İktibas

Reşid Paşa'dan CHP'ye: Filistin'de Yahudi devleti kurma çalışması

Abone Ol

Bugün dünyanın başına bela olan İsrail'in 1948'de kurulduğunu zannetmek koyu bir gaflettir. Hatta Theodor Herzl'in 29 Ağustos 1897 Siyonist Kongresi'ndeki, "Ben bugün Basel'de Yahudi devletini kurdum" sözünü esas almak da "cambaza bakmak"tır!

Çünkü Filistin'de Yahudi devleti kurma çalışmaları çok önce başlamıştır!

Osmanlı/Hilafet olduğu müddetçe devlet kuramayacaklarını, kursalar bile yaşatamayacaklarını anlayan Yahudiler, "hedef"i belirlemiş ve yöneticilerinin çoğu Yahudi olan "sinsi" emperyalist İngiltere'ye ihale etmişti!

Önce Osmanlı yıkılmalıydı!

Osmanlı'nın savaşarak yıkamayacağını iyi bilen İngilizler de, "Çayın taşıyla çayın kuşunu avlama" yöntemine dayanan ve "Paşa" denilen "Maşa"lar üzerinden yürüttükleri bir "proje" uygulamıştı!

Yahudi aparatı Trump'ın da yaptığı gibi Osmanlı'yı "beyninden vurmak" için bir padişahı genç yaşta verem etmiş; sonrakini devirip bileklerini kesmiş; yerine getirdiklerini 3 ayda delirtmiş; geleni de devirip hapsetmişlerdi! Sonuncusunu ise, mülkünden kovup dünyayı dar etmişlerdi!

O halde, şu soruları cevaplamadan "İsrail"in asıl mimarları" anlaşılamaz:

1- Osmanlı'da ilk büyük gediği açan Mason Reşid Paşa'yı kim niçin kullandı?

2- Mason Midhat Paşa, Sultan Abdülaziz Han'ı neden devirip katlettirdi?

3- İttihatçıların "31 Mart" operasyonu, kimleri hangi hedefe ulaştırdı?

4- İttihatçıların devamı olan CHP, Yahudilere nasıl hizmet verdi ve veriyor?

"İsrail", hâlâ devam eden bu "hıyanet zinciri"nin "zehirli meyvesi"dir!

Maalesef, ormanın; "Beni kesen baltanın sapı benden..." yakınmasına benzer bir "garabet" söz konusudur!

Türk paşaların eseri olan İsrail, bugün Türkiye'yi "finaldeki rakip" olarak görmektedir! Ve Türkiye, "askerî cephe"yi önemli ölçüde tahkim etmişse de, "iç cephe"de hâlâ büyük "zaaf" yaşamaktadır.

İsrail'in Türkiye konusundaki asıl endişesi birlik ve beraberliğimizdir. Son günlerde yine tekrarladıkları Türkiye'nin iç cephesine yönelik saldırılar, bu meselenin ne kadar önemli olduğunu göstermektedir. Bu saldırılarına "etiketledikleri" CHP yöneticilerinden "destek" istemeleri ise çok manidardır.

Çünkü CHP zihniyeti, İsrail'i "tehlike" olarak görmemektedir ki, Siyonistler rakip ülkelere hep bu "gaflet kapısı"ndan girmektedir!

4 YAZIDAN OLUŞAN DİZİ, BUGÜNÜN ŞİFRELERİ!

Abdülaziz Han ile Abdülhamid Han'a yapılan darbelerin ve Nuri Killigil defnedilirken "İsrail"i tanımanın sene-i devriyesine rastlayan şu günlerde...

Reşid Paşa'nın (1), Midhat Paşa'nın (2), İttihatçılar'ın (3) ve CHP'nin (4) Yahudilere verdiği "devlet" hizmetini 4 yazıyla anlatarak, "iç tehlike"ye dikkat çekmek istiyoruz.

Bu araştırma, CHP ile mücadele eden herkes için çok önemlidir!

Osmanlı'dan bahsedenlere "gerici" damgası basan CHP zihniyeti, hâlâ "Biz 'Jön Türk'üz" diyecek kadar derin bir "vesayetçi hafıza" ile hareket etmektedir.

