Ölüm Odası B/Yedi- "Kâinat - Beden" - 149

Kumandan Salih Mirzabeyoğlu'nun Baran'da Tefrika Edilen Yazısı...

Ölüm Odası B Yedi 28.03.2013, 21:41 05.09.2017, 12:01
Ölüm Odası B/Yedi- "Kâinat - Beden" - 149
MATLA’ Beyit: Gör kadd-i yâri serv-i çeman söylerim sana / Bak ol debâna râz-ı nihân söylerim sana — (Nedim)… “Gör yârin boyunu bosunu, nazla yürüyen serviyi söylerim sana — Bak o ağza, gizli sırrını söylerim sana!” 
*
ARVASÎ-(Arvas Dağı da hatırlanmalı!): 278= 1277: KADD-İ Yâr-“Yârin boyu bosu!”… 
TAĞ-Dağ. “Kıpçak-Karaçay Lûgatı”: 1010: TAĞ-Damga. “Tab. Mühür. Son. Hatm. Kuş gagası. Işık”… TAĞA-Nal. Pabuç. (Balık Burcu: Unsuru su. Yıldızı Müşteri. Ayaklar. Simya safhasında yansıtma… Yansıtma, bir hâdise veya nesneye bakarken, kendi hâlinin yansımasıdır. Basit bir misâl: Diş ağrısı içinde sızlanırken, eğlenceli bir vasıtanın hiç de neşe verici olmaması gibi. Yerine göre, “hâdiseye yanaşan insan şuuru” niyetine kullanılabilir. Burç bahsinde geçen, bir hakikatin yansıtılması, bu umumi mânâ yanında “başka meseleye veya nesneye aksettirilmesi”dir): 1011: HEDEB-Servi yaprağı… TA’-Alçak, iniş yer. (TI-Bir harf. Taayyün ve çoğalış. Bütün cisimleri ihata eden ve en büyüğü olan ARŞ tabakasını, taayyünü zaman ve eşyanın onun “bir var-bir yok” temposunda tecellisini hatırlayınız. Hâni, Cem mertebesinde “ân”, tafsil mertebesinde zaman. Bunun yanında TE harfi, Allah’ın “Kabîd” ismine ve “Esîr” mertebesine işaret eder; AY menzillerinden kalbe… AY menzilleri ve mertebe: Harfler, bir yüzüyle Allah’ın isimlerinin tecelli yeri BERZAH Âlemi’ne, diğer yönüyle her insanda bu “Mavera-üt Tabia”dan nefsinde bulunanı haber edendir; nasibi örtülü ve açık her ne ise… AY menzilleri –konakları–nı ifâde eden harfler, RAHMAN Allah’ın nefeslerini belirtir ve Mavera-üt Tab mahiyeti, AY’ın Dünya etrafında 28-29 günde tamamlanan ve takvim ayı’nı bildiren zaman müddetidir. Dünya ile birlikte Güneş etrafındaki devri –feleği– ise, 7 Sema tabakası ve 12 Burç ilgisi içinde… Netice olarak, Mavera-üt Tabia’ öyle, Mavera-üt Tab’ böyle… Teşbih’te GÜNEŞ’in Allah’a ve AY’ın Allah Sevgilisi’ne nisbet edilmesi, Güneş’i bağrına almış AY’ın, Cismanî ve Ruhanî varlıkların teveccühüne sebeb olmasını da açıklıyor. AY’ın altında ESÎR mertebesi, üstünde ise TE harfi ile işaretlenen ve Allah’ın “Muhsiyy-İlmi eşyayı kuşatıcı, sayısıyla bildirici” anlamına gelen ismi var; RUHULLAH sıfatlı İsâ Aleyhisselâm’ın HAFÎ hakikatine tevafuk eden 6. Sema tabakası ve “Zübane” menzili… ZÜBANE. Allah’ın hayat sıfatının suya işlemesi, maddî ve Ruhanî bütün varlıkların yaratıldığı bildiğimiz SU’nun da kendisinden olduğu SU, Akreb ve Balık Burcu unsuru su olarak, Mavera-üt Tabia’ ve Mavera-üt Tab’ bir arada, “yılan boynuzu-hayatın başı” ve “Akreb’in zehirli dikeni” anlamındadır… SIRR: Şiddetli sıcak ve şiddetli soğuk… Cisim olarak GÜNEŞ, varlıktaki 4 temel unsurdan “Ateş” unsurudur; Esir, bütün maddelerin kendisinden yapıldığı olmanın yanında, bu dört temel unsur içinde de “ateş” maddelerin kendisinden yapıldığı olmanın yanında, bu dört temel unsur içinde de “ateş”  hükmündedir… Kıpçak Lûgatı’nda Sır: Kuşatmak. “Esir, dört unsur dünyasının onlara vücut veren ve nüfuz eden; Su ise, onunla beraber 4 unsur dünyasına vücut veren ve nüfuz eden kuşatandırlar!”… SIR, Karaçay-Malkar Lûgatı’nda, yazılışı aynı ayrı kelimeler hâlinde: SIĞIR. Sıyır. Gizli tutulan. Üzerine bir şey sürmek, yağ sürmek… SIYIR: Sığır, inek… SIYIR: Elinden almak, zorla almak): 11: ZAC-Kara boya… TAV-Dağ: 15: BD-İBDA… TAV’İ: Kendiliğinden… Seyyid Abdülhakîm Arvasî: 566: Fürfur-Semiz, besili koç… KEBŞ-Koç. İnsan ömrünün gençlik dönemi: 322: KARİHA-Kuyudan çıkarılan ilk su. Zihin kudreti. Her şeyin evveli. TAKDİM… Koç Burcu: Unsuru Ateş. Yıldızı Merih. Vücutta tesir yeri Baş-Beyin. Simya safhasında “Kül etme”. Karşısında BALIK Burcu ve altında unsuru toprak olan BOĞA Burcu var. Boğa Burcu’nun karşısında unsuru Hava olan Kova Burcu.
