Ölüm Odası B/Yedi: Korkulu Bir Rüya - 307

Ölüm Odası B/Yedi: Korkulu Bir Rüya - 307

LEVHA: 29 Mart 2016… Küçük bir kasabanın sokaklarında yanımda 2-3 kişi ile yürüyorum. Bir sürü insan, çocukları kaybolmuş, herkes üzgün onları arıyorlar. Biz de, “bu kadar insan, nereye gidiyor?” diye hayret ve üzüntü içinde dolaşıyoruz. Derken, biraz dış bir mahalleye yöneliyoruz. Burada hem evler, hem de sanayi dükkânları var. Mahallenin arka tarafı yemyeşil, kavak ağaçları ile çevrili; fakat orada bir şey olduğunu hissediyorum ve uzak durmaya çalışıyorum. Hemen önümde, yol kenarında bir tümseğe oturmuş olan kişi, dikkatimi çekmeye çalışıyor. Son derece iri, başında kırmızı kep, üzerinde hakî renkli üniforma olan bu adam, bir Amerikan askeri imiş; o mahallenin girişinde nöbet bekler gibi… Ben önünden geçerken, kafamda o mahallede neler yapılıyor, onu merak ediyorum. Sanki –Telegram’daki gibi– düşüncelerimi okumuş ve orada yapılanların doğru bir şey olduğunu açıklamak istercesine, “Siz Kur’an’ı okumuyor musunuz? Kur’ân’da herşey var!” diyor; “ama, okuyorsunuz, anlamıyorsunuz!” demek istiyor. Sonra bu mânâya gelen bir âyeti okuyor; âyeti hatırlamıyorum ama, içimden ANKEBUT Sûresi geçmişti. Âyeti bitirince, iki kelimeye dikkat çekiyor; “Bak ŞŞŞŞŞSSSSS!”… Yâni bu iki kelime, “Ş” ile başlayıp “S”ye dönüşüyor. Ben, bu Amerikalı’nın Kur’ân’ı, bizleri ele geçirmek maksadıyla öğrendiğini anlıyorum. Telâşlı ve müthiş bir korku içinde oradan uzaklaşmak istiyorum, ama peşime onun adamlarının düşmüş olduğunu hissediyorum. Beni o mahallenin iç taraflarına yönlendirmeye çalışıyorlar. Sokak aralarına girdikçe dehşete düşüyorum. Meğer bütün insanlar ve çocuklar, –kaybolanlar–, burada imişler. Hepsi değişik işlerde çalıştırılıyorlar; kimisi tarım, kimisi sanayide. Hepsi çok mutlu, güleryüzlü ve beni görünce “Siz de geleceksiniz, doğrusu bu!” der gibi lâflar ediyorlar. Dolaştıkça işin aslını anlıyorum. Bu insanları yakalayıp, son derece ağır, işkence gibi bir eğitimden geçiriyorlar ve o şekilde beyinlerini, düşüncelerini değiştirip bir komün oluşturuyorlarmış. Peşimdeki adamlar hep arkamda, bana sürekli açıklama yapıyorlar. Ben bu işi kafamda biraz riyazete benzetiyorum, ama mümkün değil. Önce yedirip içirip öyle yakalıyorlarmış; bu yüzden bana verdikleri hiçbir şeyi yemiyorum. Arkamdaki adamlar, hâlâ konuşuyorlar ve bana söyledikleri son cümle: “Bütün bunların sonunda, KÂBE’ye ulaşacaksınız!”… Bunlar Müslüman değil, bu işi nasıl böyle neticelendirebiliyorlar? Yoksa sonunda bunlar da mı Müslüman oluyorlar? Eğer öyle ise, bunlar şu ânda Müslüman da, işin şuurunda mı değiller? Ben bunlara iyi mi davranmalıyım? Bütün bu sorularla bir ikiliğe düşmüş, düşünmeye devam ediyorum. Baştan beri hep, “Bu seyr-ü sülûk benzeri bir hâdise mi ne acaba?” sorusu var! —(Hayran Erdiş)

