğrencilerin, işverenlerin ve en önemlisi de ülkemizin üniversite mezunlarından beklentilerinde çok önemli değişiklikler oldu. 

YÖK, ÖSYM ve üniversiteler maalesef bu süreci çok iyi yönetemedi. En kârlı çıkan ise dershaneler oldu! 

Memleketin faydasız profesörleri dikilerek maaş alıyor! Memleketin faydasız profesörleri dikilerek maaş alıyor!

Yazının başına dönersek, bin kişiye düşen öğrenci sayısında Avrupa’da açık ara ilk sırada geliyoruz. 

Sayısal olarak bakıldığında gurur verici bir durum ama ayrıntılara girince, bu gidişata yeni bir açılım getirmenin gerekliliği çok daha net görülebiliyor. 

■ Örneğin üniversite öğrencilerimizden ne kadarı örgün öğretim görüyor ne kadar açık ve uzaktan eğitim alıyor? 

■ Örneğin üniversite öğrencilerimizden ne kadarı lisans ve lisansüstü öğretim görüyor, ne kadarı ön lisans eğitimi alıyor? 

■ Örneğin bizdeki üniversite öğrencilerinin kaçı üniversiteyi yarıda bırakıyor AB’deki üniversitelerde bu oran kaç? 

■ Örneğin bizdeki üniversite mezunlarından kaçı öğrenim gördüğü alanda iş buluyor, Almanya, Fransa, İngiltere, İsviçre ve Hollanda’da durum ne? Öğrenci, veli, işveren ve mezunların mutluluğuna yönelik olarak daha pek çok kriter belirlenebilir ve onlardan da çok şaşırtıcı sonuçlar çıkabilir. İşte bu yüzden hemen her alanda değişim rüzgarları estirirken, en doğru olanı ararken, bugünden çok geleceği düşünürken neden bu sınav bataklığından kurtulamıyoruz anlamak mümkün değil. 

Özetin özeti: YÖK ve ÖSYM, Türkiye Yüzyılı için patinaj yapan değil, yol alan yeni bir model üretmek zorunda!..