*
BAKARA: İnek, sığır, öküz. “Bakr, açmak, genişletmek”. Kur’ân’ın ikinci sûresi… “Rabbinize dönünüz!” ayetinde “zebh-boğazlama” ve “katl” kelimeleriyle, “Kim tövbe ederse, nefsini öldürmüştür!” maksadının ifâde edildiği, ehl-i kalbin tefsiridir… Bazen “inek, deve ve koç”un, insan ömrünün safhaları olarak “gençlik, olgunluk, yaşlılık”ı ifâde ettiği… Hazreti İbrahim’in rüyâsını tabirle oğlu İsmail Aleyhisselâm’ı kurban edeceği zaman, Allah tarafından O’nun yerine kurban edilmek üzere yollanan Koç’un, O’nun gibi “olgunluk” yaşında olması… Tefsir: İnsanın ayakta kaldığı sürece “sadece ayakta kalmasını temin eden şeyler” Koç ile, bekasını temin eden riyazet ve çaba “inek” ile, menzilleri ve safhaları kat edebilir ulvî hedefleri DEVE ile işaret olunabilir… Bedene: Kurbanlık deve, nefs… Nefsin öldürülmesinden kasıd, ölümü tatmasıdır; yok olması değil… Sibahat: Yıldızlar. Gemiler. Nefsler. İmanlıların ruhları… SERV-İ Çeman: 360: ŞİN-Bir harf. Çok nikâhlı kimse, çok hüküm çıkarılan. Kürtçe’de “mavi”. Allah’ın MUKTEDİR ismine ve “Sabit Yıldızlar” mertebesine işaret eder. Ay menzillerinde “Cebhet-ül Esved: Aslan Cebhesi, yüzü” anlamına gelir. Aslan, Güneş Burcudur ve Simya’da “sindirme” safhasıdır… ŞIN-Ebced değeri: 300: FİKR… SİN-Sindirme. Nüfuz etme. Hazm etme: 150: SİN-Mezar. Mezar taşı. “Sin iki kişi demektir. Mezar taşı, hece; iki taraflı”. (Sinlerin mânâları, Kıpçak-Karaçay Lûgatı’ndan)… Yine aynı Lûgat’tan, 4 kelime… Si-nir: Solumak… Si-nir: Sindirmek. İçine almak… Si-nir: Sinir… Si-nirik: Ağızda bir böle. (Dudaklar –Dehan–, nefesin, sesin, hecenin çıktığı yerdir!)… SERV: Servi ağacı. Nazlı hareket eden… Lâtince, Serv: Köle olmak. Esr. Hizmet etmek. Hadim. Yaramak. Kurtarmak. Korumak. İmdada yetişmek. Alıkoymak. Biriktirmek. Levazımını sağlamak. Gözkulak olmak. Gözlemek. (Mahzum-Burnunda halka olmak. Burnundan çekilmek. Her delik olan şey: 101: Gusto-Zevk ve lezzet alma)… BİR NOT: Ebcedi 7 olan ZE harfi, Allah’ın “El-Hayy” ismine Hava mertebesine ve AY menzillerinden “Sa’du’z-zabih: Boğazlayan, kurban eden”e işaret eder… ZI harfi, Allah’ın “El-Aziz” ismi ve Madenler mertebesine - “Cevher, öz, asıl, kan; tutan, yapışan”… ZAL harfi, Allah’ın “El-Müzill” ismine ve Hayvanlar mertebesine işaret eder, AY menzillerinden “Sa’du’l Suud-Derece almak, mübarek, mübarek yıldızlar”a tevafuk eder; bu mertebe, riyazetler, cehdler ve ibadetler ile, nefsin hayvan cebhesinin kontrolü anlamında, içgüdüye tam bir hâkimiyetle mahfı neticesidir ki, “nefsin öldürülmesi” kasdı budur. İdris Aleyhisselâm bahsini hatırlayınız… Kurban bahsi ile ilgiye bağlamak üzere, SİN harfi: Allah’ın HAYY-hayat ismine ve SU mertebesine işaret eder, AY menzillerinden de “Zu-Sahib”e… “Sin iki kişi demektir!”; kurban hakikatinde, kul için “Allah’tan gayrı ne varsa bâtıldır!” Hadîsi’nin isbâtıdır… ZU-706: VARİS-Kul, Allah’ın Hâlifesi olarak “Varis” iken, Allah’ın 99 güzel isminden biri de “El-Varis-Mirasçı”, Kulda görünen ne varsa O’na dönücüdür… Hakiki tefekkür de, bu şuur üzere ve ibadet… Fikir Kahramanı: 707: Aktör. (Hâlife)… Esere-İhtiyar etmek, armağan etmek: 707: Veşt-Güzel. Esirî. Zevkten idrak”… Sevr-Öküz, boğa, sığır. Sıyır. Boğa Burcu. Dünya’ya müekkel-vekil tayin edilen 4 melekten biri: 707: Serv-Suyun çok olması. Mal arttırmak, nurlanmak… Eczeb-Suyu geçirmeyen sağlam zemin. “Hayat bir zar içinde!” : 707: Esere-En güzel  “şey”i kendine ayıran, cezbeden… Mütemerkiz-Merkezleşmiş “hakikat” :707: İktidar-Güç. Takat. Kudret. Yapabilmek. Muktedir olmak. “Şın harfi. Sabit yıldızlar”… Hâl’i siyah-Ben, benek. “Şam: Ben. Batı, yâni fikir. Batı yönü. Güneşin battığı taraf. Gece. Karanlık”: 707: İsare-Koparmak, kaldırmak… Zürkat-Mavi. Mavimtrak. “Her şeyin aslı olan sudan, su. Hava tabakası, sema”: 707: Zeheb-Simya’da maddeyi birleme ideali olan, –esirden olma– Altun… Esir, maden, kan, ruhanî mer-mer, iki ilim, iki yüzlü.