*

SEYR-İ FİLMENAM-Uykuda veya rüyâda seyir: 532: AŞK-I MECAZÎ… Aşkla ifade edilen herşey, neticede galibine tâbi olarak, “Kelime-i Tevhid” nuruna bağlıdır; herşey… SEYR-İ SÜLUK da, “Takib edilecek usul, bir terbiye yoluna girip devam etme” mânâsıyla, Hak ve bâtıl, her şeye şamildir. Cafer-i Sadık Hazretleri, “Kim nefsi için nefsi ile mücahede ederse, keramete kavuşur. Kim de Allah için nefsi ile mücahede ederse, Allah’a kavuşur!” buyurmuştur. Sahte keramet denilen “istidraç” nev’inden işler; sapık kollar ve İslâm dışı yollardan başka, Telegram gibi tatbik edilir teknoloji ve ilâçla, uyuşturucu ile, benzeri olabilenler. Meselâ, “Zihin kontrolü” genellemesinde, “zihin okuma” gibi. Şaman uygulamalarını İslâm Tasavvufu’na benzetenler, atomaltı fiziğin “ihtimaller âlemi” içine sıkıştırılmış benzetmelerle, bu fiziği de Tasavvuf marifetine yaklaşmış zannederler. Oysa bunlar, “Kendi nefsini bilme”nin, sahte keramet-istidrac kısmına girebilecek marifetlerdir ki, asla nisbetle sadece misâl ve asıl adına, yâni İslâm adına bütün sahte ruhçuluklarla şamanlığın ortadan kaldırılışını gösterirler. “İhtimâller âlemi” fiziği, fiziğin geçmiş ve geleceğine de misâl, şuna benzer: Yerde bir tabure ve yukarıdan düşen ışıkla, yere düşen mücerred bir şekli. Biraz fikirle, o tabureyi “Gizli mevcut” farzedin; neticede o mevcudla bu gölge arasında bir ayniyet kurulamaz; misâlle oyalanılmaması için hemen söyleyelim, “Fizik, beden ve nefsin beden yönü” üzerinde ne kadar derinleşilirse derinleşilsin, o hiçbir zaman asıl’ın bilgisine ulaşamaz. Bu bilgiler ancak asıl’a tâbi olduktan sonra, –Mutlak Fikrin Gerekliliği ve onun ölçüleri çerçevesinde–, kuru bir semirmeden çıkar ve aslı alıcı marifete bir “boşalma” sağlarlar; kâğıdın görünmeyen arka yüzünü okumaya… AŞK-I MECAZÎ’den, Aşık’a mecaz SUADÎ’ye: KUSTO’ya-Yakınlığa… SELAMET: 532: NEŞRO D’NUNE-Süryanice, “Balık Yumurtası”. (Havyar-Besleyici ve leziz, balık yumurtası: 618: Hakikat… Hayret: 628: Hürriyet… Üstadım: Hürriyet, hakikate esaretten sonra hürriyettir!)… KAFTAN: 1533: DERVİŞ MUHAMMED SEMERKANDÎ-442 mührü.

