Bu defterler, mahalle bakkallarında, kasaplarında veya manavlarında tutulan ve dar gelirli vatandaşların veresiye alışverişlerinin kaydedildiği defterlerdir. Hayırseverler, özellikle Ramazan gibi kutsal zamanlarda bu esnaflara giderek tanımadıkları insanların borçlarını kapatırlardı. Bu asil davranış, veren el ile alan elin birbirinden habersiz kaldığı, dolayısıyla alanın minnet altında kalmadan onurunu koruduğu, verenin de kibirden uzak durduğu bir iyilik ikliminin oluşmasına kapı açıyor...
Tarihî süreçte bu gelenek, Osmanlı toplumunun temel taşı olan mahalle kültürünün içinde filizlendi. Zengin kesimler, iftar öncesi veya bayram arifelerinde tebdil-i kıyafetle yoksul semtlere gider, dükkan sahiplerinden "Zimem Defteri"ni çıkarmalarını isterlerdi. Defterin sayfaları arasından rastgele seçimler yapılarak borç miktarı ödenir ve ilgili kayıt silinirdi. Bu uygulama, toplumun farklı tabakaları arasında görünmez ama çok güçlü bir gönül bağı kurulmasına sebep oldu. Bu sayede borç yükü altında ezilen aileler, bayram sabahına büyük bir huzur ve ferahlık içinde uyanırlardı.
Uygulamanın manevî derinliği, sadece maddi bir yardımdan ibaret kalmayıp, aynı zamanda toplumsal barışın teminatı oldu. Alacaklı olan esnafın sermayesini koruması ve borçlu olanın şerefini muhafaza etmesi, sistemin en kıymetli yönünü oluşturur. Hayır sahibinin, borçlunun kimliğini sorgulamadan ödeme yapması, karşılıksız iyilik kavramının en somut örneğidir. Bu samimi yaklaşım, insanlar arasında huzursuzluk ve haset duygularının yerini sevgi ve hürmetin almasına sebep oldu. Esnafın alacağını tahsil etmesi ise ticari hayatın canlılığını devam ettirmesine imkan sağladı.
Şehidimiz Halil Kantarcı'nın da sürdürmüş olduğu Zimem Defteri geleneği, günümüzün modern dünyasında bile ilham kaynağı olmaya devam eden bir yardımlaşma modelidir. İyiliğin gizli tutulması esası, toplumsal psikolojiyi olumlu yönde etkileyerek fertlerin birbirine olan güvenini taze tutmasını sağlıyor.