Hedefe ulaşmak için her şeyi "mubah" sayan bir CHP'yi, Mason paşalara kadar uzanan zehirli köklerini tanımadan anlamak mümkün değildir.

Bu araştırma dizimizi dikkatle takip edenler, Reşid Paşa'dan bugünkü CHP'ye uzanan "vesayet zinciri"nin çok ilginç bir "ortak payda"sına da şahit olacak; devlete (aslında millete) ait her şeyi, kendi "bostan tarlası" bildiklerini ve istedikleri gibi "derdiklerini" görecektir!

İNGİLİZLER/YAHUDİLER, HIRSLI KİFAYETSİZLERİ ÇOK SEVER!

Mustafa Reşid Bey, medresenin "arka kapı mezunu" olduğu halde "Sadrazam" akrabası Seyyid Ali Paşa sayesinde "mühürdar" olmuş ve 24 yaşında da "Sadaret Kalemi" denilen önemli makama oturmuştu.

Kendisine çok iltifat eden isyancı Kavalalı'ya verdiği sarsıcı tavizler sebebiyle Sultan II. Mahmud Han'ın "idamı mucib" öfkesine muhatap olan Reşid Bey, saraydaki vesayet sayesinde Paris'e "Fevkalade Ortaelçi" olarak kaçırılmıştı! (1834)

1836'da başlayan Londra Büyükelçiliği ise tam bir "devşirilme" dönemi olmuştu. Mason Lord Stratford Canning, Reşid Bey'i kendi locasına götürüp bizzat kaydetmişti!

Mason olduktan sonra önü açılan Reşid Bey, 1937'de "Müşir"lik verilerek en "kritik" makam olan Hariciye Nâzırlığı'na getirilmiş ve 25 Ocak 1838'de ise "Paşa" olmuştu!

Artık bu nimetlerin "velisi" olan İngiltere'ye "teşekkür" zamanıydı!

Büyükelçi John Ponsonby'nin hazırladığı "Baltalimanı Anlaşması"nı 16 Ağustos 1838'de imzalayarak Osmanlı'ya ilk "ekonomik işgal"i tattırmıştı!

FİLİSTİN İÇİN OSMANLI'YA İLK PENÇE!

Aslında çok daha derin bir hesap vardı.

İngiltere, Yahudilere devlet kurma sözünü 2 Kasım 1917'de resmen açıklamışsa da, fiilî işbirliği çok önce başlamıştı.

Londra'daki borsa simsarlığından çok para kazanan İtalyan Yahudisi Moşe Montefiore, 1824'te Filistin'e gitmiş ve İngiliz Hükümeti işbirliğiyle "devlet" kurmak için yıllarca çaba sarf etmişti. Dünyadaki Yahudileri, Filistin'deki muazzam ziraat arazilerine çağıran Moşe; Londra'nın, İngiliz görevlilere "Yahudileri himaye edin" talimatı vermesini sağlamıştı.

Aynı yıllarda Londra'da "masonluk çipi" takılan Reşid Paşa'ya da "Osmanlı'nın devlet ve millet yapısını tahrip görevi" verilmişti!

"Tanzimat"ı, buna göre yazmışlardı!

"Masonluk" ayrıntısı çok önemlidir. En azılı İslâm düşmanı olan İngilizlerin, Misyonerlerle asırlar boyu bir arpa boyu yol alamadıkları için "Masonluğu" kurduğu gerçeği hiç unutulmamalı!

YAHUDİ DEVLETİNE "TANZİMAT" OSMANLIYA "TAHRİBAT"

Sultan II. Mahmud Han'ın 28 Haziran 1839 tarihindeki ölümü üzerine 16 yaşındaki Abdülmecid Efendi'nin tahta çıkmasını fırsat bilen Reşid Paşa, İngiltere Sefiri Lord Canning'in eline tutuşturduğu "Tanzimat Fermanı"nı, "İngilizlerin desteğini ve yardımını alırız" vadiyle onaylatmış ve 3 Kasım 1839'da ilân etmişti.