*

ŞİN-Bir harf. Kürtçe’de “Mavi” demek. Çok evlilik. (Abdülhakîm: 184: Akid-Aralarında anlaşma yapanların her biri… Nikâh yapma: Hüküm çıkarma… Şın harfi, Allah’ın “Muktedir” ismi, Sabit Yıldızlar mertebesi, Kamer menzillerinden “Cebhet’ül Esed: İkisi evvel ikisi sonra doğan ve Aslan Çehresi’ne benzeyen yıldız kümesi”ne işaret eder: 300: Fikr-Düşünce. Akıl. Rey, istek… Sarî-Gemici: “Sirayet eden”: 300: Fekr-Etraflıca düşünen… Arkî-Balık avcısı: 300: Resm-Yazma, çizme, desen. Eser, iz, işaret, nişan, alâmet. Tertib, suret, tarz, üslûb. Adet, usûl, davranış. Merasim. Bir şeyi başkalarından ayıran tarif… Elf-Çok şeyle ünsiyet eden mânâsına, bin şeyle ünsiyet eden. Bütün Kamer menzilleri harflerinin kendisine tebdil olduğu Hemze: 1000= 1: Şın harfinin değeri-Muhyiddin-î Arabî Hazretleri’ne göre… Süryanice, Ağ-Meselâ. “Örnek, misâl. Mesel, kıssa, mesele, gölgelik”: 1001: Rıza-Allah’a. “Biri diğerine sıyrılan 21 sistemli Şatranc-ı Urefa’daki kablardan biridir”… Sevr-Kıpçak Lûgatı’nda “Sıyır” karşılığı: 706: Fikir Kahramanı-Aktör): 360: NAŞIT-Vahşî sığır. Billur taşı. Güzellik. Maviye. Bir burçtan başka bir Burca varan yıldız. Var olmak neş’esi olan adam… HAŞNA-Saliha kadın: 360: ARÎF-Çok irfanlı, meşhur âlim. Bir işten iyi anlayan… ASR-Bir devrelik zaman. 100 yıl: 360: KÜRSÜF-Pamuk. (Penbe-Açık kırmızı, kırmızımsı: 59: Mehdî)… Yakut Lûgatı’nda, ŞIN-Mantık derinliği. “Aklı, akılla azaltan, hissi çoğaltan. / Üstadım’dan bir mısra: Akıl, akıl olsaydı ismi gönül olurdu!): 360: HUMŞO-Süryanice, “Bâtın”. (Ayn harfi, Allah’ın Bâtın ismi, Küllî Tabiat mertebesi, Kamer menzillerinden “Itk-ı Süreyya”ya işaret eder; Yedi veya altı yıldızlı, “Ülker yıldızı” da denilen ve gerdanlığa benzetilen. İkişer ikişer karşılıklı dururlar ve Ay’ın geçtiği yerlere yakın görünürler)… TENZİR-Olacak olan bir şeyle korkutma. (Korkutma, mümini yanlışa düşmemesi için ikaz, kâfiri de imâna getirmek için olur; bu onun tabiatına uygunluk mânâsında, “O’na Cehennemi müjdele!” mânâsına “Müjdedir” de. Herkes kendi hak ettiğini alacaktır!): 360: NAHAŞ-İbranice, “Yılan”. (Hayat. Terzi. Davet)  

*

SİN harfi, ebcedi: 1060: BÜYÜK DOĞU… MÜ’YED-Büyük emir. Zahmet, meşakkat, zorluk: 60: ZENC-Siyah, kara. (Siyâh: Suyun akması… Siyah, ululuk rengi ve Allah’ın Kayyum ismi ile ilgili; daim kılan… Boşnak dilinde, Noc-Gece, karanlık: 59: Mehdi)… HADİN-Bir kuş cinsidir. Hiç doymak bilmez, yüksek yerleri sever, yer üstüne konmaz. Bir ağacın yemişlerini bitirince, başka bir ağaca geçer: 60: HİNNE-Kanat. (Boşnak dilinde, Par-Çift: 203: Per-Kanat… Çift kanat: Muvazene. Kollar. “Abdülhakîm Koltuğu hatırda”… Üstadım’ın, Noktalaması malûm: “Eşya lâtifleştikçe göze görünmez olur / Solucan kanat taksa, yerde sürünmez olur!”… Süryanice, Şuşo-Solucan. Yere sızan yağmur damlası, rahmet: 612: Derviş Muhammed… Uçmak fiilinin, hem havaya doğru, hem de “uçurumdan uçmak” gibi yere doğru mânâsı gözönünde tutulursa, yere sızmak da uçmak’a benzer; ve göze görünmez olmak… “İlm-i Ercül-Ayaklar ilmi” hakkında, Âyet meâli: “Eğer onlar, Tevrât’ı ve İncil’i ve Rableri tarafından kendilerine diğer indirileni doğru tutsalardı, şübhesiz hem üstlerinden yerlerdi, hem ayaklarının altından. İçlerinde muvazeneli ve anlayışlı bir topluluk da yok değil. Fakat çoğu ne kötü işler yapıyorlar”… Hud Aleyhisselâm’da tecelli eden “Ehadiyet” hikmeti çerçevesinde, kastedilen, maddî ve manevî gıda… Balık Burcu, unsuru su, tabiatı Soğuk-Nemli, türü Birleşik, yıldızı Müşteri, vücutta tesir yeri ayaklar, cinsiyeti Dişi, simya’da Yansıtma)… NECVA-Gizli fısıltı. İki kişi arasında fısıldamak. İki kişi arasındaki sır. (Hetf-Fısıldamak. Bir şeyi gizlice hatırlatmak. Seslenmek: 485: Ebu Bekir Muhammed bin Ali-Muhyiddin-i Arabî… Tevsit-Birini araya koyma. Ortaya koyma. Vasıta etme: 485: Azazet-İzzet. Kuvvet. Azamet, büyüklük. Şiddet. Azlık. Galib olmak… Kaptan Gusto Müslüman: 485: Kaptan Mirzabeyoğlu): 1059: BOLU DAĞI. (Levha: Mayıs 2006… Birinin önünde MÜNŞEAT-Bayramlık isimli kitab var ona bakıyor. Sonra kitabı kapatıp, “Salih Mirzabeyoğlu’na Bolu Dağı Kaftanı giydirildi!” diyor —Neslihan Erdiş… Bolu Dağı Kaftanı: Mehdî Kaftanı)

