Bu yıl 62’ncisi düzenlenen Munich Security Conference, yalnızca bir güvenlik zirvesi değil; Batı merkezli dünya düzeninin içine girdiği yapısal krizin açık itirafı niteliğindeydi. “Under Destruction” başlığıyla yayımlanan 2026 Güvenlik Raporu, teknik bir değerlendirmeden ziyade bir itirafnameye benziyordu: Kuralların aşındığı, ittifakların güvensizleştiği ve küresel sistemin kendi meşruiyet zeminini tükettiği bir döneme girilmiş durumda.

Münih’te konuşulan Ukrayna savaşı, Avrupa’nın nükleer caydırıcılık arayışı ya da transatlantik gerilim; daha derin bir sorunun belirtileri olarak öne çıktı. Sorun yalnızca güç dağılımının değişmesi değil, düzen kurma iddiasındaki merkezin artık düzen üretememesi. Güvenlik başlığı altında yürütülen tartışmalar, fiilen bir “düzen sonrası dünya” arayışına dönüşmüş görünüyor.

İlk Gün: Transatlantik Hattında Açık Gerilim

Konferansın açılışında ABD–Avrupa ilişkileri ana gündemdi. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Washington’un Avrupa’yı stratejik ortak olarak gördüğünü belirtti; ancak savunma harcamalarının artırılması gerektiğini açık biçimde ifade etti.

AB Dış Politika Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, Avrupa’nın güvenliğinin yalnızca transatlantik çerçeveye bağımlı kalamayacağını söyledi. Almanya Başbakanı Friedrich Merz, NATO içi dayanışmanın sürmesi gerektiğini vurgularken, Avrupa savunma sanayisinin hızla güçlendirilmesini zorunluluk olarak niteledi.

İlk günün ana mesajı şuydu: İttifak sürüyor, fakat güven zemini eskisi kadar sağlam değil.

İkinci Gün: Ukrayna ve Caydırıcılık Tartışması

İkinci günün merkezinde Ukrayna vardı. Ukrayna Devlet Başkanı Volodymyr Zelenskyy, askeri destek kadar kalıcı güvenlik garantilerine ihtiyaç duyduklarını söyledi.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Avrupa’nın nükleer caydırıcılığı konusunda daha açık bir stratejik tartışma yürütmesi gerektiğini dile getirdi. Bu çıkış, Avrupa’nın ABD’den bağımsız savunma kapasitesi arayışının sembolik bir eşiği olarak yorumlandı.

Uzman panellerinde ise savaşın yalnızca bölgesel bir kriz değil; Avrupa güvenlik düzenini kalıcı biçimde dönüştüren bir kırılma olduğu vurgulandı.

Üçüncü Gün: Orta Doğu ve Küresel Yönetişim Krizi

Konferansın son gününde Gazze’deki soykırım, İran’daki gelişmeler ve Körfez dengeleri ele alındı. Birleşmiş Milletler sisteminin işlevselliği ve veto mekanizmasının kriz çözme kapasitesi tartışmaya açıldı.

Çok taraflılık başlığı altında yapılan değerlendirmelerde, mevcut küresel yönetim yapısının hızla değişen güç dengelerine uyum sağlamakta zorlandığı ifade edildi.

Türkiye: Bölgesel Ağırlık ve Temas Diplomasisi

Türkiye, ana sahnede lider konuşmasıyla yer almasa da yürüttüğü temaslarla dikkat çekti. MİT Başkanı İbrahim Kalın, birçok ülke temsilcisiyle ikili görüşmeler gerçekleştirdi.

Suriye’deki güç dengesi, İran bağlantılı gelişmeler, Gazze soykırımı, terörle mücadele ve düzensiz göç başlıkları görüşmelerde öne çıktı. Avrupa savunma mimarisi tartışmalarında Türkiye’nin NATO içindeki askeri kapasitesi ve jeostratejik konumu çeşitli panellerde vurgulandı.

Karadeniz, Orta Doğu ve Kafkasya hattındaki rolü nedeniyle Türkiye’nin yeni güvenlik denklemlerinde hesaba katılması gereken aktörlerden biri olduğu değerlendirmeleri yapıldı.

Kapanış ve Nihai Rapor

Konferansın kapanışında MSC Başkanı Christoph Heusgen, kontrollü rekabetten düzensiz güç mücadelesine geçiş riski bulunduğunu ifade etti.

“Under Destruction” raporu ise şu tabloyu çizdi:

· Çok kutupluluk hızlanıyor; ancak kurumsal denge mekanizmaları zayıf.

Uluslararası Berlin Film Festivali'nde Filistin fırtınası
Uluslararası Berlin Film Festivali'nde Filistin fırtınası
İçeriği Görüntüle

· ABD–Avrupa hattında güven erozyonu belirginleşmiş durumda.

· Ukrayna savaşı Avrupa güvenlik mimarisini kalıcı biçimde dönüştürüyor.

· Ortadoğu’daki kırılganlık artıyor.

· Küresel Güney, Batı merkezli düzene daha mesafeli yaklaşıyor.

Değerlendirme

Münih 2026, yeni bir düzenin ilanı değil; mevcut düzenin sürdürülemezliğinin açık kabulü olarak kayda geçti. Konuşmalar ve rapor birlikte okunduğunda ortaya çıkan gerçek şu: Dünya, eski güvenlik mimarisinin konfor alanından çıkmış durumda.

Zirvede verilen birlik mesajlarının ardında, daha derin bir arayış hissedildi: Güç dağılımı değişirken, meşruiyet ve güven yeniden tanımlanmak zorunda. Münih’ten yükselen esas soru şuydu: Mevcut sistem kendini onarabilecek mi, yoksa yerini henüz şekillenmemiş yeni bir dengeye mi bırakacak?