Gülhane'deki törende Rum ve Ermeni Patrikleri, Yahudi Hahambaşı ve Avrupalı sefirler de hazırdı. Ön sırada oturan James M. de Rothschild, yanındaki Hahambaşının kulağına "İmparatorluk bünyesindeki bütün Yahudi cemaatlerine, Tanzimat Fermanı'nın açtığı yolda atılması gereken adımları anlatan bir 'emirname' gönderin" diye fısıldamıştı![1]

Kimsenin üzerinde durmadığı bu "fısıltı", aslında Filistin'de Yahudi devleti kurma sürecini fiilen başlatan bir talimattı!

"Batılılaşma" diye yuttuğumuz Tanzimat Fermanı'nın bütün maddeleri de, uzun vadede bu hedefe matuftu!

Güya ahalinin bütünleşmesini sağlayacaktı! Oysa asıl hedef, "tanzim" değil, "tahrip" idi! Daha merasimde durum değişmişti! Bir paşazade, namaz kılan birine "Ferman okundu, duymadın mı" demişti![2]

Nitekim azınlıklara yönelik abartılı imtiyazlar, kamplaşmaya sebep olmuştu.

Fransa'nın İstanbul Sefiri Albin R. Roussin, Paris'e gönderdiği "Bu reformlardan maksadımız, Osmanlı'yı kalkındırmak değil; Ayasofya üzerinde parlamakta olan hilâli indirip, yerine tekrar haç koymaktır" raporuyla, Tanzimat'ın gerçek amacını ifade ediyordu![3]

BÜROKRATİK OLİGARŞİ MİRASI!

Padişahlık yetkilerinin çoğunu nazırlara (paşalara) aktaran bu değişiklik, Batı vesayetinin yönetime tahakkümü anlamına geliyordu. Büyük zaafa sebep olmuştu. Yani hâlâ çektiğimiz "bürokratik oligarşi" belası da Tanzimat ile gelmişti.[4]

Tanzimat'ın hedeflerinden biri de, Müslümanları "cahil" bırakmaktı! İslâm âlimleri asırlardır, fen bilgilerini de öğrenirdi. Reşid Paşa, Fatih'ten beri medreselerde okutulan hesap, hendese, astronomi derslerini kaldırmıştı.

Önce "Din adamına fen bilgisi lâzım değil" aldatmacasıyla, din adamlarını fen cahili yapmışlardı. Sonra da, "Din adamları gericidir" diyerek gençleri İslâmiyet'ten uzaklaştırmışlardı.

Velhasıl Osmanlılar, Londra'da hazırlanan "ıslahat" programlarıyla oyalanırken, Avrupa'da büyük fabrikalar, modern harp sanayii kuruluyordu. Doğal olarak Müslümanlar gerilemiş; her şeyi bizden öğrenen Avrupa ise hızla ilerlemişti.

TANZİMAT'IN ZEHİRLİ MEYVELERİ!

Büyük vaatlerle ilân edilen Tanzimat Fermanı'ndan sonra, Osmanlı coğrafyasındaki Misyoner faaliyetleri hızla artmıştı. Gayrimüslim tebaayı ayaklandırmak için çalışıyorlardı. Özellikle Doğu Anadolu'ya yoğunlaşıyorlardı. Sadece Harput Ovası'nda 62 merkez ve 21 kilise açılmıştı. 66 Ermeni köyünden 62'sinde Misyoner teşkilâtı kurulmuştu. "Millet-i Sadıka" diye anılan Ermeniler, Müslümanlara ve Osmanlıya düşman edilmişti. Meşhur Misyoner Maria A. West, "Romance of Mission" kitabında, "Ermenilerin damarlarına girdik" demişti!

Gaziantep'teki Antep Koleji, Merzifon'daki Anadolu Koleji ve İstanbul'daki Robert Kolej de bunlardandı. Meselâ Merzifon Koleji'ndeki 135 öğrenciden 108'i Ermeni, 27'si Rum idi! Avrupa'dan gelen Misyonerler, okullara "öğretmen" ve kiliselere "papaz" adı altında yerleştirilmişti. Hepsi de gittiği yere "fitne" götürmüştü!