*

SAD-Bir harf; Allah’ın “Mümit-Ölümü Yaratan” ismi, Toprak mertebesi ile ilgilidir. (Sad: Yüz sayısı… Miat-Yüz sayıları: 441: Teslis-Üç. Üçleme… Necib Fazıl Kısakürek: 1441: Salih Mirzabeyoğlu): 90: MELİK-Mülk ve herşeyde ona mahsus bir can ile görünen mutasarrıf. “Esma-i Hüsna’dandır”… ED’İYE-Dualar: 90: ECVEF-Ortası boş. Kof. (Boşnak dilinde, Kofa-Kova: 187: İslâma muhatab anlayış… Arnavutça, Kove-Kova: 1612: Derviş Muhammed… Rüyâm’da Muhib Efendi, Üstadım’a: Nuru kalbinden kovayla çek!)… NİL-Mısır’daki büyük nehrin ismi: 90: NİL-Vesime. Çivit boyası. (Vesm: Damga, mühür, işaret. Döğerek toz, heba hâline getirmek… Vesme: Hayvana –Bedene– vurulan damga… Vesime: Güzel yüzlü. Damgalı… Çivit: Koyu mavi. Kelime-i Tevhid nuruna işaret eder)… İngilizce, NİL-Yokluk. Leys: 1089: TILA-İ CESRO FORSOYO-İbranice, Süryanice, “Tıla-i On İranî-Mehdi’yi Hamil On Süvari”… Büyük ebcedle, DERVİŞ MUHAMMED MÜHRÜ: 2089: FOLOTİN MALYUTO BOGO-Süryanice, “Dolmabahçe Sarayı”… Süryanice, COQUBO-Zihin Kontrolü: ZVİDONO-Süryanice, “Kale. Sığınılan, şehir içindeki gizli kale. Kremlin”… Boşnak dilinde, KODNİ-Kodla ilgili: 1090: CETİRİSTO-Süryanice, “Dörtyüz”.

*

ŞESS-Boya otu: 800: KÜLTÜR DAVAMIZ. (Bu kitab, Cumhuriyet sonrası kavruk nesillerin ilk ciddi fikir sesi ve ilk çileli nefs murakabesi eseridir)… Süryanice, TİBELOYO HUDO GEDŞO-Dünya Çapında Bir Hadise: 1800: ŞATRANC-I UREFA’nın 100 Kabı’nın ve “Vuslat” hedefinin toplam ebcedi… DAD-Bir harf; Allah’ın “Alim” ismi, 2. Sema tabakası ve Kamer menzillerinden “Sarfe” ile ilgili: 800: ŞASS-Olta veya ağla balık avlamak. (Şass: Şın ve Se… İspanyolca, Red-Olta veya ağla balık yakalamak: 205: Mirza Mahzumoğulları)