*
 RAZ-I Nihân-Gizli sır. İnşaı tanzim eden: 314: Mİ’RAC-En yüksek makam… KADİR-Mukaddir. Muktedir. “Nihayetsiz kudret sahibi” anlamında Allah’ın 99 güzel isminden biri: 314: ŞÎD-Nur, ziyâ, aydınlık. Güneş.  Şit Aleyhisselâm’da tecelli eden hikmet, Allah’ın nefesinden olma mânâsında “Nefs” hikmeti, yâni “nefes”; Nefs ile nefes arasında, birinde “sin”, nefes anlamındaki “nefs”te “se” harfi farkı… Nefsin “nefes” ve nefesin “nefs” olarak tâbir edildiği durumlar olması bakımından “nefes” yerine ve niyetine biz de “nefs” yazdık; “nefs-nefs” niyetine de kullanmak üzere… Tâbirde, Hazreti Adem’in oğlunun ölümü üzerine Allah’a dua ile bir evlât istemesi, bunun sırf Allah’ın “Bana dua edin ki istediğinizi vereyim!” meâlindeki âyete uyma olduğu; herhangi bir gayretle edilmiş değil, sadece Allah’a bırakılmış bir emre uyuş şekline dua… Neticede, Rahman’ın nefesi eseri, ŞİT Aleyhisselâm doğuyor… “Zâtî tecelli eseri ihsanlar, ebediyen görünmezler, ancak vasıta ile idrak edilirler!”;  “görülmeme” ve “vasıta ile idrak”, izâh gerektiriyor… Zâtî tecellilere, Allah’ın isimlerinin tecelli yeri BERZAH Âlemi keyfiyetindeki ihsanlar gibi değil, ama “insanî hakikatin ebediyyen meçhul olması” gibi bir meçhul olduğundan, ancak “vasıta ile idrak” ediliyor… AYNA misâli: Aynada tecelli eden “şey”, aynanın aynı değildir. Bunun yanında aynada tecelli –aynanın kendinde olan– hem tecelli edendir, hem ondan başkadır. Aynada tecelli  edene nisbetle kendini onda bulma ile, doğrudan o tecellinin kendi durumunda olma, kendini o aynanın yerinde bulma… Her ne olursa, böyle bir durumda ne tecelli edeni görmek, ne de o cam olmakla beraber o camı görebilmek mümkün; sadece bir tecellinin içinde bulunduğundan başka birşey bilmemek…  “Suret olmadan mânâlar ebediyyen tecelliye gelmez” hikmeti içinde… FUZULÎ’nin, “Ben kimem, sakî olan kimdir, mey-i sahpa nedir?” dediği, Ehl-i kalbin ŞİT izinde düştüğü hâl)… NEFS-Nefes: 620: RETK-Adımların birbirine yakın olması. Deve kuşunun süratle gitmesi. (Bekr: Genç deve… SÎN harfi, Allah’ın “Muhyî-Hayat veren” ismine ve SU mertebesine işaret eder. Harfler, Allah’ın nefesine atfedilir heceler ve AY menzillerini bildiren: SÎN Harfi  AY menzillerinden “Naâim-Deve kuşları”na işaret eder… Bedene: Kurbanlık deve. İnsan nefsî… İnsan nefsî, Allah’a izâfetle vücud… İNSAN, “Göz” demektir; göz, iki kişi… “İnsan, Allah katında bakan gözbebeği gibidir; görme sıfatı ile kastedilen odur. Bu yüzden ona İnsan ve Hâlife dendi”… BASAR: Görmek, göz, hissetmek, işitmek… Karaçay-Malkar Lûgatı’ndan, Ginci; Gözbebeği… Ginci: Oyuncak bebek, yapma bebek… Faal eseri: Gözbebeği)… BİR NOT: Şita, “Kış mevsimi” demek ve ebcedi: 701: Osmanlı.
*
DEHANE-Küp, testi vesairenin ağzı: 65: NECİB-Asil, soylu. Allah Sevgilisi’nin bir atının ismi… DEHNA-Ova veya çöl. Susuz yer. (Gayn-Susuzluk: 1060: Sin harfinin ebcedi… Gayn harfi Allah’ın “Ez-zâhir” ismine ve “Küllî Cism”e işaret eder. Bütün cisimleri ihata eden en büyük cisim, ARŞ’tır. Ay menzilleri’nden Res’ul Cevza’ya da işaret eder. Res’ul Cevza: Kendi reyiyle hareket eden “ikizler” anlamında… Farsça, Cevz: Ceviz… Yazılışları aynı ve ebcedleri aynı, Arabça “cevz”… Cevz: Etkili olmak, tesiri olmak. Geride bırakmak, geçmek… Cevz: Orta. Vasat. “Ulaştıran, yol, nakl”… Cevveze: Develeri yürüttü, geçirdi. Düşüncesini uyguladı, tatbik etti. Müsamaha etti. Mübah kıldı. İmzaladı. Uygun buldu, caiz gördü… Cevzâ’: İkizler Burcu. Güneş Mayıs ayında bu Burca girer - 21 Mayıs, 20 Haziran… 21 Nisan 20 Mayıs arasında BOĞA Burcu: KOÇ burcu ile İKİZLER Burcu arasında): 61: BÜYÜK Doğu…  DEHN-A’sa ile vurmak. Yağmurun yeri ıslatması. Bir şeyi yağlamak. Servi. Hizmet etmek. Bir kimseye meşru olmayan iki yüzlü muamele etmek. (Vurmak, sıkmak, marangoz tâbiriyle iki şeyi pres ile sıkmak-işkence, tab’; bunlar, kuşatan’ın nüfuz ve tesiri vasıfları olarak, her maddenin kendinden mevcut olduğu “Esir tabakasının “sırf” anlamıyla özellikleri. Esir, su gibi her maddeye nüfuz eden ve Kâinat’ta boşluk bırakmayan; bu çerçevede kısaca “sıkma” niteliği, su içindeki nesnenin onun basıncına maruz kalması kabilinden. Tabiî nitelik olarak o, müessir değil, tesiri nakledici. Ne var ki, yol üstünde bir vasıtanın gitmesinden bahsedilirken, bizzat yolun da iki arada bir “ulaştıran” olmasına dikkat; yol, nakl vasıtası olmadan, nakil hâdisesinden bahsedilemeyeceği gibi… Maddenin kendisinden yapıldığı esir, gözümüzün hâlihazırı ve ilerledikçe geride kalanı görmesi, –Nasreddin Hocanın eşeğe ters binmesini hatırla!–, arkamızı ise göremememiz misâl, hâlihazıra nisbetle görülmeyen istikbal karanlık ve görülen ve görülmüş olan mazi ise “gerçekleşmiş” ve hatıra olmuş anlamında aydınlık, istikbâlin buudsuz karanlığı olarak lâtifliğidir… Geçmiş ve geleceğin “hatıra” ve “hayâl” şeklinde içinde bulunulan “ân”da toplu ve “eşyanın hakikati” bu meselesi bâki, söz konusu husus akılda dursun!): 59: ZİNA-(Zina, “zann”dan gelir; zannetmek, tasavvur… Nikâh,  iki meşru şey arasında üçüncü bir hüküm çıkarma anlamındadır; bu çerçevede, üçüncü unsur “hüküm” çıkmadığı veya henüz o hüküm neticelenmediği durumlar için, –dikkat!–, meşrudan kasıd işaretlenen gaye “hedef”, zann mevkiindedir… Ölçü malûm: “Bazı zann vardır ki günahtır!”… Demek ki, her zann değil, “bazı zann” günah; ihtimâl, tahmin, istikbâle dair düşünce, hesab kitab, âit oldukları ölçüleri zedelemediği müddetçe, İslâm’da mübahlar dairesindedir - gelecek gerçekleştiğinde “yanlış” çıkmış olsalar bile… İSTİKBÂL, “zanna” mevzu; gaibi yalnız Allah bilir… Âyet’te “Allah Kur’ân’ı O’na öğretti” buyurulan Allah Sevgilisi, bir yüzü Allah’a ve öbür yüzü mahlûka bakan Kur’ân O’nun nefsi, her hâli gibi “zannı” da Allah’ın kefâletinde ve “zann” tâbiri O’nun için “Kul” oluşuna vurgu, mutlak hüküm sahibidir; malûm, Peygamberlerin yanılmalarına “zelle” tâbir ederler - hafif bir sürçme… Bu husus da mutlaka “eşya ve hâdiseler”in ihtimaller âlemi oluşuna nisbet, O’ndan mutlak hakikatine göstermek üzere; yeri geldikçe diğer eserlerimde de gösterdiğim hakikat… Bu ölçü ve ölçülendirmelerden sonra: Musa Aleyhisselâm’ın büyücülerin iplerine yılan şekline sokmalarından sonra, onların hayâlden bu varlıklarını –hüküm mevkiinde– piç eden A’SA’yı ejdere döndürmesi ve onun büyücülerin yılanlarını yutması… ASA’yı yere koyması ve SONRA, onun ejder olması; hüküm, O’nun eliyle Allah’ındır, bir mucize gerçekleşmiştir. A’SA, “iktidar” sembolü, muktedirlik sembolü… ESİR maddesinin, hem mavera-üt tabia, hem mavera-üt tab’ niteliği de görüldü… TE harfi-“Kıpçak Lûgatı’nda Tâ: Te, Tı… Tâ’: İtaat etme, boyun eğme… Malûm, TE harfi Allah’ın KABİD ismine ve ESİR mertebesine işaret ediyor!”: 400: TAHT-Aşağıda, ileride. “Kürsi ve Abdülhakîm Koltuğunu, Kürsî’nin ARŞ altında –sonra– bir Semâ tabakasını oluşunu, Mehdi bahsinde 1400 senesini hatırlayınız!”… Ha harfinin Allah’ın “El-Ahir” ismine, “Heba” mertebesine, Ay menzillerinden “El-Deberan”a işaret edişini de… Deberan: Boğa Burcu’nda yer alan 5 yıldız. “Seyyid Taha, Seyyid Fehim, Esseyyid Abdülhakîm Arvasî, Necip Fazıl Kısakürek-Salih Mirzabeyoğlu”… HI harfi’nin, Allah’ın “El-Hâkîm” ismine ve “Şekil-Suret” mertebesine işaretini: AY menzillerinden “Nahiye-Kenar, çevre, kuşatan” oluşunu… Yâni KUSTO’yu… ŞEKİL mertebesi merkez; Hemze işareti, Allah’ın El-Bedî ismine ve “İlk Akıl” mertebesine, YE harfi Allah’ın “Er-Rabb” ismi ve “Birinci Sema-Ay feleği”ne denk gelir!)… MEHDÎ-(Kâinat’ın sırlarına aşina olunarak onun veri düzeni ve kanunlarını kendi icadı yolunda faydasına dönüştüren insan faaliyeti neyse, istikbâle matuf zann hükmünü beklemek ifâde eden MEHDÎ mevzuu da o; yoksa, pazardan dönen adamı beklemek işi değil… Mehdî diye bir şeyin olup olmaması değil, kimin ve ne zanla beklediğidir mesele!): 59: CİHAN-Dünya, kâinat, âlem. (Logos: Kâinat nizâmı. Dil. “Gönül”… Mevcud: Var olan. Bulunan. Hazır olan. Topluluğun hepsi. Kâinat. Mükevvenat. Oluş… Havada “atmasyon” zann olmaz; izafetlerini, alâkalarını belirteceksin… Yeri geldi: Zann ile “izafiyet” arasındaki farka dikkat… “İzafiyet teorisi” belirtileberi, “şu izâfî, bu izafî” derken, izâfî olanın hakikatler değil de zanlar olması gözden kaçtı; bunun yanında, bir hakikate izafe edilenin, hakikatinin “izafî” olması meselesi… MUTLAK ile “mutlak olmayan” ikiliği EHADİYET’e uymaz… Kâinat’ın izafiyeti ile Mutlak’ı ondan ayrı bilmek, Mutlak’ın Kâinat’tan tahliye edilmesi demektir; yâni MUTLAK’a bir nisbet belirtmeksizin “tabiat kanunları”ndan bahis gibi… Birlik zarureti karşısında dava, hangisinin hangisine irca edilebileceğidir ki, hâliyle izafînin Mutlak’a ircası sözkonusudur; bu, “Mutlak izafî”yi, Mutlak’ın istilâsıdır… MUTLAK’da MUTLAK olmalı; bilgi ve varlık hâlinde… MUTLAK Varlık ve MUTLAK Bilgi; varoluşan tarzda sıfatlanmak ve zanda istikamet tutturmak… Birinci “tecrübe” ve diğeri doğru zann isteyen… İnsanın Allah’la birleşmesi muhal olduğuna göre, istikametteki “varlık” ve “bilgi”, kendi yönünden ileriye hep “meşruiyetini arayan” olacaktır; eksikli Allah olmayacağı, eksiksiz de kul’un varlığı kalmayacağı için… Esseyyid Abdülhakîm Arvasî Hazretleri’nin sözünün tam yeri: “Olur olmaz her şeye dır-tır dememeli!”… Üstadım: “Yerinde hakikate dır-tır diyebilmenin çetinliğini yaşamak lâzım!”… İkisinde de murad aynı: Sırra açık mübhemlik şartı!)
*
DUDAK, teşbih ve mecaz olarak, KÜN emrinin çıktığı vücud’a dair; KÜN emrindeki “gizli VAV”da, Allah Sevgilisi’nin bir nefs-nefes olarak varlığı-bilgisi… Topyekün varlığı ihata eden KUL… NEDİM, “Sevgilisi’nin ağzından gizli sırrı söyleme” mecazında, tam bir “hakikate köprü” ifâde sunuyor; isterse “mecaz” nitelemesi bizim yakıştırmamız olsun… Her varlık kendi hâlinde ve her insan bilerek bilmeyerek veya isteyip istemeyerek olsun, her nefesinde Allah’ı anıyor; “he”, zikir hecesi… Kâinat’ın unsurlarından bir beden heyeti ve zâhir ile bâtını bir arada “nefes” hakikati… Bunu bir mecaz olarak aldığımızda, dudaktaki “gizli sırrı” dinleme, Allah’tan Resûlü’nün duyduğu ve yakışanı da O’nun nakledişidir… Bu asıl ve esastan sonra, Allah ve Resûlü’ne bağlı olanlara bu hakikat, aslın kendi mertebelerine vukuu ve işitilenin Allah Sevgilisi’nin nefsinde bulunduğudur. Sözkonusu mecaz, Allah Sevgilisi’nin dudağından diye de değerlendirilebilir; Sahabî ve veli mizaçların, Allah Sevgilisi’nin sadır olan nefesini nakil… NEDİM, kendi Şeyhi’ni kastediyorsa; aynı hikmeti tatbik et… MATLA’ Beyt’in yapılan tasvirinde, onun nasıl kaskatı bir vakıadan tutarlı bir mücerretler dünyası hakikatlerine yol verdiği açık!