Ermeni komitacılar, katliam hazırlıklarını da bu "okul" formatlı "üs"lerde yapıyordu. Çete reisleri Kayayan ve Tumayan da "öğretmen" görünüyordu. Bunlar tutuklanınca, Misyonerler dünyayı ayağa kaldırmıştı. Bu iki haini kurtarmak için İngiltere'de ve Amerika'da büyük gösteriler düzenlenmişti. Londra'daki yürüyüşe, Merzifon Anadolu Koleji Müdürü de katılmıştı.[5]

Yani Mason Reşid Paşa'nın "Tanzimat-ı Hayriyye" diye sunduğu uygulamalar hiç hayır getirmemişti! Tam aksine, koca Osmanlı Devleti'ni altüst etmişti! Avrupa, Hristiyan ve Yahudilere verilen haklara öyle sahiplenmişti ki, Müslümanlar "azınlık" muamelesi görüyordu!

Gidişata çok üzülen Abdülmecid Han, İngiliz sefiri gibi hareket eden Reşid Paşa'yı, "Payitahttan uzak olsun" diye 1843'te Paris Büyükelçiliği'ne göndermişti!

Ama her seferinde güçlenerek dönüyordu! Yine öyle olmuş; bir yıl sonra "Hariciye Nâzırı" olarak gelmişti.

Bu da yetmemişti... İstanbul'daki İngiliz operasyonlarını yöneten Lord Canning, Abdülmecid Han'a, "Münevver ve kültürlü Reşid Paşa'yı Sadrazam yaparsanız, İngiltere ile yaşadığınız bütün anlaşmazlıklar kalkar" şeklinde küstah bir telkinde bulunmuştu. Ne gariptir ki Reşid Paşa, 28 Eylül 1846 tarihinde "Sadrazam" yani Başbakan olmuştu.

6 defa tekrarlanan Sadrazamlık dönemlerinde İngilizlere hizmet için seferber olan Reşid Paşa, yüzlerce Misyoner okulunda yetiştirilen binlerce devşirmeyi, en kritik noktalara yerleştirmişti. Bu "yeni tip Haçlı ordusu"nun yürüttüğü operasyonlar, millî birliği felç etmişti!

FİLİSTİN'İ "ÇAKTIRMADAN" ROTHSCHİLD'LERE SATMIŞTI!

Bizim için felâkete ama Yahudiler için "devlet"e yönelik ikinci büyük adım da İngilizlerin "Büyük Reşid Paşa"sından gelmişti!

Sadrazamlık görevini 1848 yılındaki 5 aylık ara dışında 26 Ocak 1852 tarihine kadar sürdüren Reşid Paşa, tam da savaş tamtamları çalınırken 14 Mayıs 1853 tarihinde, İngilizler için en kritik görev olan Hariciye Nâzırlığına gelmişti.

Ne ilginçtir ki, ilk Hariciye Nâzırlığı sırasında imzaladığı Baltalimanı Ticaret Antlaşması ile Osmanlı'yı, İngiltere Krallığı'na ipotek eden Reşid Paşa, 15 yıl sonra yine Hariciye Nâzırı idi ve Osmanlı Devleti yine yapmaması gereken tek şeyi yaparak güçlü Ruslarla savaşa girmişti! Çünkü bu savaşı, İngiltere ve özellikle de "Küresel Tefeci" Rothschildler çok istiyordu!

İngiliz patronlarının yoğun isteği üzerine Osmanlı'yı 1853 yılında Kırım Harbi'ne sokan Reşid Paşa, ilk defa dış borçlanmaya sebep olmuştu.

Peki, 5 Temmuz 1855'te Londra'da yapılan bir mukavele ile kimden 5 milyon sterlin borç alındı dersiniz?

Tabii ki, Tanzimat ilânı sırasında "Tanzimat'tan istifade ederek Yahudi devleti çalışmaları başlatılması" talimatı veren ve "para"yı "atom bombası" gibi kullanan James Mayer de Rothschild'ten!

Filistin'de Yahudi devleti kurulması için Osmanlı adeta ipotek altına alınmıştı!