*

CASUM-Korkulu rüyâ görmek. (Yevmiye: Korkulu rüyâ görmek lâzım!): 550: İSTANBUL. (Esseyyid Abdülhakîm Arvasî: Şu İstanbul ne garib bir yer; insan, iyi veya kötü ne isterse buluyor!”… Dünya ne garib bir yer; iyi veya kötü, insan aradığını buluyor; İstanbul, aslı iyi olan Dünya’nın merkezinden… İstanbul: Kıstantıniyye… Kıst-Adalet etmek. Allah Sevgilisi’nin bir ismi: 169: Rahman Sûresi’nin 19-20. âyetlerinin ebcedi… Kust-Topalak otu. Yakınlık. Aşka mecaz, Suadi: 169: Abdülhamîd-Hamdedilen Allah’ın kulu)… Süryanice, MADHLONO HELMO-Korkulu rüya: 227: GİRDAB-Suların dönerek çukurlaştığı yer. Tehlikeli yer ve zaman… KERUB-Allah’a en yakın melek. (Allah Sevgilisi’nin nefsinden halkolmuştur; ve Peygamberler, Sahabîler, Ulular ve nasibince bütün Müslümanlar, nasibince hissedar… Esseyyid Abdülhakîm Arvasî: 566: Süruş-Melek. Cebrail… Fürfur-Semiz, besili koç. “Zı harfi, Allah’ın Azîz ismi, Madenler mertebesi, Kamer menzillerinden Sa’du’z Zabih; Kurban kesen, kurban, nefsi feda, yakınlığa işaret eder”: 566: Maunet-Allah’ın salih kullarına imdadı): 1227: KERBE-Gam, tasa, endişe… RİKBE-Diz. (Oğlak Burcu, unsuru Toprak, tabiatı Kuru-Soğuk, türü Hareketli, Yıldızı Zühal, vücutta tesir yeri Dizler-Eklemler, cinsiyeti Dişi, simya’da Mayalandırma safhası): 227: AKSİYON-Ahlâk, amel, fikrin eşya ve hâdiseler üzerinde pıhtılaştırılması… RİKZ-Gizli söz: 227: MAZRUF-Zarfa konulan. Zarflanan… KEREBE-Suyun aktığı yer: 227: MOĞOL MEHDÎ MUHAMMED. (Karaçay-Malkar dilinde, Uzun Çaçlı-Uzun saçlı: 76: Moğol)… Süryanice, REGBO GABORO-Fikir Kahramanı. (Yevmiye: Dünya bir fikir kahramanı bekliyor): 227: SANKSİON-Arnavutça, “Te’yid”. (Yevmiye muhatabını!)… MÜTESEMMÎ-Bir isimle isimlenen: 1549= 550: MEHDÎ Salih İzzet Mirzabeyoğlu.

*

ERDEM-Usta gemici: 1244: YATİR B’YATİR-Süryanice, “Gittikçe”… Boşnak dilinde, RUDOKOP-Maden Ocağı. “Pir”: 1244: MÜHR-Derviş Muhammed… Arabça, MİN NAFİZETİ VECDİ-Vecdimin Penceresinden: 1244: TRAQLİNO TKOLO-Süryanice, “Ölüm Odası”.

*

ANKEBUT SURESİ’nin son Âyeti: “Bizim uğrumuzda çalışıp çabalayanlara gelince, elbette biz onlara yollarımızı gösteririz ve kuşkusuz ki Allah iyilik yapanlarla beraberdir”… Allah’ın vaadi böyle!
 

ADLÎ TIBB
(DEVLET-EĞİTİM VE…)

 
ÜSTADIM: Bilgi ve ruh dağıtımı işinde onu en yukarıda serpen üst elden, en aşağıda toplayan en küçük avuca kadar hâkim esas ve usuller nelerdir? Esasını bilmediğimiz bir işin, usulüne âit olsun bir fikir sahibi miyiz? Görülüyor ki, bu ayrı vahidler de hep aynı BİR’de düğümleniyor, birbirinde tamamlanıyor. Kök telakkiyi ve bu telakkiden doğan ana planı, bütün çizgilerin merkezden toplandığı bir mimarî motif hâlinde örgüleştirilmedikçe, Maarif Şûraları, plânsız ve silâhsız ordunun bütün kumandanlarını davet edip yalnız “Ne buyurulur?” sualine hazin bir mevzu açmaktan ileri geçmeyecektir!

*

Üstadım’ın “Maarif” mevzuunda verdiği terkib, her mevzuun “kendi esas, usûl ve kuralları” çerçevesinde ele alınabilmesi özelliği ile “Devlet” ve ilgilendiği ne mevzu var ise, (iç yüzü eğitim –Ne, ne için, neye göre– ve bunların kuşattığı “İnsan ve Toplum” meselelerinin “Ve”leri boyunca ne var ise), kuşatıcı çapta “İslâm’a muhatab anlayış”ın iskeleti olarak ADLÎ TIBB’da toplanabilir bu bakımdan, tam da “ADLÎ TIBB” terkibini ifâde edicidir… “En yukarıda serpen üst elden, en aşağıda toplayan en küçük avuca kadar”, ADLÎ TIBB şuurunun görünmesi; bu, ruh ve bilginin, BD-İBDA’ya göre sistematize edilebilmesi gereğini ifâde eder!

*

İmâm-ı Azam Hazretleri, içyüzde “Allah’tan en çok korkan-Anlayış”, dış yüzde bütün bir İslamî Kuralları ihtiva eden Şeriat, Fıkıh’ı “bütün ilimlerin en üstünü” kabul eder; İmâm-ı Gazalî Hazretleri de, “Kurma, koruma ve yönlendirme” marifeti olan siyaseti, o kuralların tâyin ettiği biçimde, “Bütün ilimlerin en üstünü”… BÜYÜK DOĞU İDEOLOCYASI, ne güzel: “İslâm inkılâbında siyaset, içe doğru tek ve merkezi olarak belirtilemez; merkezî ve toplu siyaset, dışa doğrudur!”… İçe doğru; sayısız insan ve iş… Dış’a doğru; İslâm ve zıdları… Her ikisi de içiçe, “Kelime-i Tevhid” nuruna bağlı bir “ruh ve anlayış”ta!..

*

Hadîs: “İlim ikidir: Din ilimleri ve Tıbb ilimleri!”… Din ilimleri, (Şeriat): Şeriat zâhiri akıldır ve Tarikat de batınî şeriat… Tıbb da, tabiblik işinin iç ve dış, “madde ve ruhî, tarafından, asla göre “Tıb’-Gölge” ifâde eder Kâinat çapında ne kadar ilim varsa hepsini ifâde eder; kimya, fizik, astronomi, matematik… Tefekküre mevzu ve ilmi tarafından doğrulanan bir usulde; ruh ve anlayışla!

*

HUD-Kendisinde “Ehadiyet” hikmeti tecelli eden Peygamber ismi: 1014: DAVUD-Kendisinde “Kâmil Hilâfet” ve “Vücudî” hikmet tecelli eden Peygamber… Sırpça, VESTACENJE-Adlî Tıbb: 534: DERVİŞ MUHAMMED SEMERKANDÎ-442 mührü. (Fer-Işık, parlaklık, zinet. Fazl ve vakar. İktidar, şevket, kudret. Bir aslın neticesi. Kol, kanat, dal. Parça. “Parça, bütünün habercisidir!”: 1280: Fer-Boşnakça, “Dürüst, doğru, adil, tam olmak demek): 534: VESTACENJE-Sırpça, “Adlî Tıbb”… Kürtçe, TİPA EDLÎ-Adlî Tıbb: 458: GAZYUNO ŞUNOYO-Süryanice, “Ölüm Odası”… Norveç dilinde, RETTS MEDİSİN-Adlî Tıbb: 1216= 217: RÜYÂ. (İşin son tecritte ulaştığı kök, Helmonoyo-Rüyâ gibi. “Gerçek dediğimiz hayatın hakikati”: 62: Mehdî)
 

BERÂAT
(MEHDÎ DERVİŞ MUHAMMED)

 
LEVHA: 10 Ocak 1990... Dünya ve Olimpiyat Şampiyonu, halterci Naim Süleymanoğlu… Bir şampiyonaya katılmış, müsabaka sırasında kollarını sıvarken, güleryüzlü bana, benim de BOKS şampiyonasına katılmam gerektiğini ve bu mevzuda yardımda bulunacağını söylüyor!..

*

YEVMİYE: Neslihan Hanım… HALİD Bin Velid Hazretleri’ne dayanan –Mirzabeyoğlu– Şeceremizden bahsederken, Neslihan Hanım’ın da Baba tarafından oraya dayandığını bildiğimi hatırlatıyorum… Memnun… Ekliyor: Amcalarından Babanzâde Naim Bey vardı… Darülfünun Profesörlerinden… Efendi Hazretleri medihte bulunuyordu onun için!..

*

HALTER: 640: HALİDE-Hâlid’in müennesi… NAİM SÜLEYMANOĞLU. (Naim-Uykuda. Uykuda olan: 92: Muhammed… Menam-ı Âlem-Uyku âlemi. Rüyâ âlemi: 202: Bi’r-Kuyu… Süleymanoğlu: 253: Mehdî Süleyman… Süleymanoğlu: 333: Veliler Ordusu’ndan “Üçyüz otuzüç”-Üstadım’ın meşhur eseri… Naim-Taze, körpe: 161: Afi-Silen. Silinmiş. Gafr. Gaffure, yengeç. Dua eden. Uzun saçlı. “Re harfi, Allah’ın Musavvir ismi, 5. Sema mertebesi, Kamer menzillerinden Gafr’a işaret eder”… Re harfinin ebcedi: 200: Ebu Süleyman-Hâlid bin Velid ve oğlu Süleyman bin Hâlid’in “Horoz” mânâsına gelen nâmı): 414: DERVİŞ MUHAMMED-332 mührü. “En küçük ebcedle”. (Süleyman: 1191: Mütefekkir Salih Mirzabeyoğlu… Neaim-Deve kuşları. Gençlik. Nimetler. İhsanlar. Gölgelenecek yer. Kamer menzillerinden 4 nurlu yıldız: 161: Af’i-Süryanice, “Güzelleştirmek”. Bedi’ idrakı... Süryanice, Sandoli-Kürsü. “Abdülhakîm Koltuğu”: 161: Feville-Fransızca, “Yaprak” demek)… NAİM SÜLEYMANOĞLU. (Neam: “Evet, olur” mânâsında cevab. Takdir. Tasdik. Numan. “At, deve, sığır” gibi dört ayaklı hayvanlar… Zal-Bir harf; Allah’ın “Müzill-Zelil kılan, uzağa atan” ismi, Hayvanlar-Beden mertebesi, Kamer menzillerinden “Derece almak, mübarek, mübarek yıldızlar”a işaret eder: 700: Sudedna Medidsina-Bulgarca, “Adlî Tıbb” demek): 1523: DERVİŞ MUHAMMED-442 mührü. “En küçük ebcedle”.   

*

NAİM SÜLEYMANOĞLU: 1425: HURORO-Süryanice, “Beraet”… Süryanice, ŞRO-Beraet etmek. (Akid Gazetesi’nin 28 Mart’taki haberi: İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi, 28 Şubat darbe döneminde hukuksuz olarak tutuklanan, 15 yıl süren hücre cezasının ardından “Yeniden Yargılanmak” üzere tahliye edilen ve “Yeniden Yargılanma” neticesinde BERAAT eden Mütefekkir Salih Mirzabeyoğlu hakkındaki gerekçeli kararı yazdı!): 506: ERDİŞ… DÜŞVARÎ BERAAT: 1200: BERAAT-ÜL İSTİHLÂL-Hayırlı bir başlangıç. Bir eserin girişi. Kılıcın ucu görünme. (Re harfinin ebcedi: 200: Ebu Süleyman)

*

BERÂAT-Haşmet, metanet: 1673: RÜYA TABİR ETMEK. (Norveç dilinde, Retts Medisin-“Adlî Tıbb”: 1216: Rüyâ… Hadîs: “Rüyâ, Allah’ın kuluna uykuda söylediği sözlerdir!”… Beyder-Doğru Lûgat. Ekin harmanı. Harfler, kültür, irfan: 216: Mukayese-Kıyas etme. Ölçme. Karşılaştırma… Seyfullah-Allah’ın keskin kılıcı. Hâlid bin Velid Hazretleri’nin bir namı: 216: Avrupa-Batı. Şamî. Rumî)… MEHDÎ DERVİŞ MUHAMMED: 1674: SALİH İZZET ERDİŞ… MERKEZ MEHDİ MUHAMMED: 418: GJETHE-Arnavutça, “Yaprak”… NECİB FAZIL KISAKÜREK. (Kısakürek: 1441: Salih Mirzabeyoğlu): 1417= 418: MUSA MİRZABEYOĞLU.


Baran Dergisi 492. Sayı
 


Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.