*
MATLA’ Beyt’in Birinci Mısraı: 1338: ŞEBİKE-Balık ağı. İspanyolca, net. “Hüviyet”… KAPTAN Kusto: 338: MUSARRAH-Açıklanmış, izâh edilmiş… FERZAN-İlim ve hikmet: 338: FİRZAN-Ariş. Fen sahibi kimse… ANAFOR-Girdab. Suyun dönerek kuyulaşması, etrafındakileri yutması. “Bir şiir kitabımın ismi”: 338: AYNADAKİ YALAN- Üstadım’ın romanının ismi. “Dünya-İnsan”… MATLA’ Beyt’in İkinci Mısraı: 946: ZİRVE-İ Bâlâ. “Yüksek zirve. Yüksek kat”… MATLA’ Beyt’in Toplam Ebcedi: 2284: UTARİD-Merkür gezegeni. “İkizler Burcu-Cevza Burcu… CİFFAR-Cifir yapan kimse: 284: FERD-Tek, bir, yekta. Eşi benzeri olmayan.
TA-LAM
 
 MATLA’ Beyit: Bigâne gamzen âşıka nâdâne âşinâ / TÂ key tegaafül ey büt-i bigâne âşinâ — (Nedim)… “Kayıtsız gamzen aşıka alışkın ey aldırmaz âşinâ — Ne zamana kadar ey kayıtsız put âşinâlığı!”
*
GAMZE, özellikle çenede dudağa dik gelen bir çukurluktur, yahut gülünce elmacık kemiği civarında bir minik deri toplanışı çukuru… Gayet tabiî olarak böyle hemen herkesçe bilinen bir şeyi tarife çalışmam, –her hâlde geçmiş örneklerden belli!–, “ifâde çetinliğine girmek lâzım!” dediğim meselenin küçük misâlleridir; ve sadece bana âit olmayan ve hususen İmâm-ı Gâzâlî Hazretleri’nin “bilinen bir şey üzerine abanarak tecrid”in getireceği yeni bilgiler için zarurettir. Biliyorum sanırken aslında bildiğini sandığında ne kadar çok bilmediğini bulmak, zaten ilim ve fikrin esasındandır… BİRİNCİ Mısraın Ebcedi: 2094= 96: MAZMAZ-Allah Sevgilisi’nin TEVRAT ve SUHUF-U İbrahim’deki ismi… GAM-ZE: 7 GAM: 7 Semâ tabakası. (Gama: Örtü, perde. “İnsanî Hakikatin Perdeleri” bahsini hatırlarsak, HE harfinin Allah’ın “El-Bais, Elçi gönderen” ismine LEVH-İ Mahfuz mertebesine, Ay menzilleri içinde “El Butayn, bâtınlık” nefesine âit tarafını da anlarız; yâni Semâ tabakaları hakkında…  Gama’: Çatı. Kubbe. Sema tabakaları, gök kubbeleri… Gam, müzikte “7 ses perdesi”ne işaret ediyor; sanıyorum… Gamm: Keder. Çile… Lâtince, Gem: İç çekmek, inlemek, ah etmek… Gemm: Nebatın sürgünü, tomurcuklanması, goncalaşması, filiz vermesi, kıvılcımlar saçmak, mücevher gibi parıldamak… Ele alış biçimimizde, gam ve kederin, bir “varoluş” çilesi olduğu belli… KEDER: K-Eder… KEF harfinin ebcedi 20: Hatırlanması gereken, “20 Sene Beraber”. 1979 senesi itibariyle, 1999 eder… KEF harfi, Allah’ın “Şekür-Şükürleri kabul edici” ismine, ARŞ altı ve Sema tabakalarına hisselerini veren ATLAS Feleği’nin üstü bir Sema tabakası olan KÜRSÎ mertebesine işaret eder; ABDÜLHAKÎM Koltuğu hatırda. AY menzillerinden de “Nesre-Saçmak, yaymak”a… Kıpçak Lûgatı’nda, Saç: Saçmak… Saçın, “şiir, meyve, sır, harf” anlamları, lûgat ve iştikakla bilinen mesele!)… GAMZE’nin “Gamıza” anlamı, bu ufak turla belirdi: Kolay anlaşılmayan ince mesele. Derin. Maruf ve mütebeyyin olmayan hesab… GAMMAZ: Birinin zararına lâf taşıyan. Meşru olmayan ikiyüzlülük… BİGANE: Kayıtsızlık, aldırmazlık… Bİ-GÂNE: İkilik. (Gâne: Bazı sayıların sonlarına gelerek “lik” eki verir… BE harfi, Allah’ın “El-Lâtif” ismine, “Cinler” mertebesine, Ay menzillerinden “Mukaddem min ed-delâl: Öne alınmış takdim, öne alınmış delil” anlamına işaret eder… Cinler, bütün varlıkların heyulâî cihetidir de… BE harfinin altındaki nokta, İLİM’in toplamıdır; Bİ-Gane, harf ve sayıların, mavera üt tabia’ ve mavera-üt tab iki cihetini de toplayan… BERZAH makamı tertibi ve tanzimi çerçevesinde Harflerin ihtiva ettiği mânâlar, “şekil veren ve kendi şekil olmayan” heyulaî nitelikteki HEBA mertebesinin –HA harfi ve Allah’ın AHİR ismi ile ilgilidir–, durumu gibidir; eksilmezler… GAN: Cem’i yapmak için “e” sesi veren kelimelerin sonuna gelir. Nesre-gan gibi. “Saçanlar”… GANA: Kifayet, kâfi gelme. Menfaat, fayda… Bi-gâne: İkiyüzlü fayda. İkiyüzlü kifayet… “Bigâne-kayıtsızlık, iltifat etmeme” anlamı, meselâ “Allah’tan gayrına mihnet etmeme” şeklinde, kendisinden şikayet olunan mânâsı dışında bir yüceliğe de işaret eder ki, böylesinden şikâyet bir “iştiyak ve arzu” eseridir.)
*
BEDÎİ-Bedi’ ve güzel olan. Ebedî ve güzel olan. İlâhî ve güzel eserlere müteallîk bulunan. (Süryanicede Bedi’, İBDA’ demek… Ebedîliğin bir güzellik vasfı oluşuna dikkat; ölümsüzlük, güzel olan bu. “Allah güzeldir, güzelî sever!” ölçüsü hatırda): 96: ENDAM-Vücud. Nefs. Vücudun tenasübü. İntizam ve üslûb. Letafet… Levh-i Mahfuza işaret eden BE harfinin ikiyüzlülüğü hatırlayınız; ve VÜCUD’un gaye insan ALLAH Sevgilisi, “Levh-i Mahfuz ve Kur’ân”ın aynı mânâda oluşunu da… ALTUN-Sabir. (Üstadım’ın bir şiirinden: Sen de kim oluyorsun, — Asıl sabreden Allah… Tasavvufta mecazî olarak GÜNEŞ, Allah’a teşbih olunur. Burçlar meselesinde Güneş, Aslan feleğinin yıldızı; Simya’da “Altun”un remzi, Simya safhasında “sindirim”le ilgili.): 96: İFAD-Bir kimseyi elçilik vazifesiyle gönderme… FARZİYE-Mevhum ve itibarî olan. Aslı isbat edilmemiş hüküm. (Hükmün isbat edilmemiş olması, “edilememiş”in menfi olmayan anlamına da gelir;  bu hususun üzerinde durduk… Gaye Allah olunca, mevzu “imân”; böyle anlaşılmak üzere, hüküm imânî yönden yerine gelmiştir. “Hüküm Allah’ındır!” ölçüsü, kul yönünden Hakk’ın Hak üzerine kâimliği şeklinde tamam… Ama Allah’a yakınlıklık “ebediyet” boyu sürecek olması, bu kâimliğin aslından asıla sürecek olmasıdır ki, bir öteki safhaya nisbetle hep tamamlanmamışlık mânâsı bâkidir. Bu tamamlanmamışlık, “edilememiş”in menfi mânâsı değildir; meşru ve doğrunun yolundaki devamlılıktır… Mesele bizi İLK Akıl bahsine de davet ediyor… “İyi ile kötünün birbirine karışık olarak yaratıldığı aslı İSLÂM’da olan bu âlem…”; Üstadım’ın bu nitelemesi, harflerle ifâde edilen bütün BERZAH hakikatlerinin HALK ÂLEMİ’ndeki aksini ifâde ederken, bütün harfler nasibini LEVH-İ Mahfuz’u yazan İLK Akıl’dan alır - hepsi O’nda toplu… İlk Akıl; Külli-i Ruh, Kalem-i Âlâ, Hakikat-i Muhammediye… O hâlde Âlem’de, bu mesele anlaşılmak üzere, –herşey İlâhî Tecelli’ye bağlı–, arızî yahud mümkün –olur veya olamaz!–cinsinden ne varlık ne de bilgi olarak “olamaz olan” yoktur; varlık ve bilgide boşluk yoktur, “Allah’tan başka varlık ve bilgi sahibi” yoktur… Küfrün hakikatini gösteren de İslâm; kendi hakikatini mutlak olarak koyamamış ve koyamayacak olan ise, bütün mevzu ve nevileriyle küfür!): 96: FARAZİYE-İsbatı mevcud addedilen ve kendisine dayanılarak mesele çözülen.
*
TÂ KEY-“Ne zamana kadar?”: 431: TAG-İngilizce’de “koşmaca”. (İngilizce, Run: Koşmak, çabuk yürümek. Gitmek. Sahib olmak. Balık sürüsü. Akmak. Dökülmek… Kıpçak lûgatı’nda, Ayak-Kadeh. “Beden”: 112: Salih İzzet Erdiş… Ayaklara tesir, Müşteri yıldızının mensub olduğu Balık Burcu içinde; DAD harfi, Allah’ın “Alim” ismine ve Musa Aleyhisselâm’ın Semasına, Ay menzillerinden “Es-Sarfe”ye işaret eder… Sarf: FARZ. Gedik açmak. Kelime bilgisi. Fazl. Harcama. Men etme, mani olma… Sarfe: Nurlu bir yıldız ismi. Boncuk… Kıpçak lûgatı’nda, Ayağ: Ayak. Adak… Kıpçak lûgatı’nda, Ayak: Kabkacak. “İna, bir şeyin vakti gelip çatmak”… Ayağ: 1012: Aya-Esirgemek. Karşı koymak. Kaya. Ad tutmak. Hürmet etmek. İleri gelen, ayan. Avuç içi. “Be-kef”. Alınyazısı, kadar… Ayan: Esirgemek. Hedefi, nizâmı gözlemek. “Ayen; demir. A’yen; büyük ve iri gözlü, bakılan yer, manzur, çok açık, pek belli… Kıpçak lûgatı’nda AY: Eğe demiri… Üstadım’dan: “Bıçaklarım su oldu boyuna bilenmekten — Yandı benlik madenim boyuna törpülenmekten!”… AYAK-Kadeh. “Beden”… Kıpçak lûgatı’nda, SARI: Şarab. “Ruh”… SARI: Bir renk. Davud Aleyhisselâm’ın Seması, O’nda tecelli eden hikmet “Vücudî”. Bu Sema’da Mekânet yüksekliği olan Güneş’te “ruhanî yüceliği” olan İdris Aleyhisselâm’da… RUN-Koşmak: 256: NUR-Allah’ın ve Resûlü’nün bir ismi. Nun harfiyle ona ve Ay menzillerinden “Es-Simak”a işaret edilir. Simak: Balıklar. Parlak yıldızlar. İki parlak yıldızdan biri. Bir şeyi kaldıracak âlet.)
*
TA KEY: 431: TA-LÂM. (Lâm harfinin ebcedi 30’dur. Lâm, “nur, ışık”tır… Lâm harfi, Allah’ın “El-Kahir” ismine, Üçüncü Sema tabakasına işaret eder. İnsanî Hakikat’in Perdeleri’nde İbrahim Aleyhisselâm ve Pazartesi günü ile ilgilidir. Musa Aleyhisselâm’ın kardeşi Harun Aleyhisselâm, –Samiri’nin Öküzü bahsiyle meşhur– ayrıca Yusuf Aleyhisselâm’ın da hikmetleriyle bulunduğu Sema tabakasıdır. Ay menzillerinden “El-Avva: Bir yıldız kümesi”ne işaret eder; Harun Aleyhisselâm’la ilgilidir… BAKARA-Sure ismi. Boğa. İnek. Açmak: 308: ARVASÎ… AVREL-Kürtçe’de “Nisan” demek: 308: KAHR-Yaşlı kişi. Pir, seçkin. Yaşlı deve. “Nefsin kemâl hâli, deve-nefs’in kurbanlık anlamı içinde “yaşlılık dönemi” diye beyan edilmiştir!”… NEDİM’den bir Matla’ Beyit: “Bu imtidad-ı çevre ki bahtın şitâbı var / Mihnet-medar olan FELEK’e intisabı var!”… Cevr-Zulüm, cefa: 214:  Hukuk… İmtidad: Uzayıp gitmek… Mihnet medar: Sıkıntı ve mihnet sebebi… “Bu cevrin uzayıp gitmesi ki, nefsin acelesi var — Mihnet sebebi FELEK’e intisabı var!” …   TALAM-Esrar otu, sır nebatı: 80: FE harfinin ebcedi ki, bu harf mecaz olarak VAV yerine de kullanılır. Vav, Ay menzillerinden “Rişa-Balık karnı, kuyudan su çekmekte kullanılan ip”e işaret eder. “Fe harfi, Allah’ın El-Kaviy ismine, Melekler mertebesine, Ay menzillerinden Sa’d’ul Ahbiyye”ye işaret eder… Ahbiyye: Hediyeler, armağanlar. Kıl çadırlar, semaların sırları.)  
*
MATLA’ Beyt’in İkinci Mısraı-(Tâ lâm tegaafül ey büt-i bigane aşina… Aşine: Yumurta. Beyza… Kâbe: Yumurta. Allah’ın evi… “Nur gibi bilmezden gelen ey bilmezden gelen batınlık evi!”… Işık, Nur tâbı, isi; esrarlı, bir sır. “Nur kendini idrak etmez; Allah nuru kime verirse o kendini idrak eder!”… TA-LÂM-“Talam. Esrarlı nebat. Kusto”: 431: SALİH Mirzabeyoğlu… YEKTA-Tek. Vahid. Bir kat: 431: LÛGAT… FURKAN-Hak ile bâtılı birbirinden ayıran. Kur’ân. Kur’ân’ın bir suresi. “53 âyeti, BERZAH ile ilgili: 431: VEKTE-Nokta. ESER. Gözün karasına ak düşmek… BİR Not: Levh-i Mahfuz ile “Allah’ın Evi” Kâbe arasındaki mânâ alâkası da görüldü… Yine bir not, Üstadım’ın şiirinden: Akıl sormaya mecbur, — Gökleri kalbur kalbur, — Eliyorum!): 2795: MÜNCEZİB-Cezbedilen… MUŞTZEN-Yumruk vuran, boksör. Vurmak. Esîr. (Muşt-Yumruk: 740: Sümur-Gümüş. Salih. İyi yay. Mesih… Aynı ebcedle: Mütefekkir): 797: UZMAN-(İhsa: İhtisas yapmış. Uzman… İhsa: Sayı saymak. Sayılmak. İtminan verme. Zaptetmek. Ezber etmek. Fehmeylemek, idrak etmek.  
*
MATLA’ Beyt’in Toplam Ebcedi: 4889= 893: MUNZİC-Kemâle eren. Hazmettirici, sindirici… YA’ZİD-Acı marul. (Mehded: Acı marul): 894: FUZUH-Gizli işlerin zâhir olup çıkması.






Baran Dergisi 324. sayı

Yorumlar (0)
Namaz Vakti 29 Ocak 2023
İmsak 06:43
Güneş 08:11
Öğle 13:22
İkindi 15:59
Akşam 18:23
Yatsı 19:46
Günün Karikatürü Tümü