Nitekim "Filistin'de İsrail devleti kurulacağının dünyaya resmen ilanı" olarak bilinen meşhur "Balfour Deklarasyonu" da İngiltere Dışişleri Bakanı Arthur Balfour'un, İngiltere'deki en etkili Siyonist (Londra 1. Baronu Rothschild Nathan Mayer Rothschild'in oğlu) olan Britanya Yahudi Temcilciler Kurulu Başkanı 2. Baron Lionel Walter Rothschild'e yazdığı "müjde" mektubudur![6]

GENÇ SULTAN KAHRINDAN ÖLDÜ!

Sultan Abdülmecid Han, 1846-1858 arasında 6 defa Sadrazam tayin etmek zorunda kaldığı Reşid Paşa'nın verdiği zararlar sebebiyle üzüntüden "verem" olmuştu. Devlet malını israf konusunda da çok "hassas" olan Sultan, bu Londra züppesinin yolsuzluklarını da duyunca yatağa düşmüş ve 26 Haziran 1861'de daha 38 yaşında vefat etmişti.

Mesela Reşid Paşa, Abdülmecid Han'ın kızı Fatma Sultan'la oğlu Ali Galip Paşa'nın evliliği sırasında Baltalimanı'ndaki köşkünü 250 bin altın karşılığında Hazine-i Hassa'ya satmış; sonra da oğluna tahsis etmişti!

Daha neler vardı! Bir Rûznâmçe memurunun oğlu olan Reşid Paşa, özellikle sadrazamlık dönemlerinde, "boş" görünen binlerce dönüm araziyi kendine tapulamıştı! "En çok rüşvet yiyen devlet adamı" olarak nam salan Mason Sadrazam, 7 Ocak 1858 günü öldüğünde, İstanbul ve Anadolu'daki taşınmazları ve Avrupa borsalarındaki tahvilleriyle, "Padişahtan zengin Osmanlı" olarak tarihe geçmişti![7]

63'ü Türk 73 varisinden biri olan Ürdün Prensi Zeyd bin Raad'ın 2006 yılında açtığı dava vesilesiyle gündeme gelen tapu kayıtlarına göre Kilyos Çatalca arasında 82 bin dönüm; Sarıyer, Beykoz ve Üsküdar sahillerinde 12 bin dönüm; Ambarlı'da 2 bin 440 dönüm arazinin sahibi olan Reşid Paşa; "Boğaz"ın Emirga-Baltalimanı bölümünü bile, "Voli (avlanma) Alanı" olarak üzerine geçirmişti.[8]

Büyük Mason Reşid Paşa, Beyazıt Meydanı'ndaki şaşaalı mekânında bu yolsuzlukların hesabını bitirdi mi bilmiyoruz ama temelini attığı "İsrail" yüzünden ödeyeceği fatura, her gün daha da zorlaşmaktadır!

DEVAMI GELECEK:

İsrail'in Türk mimarları-2: Filistin'i vermedi, bilekleri kesildi!

[1] Mehmet Hasan Bulut, İngiliz Derviş, IQ Yayıncılık, İstanbul 2018, s. 68.

[2] Murat Bardakçı, Şahbaba, Pan Yayıncılık, İstanbul 1999, s. 29.

[3] Fransa Dışişleri Bakanlığı Arşivi, N.S. Turquie, 1976, s. 38.

[4] Koray Şerbetçi, Osmanlı'nın İngiliz'le İmtihanı, Nesil Yayınları, İstanbul 2017, s. 100-101.

[5] M. Sıddık Gümüş, İngiliz Câsûsunun İ'tirâfları, Hakikat Kitabevi, İstanbul 2025, s. 98-106.

[6] Peter Hopkirk, Bitmeyen Oyun, Çev: Mehmet Harmancı, İş Bankası Kültür Yay., İstanbul 1995, s. 158.

[7] Ürdün Prensi İstanbul'un 4 ilçesinin ortağı oldu, Milliyet, 15 Haziran 2012.

[8] Ürdün Prensi Raad'ın 20 bin metrekarelik bostan davası, Hürriyet, 31 Ocak 2008.

Nuh Albayrak, Star

{ "vars": { "account": "UA-216063560-1" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }