I-

Tam orta yerinden bir kez daha yırtıldı, “küresel köy”ün fotoğrafı.  

 Bir tarafta katledilen çocukların acısı ile kavrulmuş milyonlarca insan...

 Diğer tarafta muktedirler. 

O muktedirler ki, katliama karşı sağır ve suskun ve fakat “Gazze’de soy kırım yaşanıyor” diyenlere karşı her an tetikteler.  Üniversite hocalarını İsrail politikalarını eleştirdiği için sorguya çekmeyi göze alacak kadar hazır ve nazır “özgürlüğün beşiği” Amerikan senatosu.

Altımızda yer sallanırken, üstümüzde gök bize her an Gazze’ye atılan bombaları hatırlatırken; bazıları, zevkinde sefasında yılbaşı kutlamaya hazırlanıyor.  

“Ne yesem, nereye gitsem” peşinde olanlar kendilerinden başka kimseyi görmüyor.


Dünyanın ayağa kalktığı o reklam kampanyasını görünmez kılmak için seferber olacak kadar başka bir evrenden bakıyorlar olan bitene.

İspanya merkezli, İsrail destekçisi küresel giyim markasının işlediği siyasi ve ahlaki suçun görseli ile karşılaşmamış olanlar için, dünyayı ayağa kaldıran o “reklam kampanyası”ndan bir kareyi tasvir edeyim. Tasvir edeyim ki kayıtlara geçsin. Matbu olarak basılı olmayan her şeyin elimizden alınma ihtimali var, “Dijital kıyamet senaryoları”na hazırlıklı olun diyen İngiltere hükümetinin vatandaşlarına mum ve pille çalışan radyo stoklama çağrısı, “ölüm” temalı reklam kampanyası ile eş zamanlı dolaştı sosyal medyada.

“Başkalarına ölüm, yandaşlarına hayat sunan” kampanya fotoğraflarından bir kare:


Harabe bir mekân. Yer yerinden oynamış. Harabenin içinde hesapta reklamı yapılan ceket ile pırıl pırıl sarışın model.

Model, hayat-memat denklemi üzerinden ölüyü ve ölümü elinde tutan, korkusuz soğuk özne olarak aktarıyor muktedirin gücünü. Atılan bombalar “hedefi” vurmuş, duvarlar göçmüş, ne hikmetse duvardaki göçük İsrail’in işgal ettiği toprakların  haritası olarak şekillenmiş, AMA “the Jacket”i sırtında olan sarışın manken pırıl pırıl, onca enkazdan üzerine tek bir toz zerresi konmadan tek koluyla,  kefeni içinde bir beden taşıyor.

Gazze’de katledilmiş evlatlarının minik bedenleri üzerine, kendi bedenlerini siper edercesine eğilen annelerin ters simetrisinde, “ceketin askısı” olan sarışın model, tek eliyle taşıyor kefenin içindeki bedeni. Böylece kefenin içindekini nesneleştirmiş olduğunu, bu ölüme ve bu ölene asla üzülünmemesi gerektiğini ilan ediyor.


Gelen protestolar karşısında bu çekimlerin eylül ayında yapıldığını söyleyerek “imaj yönetimi, hasar denetimi” yapanlara şu basit soruyu soralım: Diyelim ki çekimler eylül ayında yapıldı. Peki, bu kampanya, Hristiyan kültüründe yeri olmayan kefen ile neyi ve kimi anlatıyor? Amerikalı kadın model, çekimin teması olan “ölüm”ü neden kefenli bedenler üzerinden aktarıyor?

Gönderme sadece kefen üzerinden yapılmıyor. Jacket kelimesinin aynı zamanda bir şeyin tozunu atmak ve pataklamak anlamları üzerinden (dust someone’s jacket: birine dayak atmak, pataklamak, k.d. tozunu almak, bkz. Zargan Sözlük) okunmasına davetiye çıkartacak şekilde sunuluyor.

Farz edelim ki “ölüm” temalı reklam filmi eylül ayında çekildi.


Amerikalı mankenin bir eliyle kuş kadar hafif bir şeyi tutarcasına gösteri yaptığı kefenlenmiş beden, kimin bedenini temsilen elde tutuluyordu eylül çekimlerinde?

İsrail, Gazze’yi bombalamamış olsaydı da kampanyanın görsel dili tehditkâr, küçümseyici ve küstah.

Şaşırdık mı? Hayır. Moda daima bir “hikâye” anlatır. Anlattığı hikâye üzerinden iktidarını pekiştirir.

II-
Batılı modacılar, “harabede Müslüman” imajını düzenli olarak kullanıyor. Aşağıda dikkatinize sunacağım metni birkaç yıl önce Dergâh Dergisi’nde “Viranede Moda, Ya Sonra!” başlığı ile yayınlandım.

Yazıyı dikkatinize sunuyorum. Buyurun:

Fotoğraf karesi Afganistan’dan. Harabeler içinde bir mekân bu mekânın önünde yerel kıyafetleriyle bir kadın ve yıkık duvarlara asılı dört adet yeni kadın elbisesi.


Fotoğraf, fuoriditesta.it adresine sahip bir İtalyan sitesinden. “Acayip, komik, saçma” fotoğrafların arasında yer alıyor. Fotoğrafların yayınlandığı mecra belli ki insanları gülümsetmeyi hedefliyor.

Türkiye, Gazze katliamı karşısında hakiki bir tavır sergileyemedi! Türkiye, Gazze katliamı karşısında hakiki bir tavır sergileyemedi!

Bizim bakınca gözlerimize yağmurun indiği, boğazımıza yumruğun oturduğu fotoğrafı, onlar “Shopping in Kabul” diye etiketlemiş. Kabil’de alış-veriş.

Harabelerin içinde harabeler ile doku uyuşmazlığını en üst perdeden bağırarak ilan eden yeni ve renkli kadın kıyafetleri. Yeni ve renkli kadın kıyafetlerine eşlik eden metruk binalar. Kıyafetler parlak ve canlı, mekanlar harabe.

Hal böyle olunca ben bu fotoğrafı bilgisayarıma “Viranede Moda” ismiyle kaydettim. Sonra kaydettiğim fotoğrafı değişik zamanlarda değişik yaş guruplarına gösterip sordum: Ne görüyorsunuz?


Bakmakta olduğumuzu bize gösteren, bilincimizde birikmiş olanlar değil midir? Herkesin “birikimi” farklı olduğuna göre gördüğü de farklı olacak elbet.

İnstagram hesabından giyim-kuşam takip eden genç kızlar başka şey gördü, 1979 Afganistan işgaline tanıklığını unutmayan erkekler ve kadınlar başka şey gördü. Tanıklığını unutan ama gün itibariyle her şeyden kadınları mesul tutan kadınlar ve erkekler, her şeyi, olmuşu ve olacağı, bakmaya bile gerek görmeden “gördü”.

Genç kızlar gerçek olduğuna ihtimal vermedikleri “mekân”ın seçimini oldukça “başarılı” buldu.

“Herkesin giyebileceği, kendinden bir rüzgârı kıyafetine yansıtabileceği bu ipek dokulu kumaşlarla, mekânın eskimişliği arasındaki sert diyalog...” diye başladılar cümlelerine...


Sert ve diyalog kelimelerini seçti hafızam. Genç kızlar bu mekândaki otantik seçimin, kıyafetlerin kumaşının organik olduğunun vurgulanışındaki “estetiğe” dikkat çektiler. Sanki yılların moda eleştirmeni gibi nasıl da emindiler, baktıkları şeyi layıkıyla gördüklerinden. Gördüklerini layıkıyla kelimelere dökebilmiş olduklarından...

1979 Afganistan işgaline çok gözyaşı dökmüş, kendini secdelerde unutmuş emekli Kur’an kursu hocası, “Keşke ben bunu hiç görmeseydim” deyip ağlamaya başladı. Gözyaşına eşlik eden Erdem Beyazıt mısraları, gösterdiğim fotoğrafın üzerine rüzgârın getirdiği minik taşlar gibi düştü.

Her şeyden kadınları sorumlu tutan kadınlar ve erkekler, “Kadın işte, ortam ne olursa olsun onun bir derdi çul çaput sadece!” dedi, sorumun gereksizliğine vurgu yapmak kastıyla.


Şimdi siz bakın, fotoğrafta ne görüyorsunuz?

Bu satırların yazarı Afganistan, Irak, Libya, Suriye, Yemen diyor... SONRA diye susuyor kalbi, susuyor dili.

SONRA’dan “sonra” gelme ihtimali olan cümlelerden korkarak öylece kalıyor.

III-
Kefen görselli reklam kampanyasını, “sözlük yazarları” nasıl görmüş diye baktım. Kalbi olanlar “GÖRMÜŞ”! Kalbi olmayanlar bön bön “BAKMIŞ”.

Yeni dünya böyle bir yer. Kalbi olanlar acı ve haşyetle görüyor, kalbi olmayanlar kör bir idrakin içinde kendini eyliyor.

Fatma Barbarosoğlu, Yeni Şafak