Saray kürsülerinden yükselen hamasi nutuklar ile sokağın ve adliyenin soğuk gerçekliği arasındaki uçurum, bir kez daha vicdanları yaralayan bir tezatla karşımıza çıkıyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın her fırsatta dile getirdiği "öğretmen kutsiyeti" söylemi, 5816 sayılı kanun garabeti söz konusu olduğunda yerini derin bir sessizliğe ve teslimiyete bırakıyor. Manisa’da bir öğretmenin fikirleri sebebiyle derdest edilip hapse atılması, iktidarın "öğretmene kalkan el" konusundaki samimiyetini tamamen iflas ettiriyor.

Kürsüde "İstiklal hançeri", adliyede kelepçe!

Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu akşam eğitim camiasıyla buluştuğu iftar sofrasında büyük cümleler kurarak şu ifadeleri kullandı:

"Şunu herkes bilmeli ve anlamalıdır; öğretmene kalkan el geleceğimize kalkmış demektir. Öğretmene kalkan el, bu milletin istiklaline vurulmuş bir hançerdir. İstikbalimizin güvencesi olan çocuklarımızı ve gençlerimizi bir kuyumcu titizliğiyle yetiştiren kıymetli öğretmenlerimize karşı şiddete toleransımız yoktur."

Bu sözlerin yankısı henüz kulaklardayken, daha birkaç gün önce Manisa’nın Turgutlu ilçesinde bir felsefe öğretmeni olan R.A., derste dile getirdiği iddia edilen ifadeler sebebiyle "Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkında Kanun" kapsamında tutuklanarak cezaevine gönderildi. Cumhurbaşkanı’nın ifadesiyle "milletin istiklaline vurulmuş bir hançer" olarak nitelenen saldırı, bizzat devletin yargı mekanizması ve yürürlükteki ideolojik koruma kanunları eliyle öğretmene yönelmiş durumdadır. Bir yanda öğretmeni "kaderimizin hakikatinin işleyicisi" olarak gören Nurettin Topçu’dan alıntılar yapan bir irade, diğer yanda aynı öğretmeni bir kanun tabusu uğruna zindana atan bir sistem hüküm sürüyor.

Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu!

Cumhurbaşkanı, öğretmenlerin mali ve sosyal imkanlarını iyileştirmekten, eğitim ordusunun gücüne güç katmaktan bahsederken, bir öğretmenin fikir özgürlüğünün Kemalist vesayet artığı yasalarla prangalanmasına seyirci kalıyor. Eğer "öğretmene kalkan el geleceğimize kalkmış" ise, 5816 sayılı kanun bugün bizzat o geleceği boğmaya devam eden bir eldir. Öğretmene karşı şiddete tolerans göstermediğini iddia eden makamlar, yargı eliyle uygulanan bu manevi ve hukuki şiddet karşısında dilsiz taklidi yapmayı sürdürüyor.

Türkiye'nin ilk sivil taşıyabilen milli hava aracı GÖKBEY sertifikalandı
Türkiye'nin ilk sivil taşıyabilen milli hava aracı GÖKBEY sertifikalandı
İçeriği Görüntüle

Hükümet, bir yandan "Kızılelmamız olan Türkiye Yüzyılı" vizyonundan bahsederken, diğer yandan öğretmenini sınıftan alıp cezaevine koyan 1950 model bir hukuk sistemini ayakta tutuyor. "Öğretmenin izleri her ferdin şahsi tarihinde bulunur" diyenlerin, öğretmenin tarihine "mahpusluk" lekesi sürülmesine müsaade etmesi büyük bir tutarsızlıktır.

Geleceği inşa edenler mi, tabuları koruyanlar mı?

Cumhurbaşkanı’nın "devletin üzerine ne düşüyorsa yapmakta tereddüt etmeyeceğiz" vaadi, görünüşe bakılırsa sadece fiziksel saldırıları kapsıyor; zira fikrî bir linç ve hukukî bir baskı söz konusu olduğunda devlet, öğretmeni korumak yerine onu hedef tahtasına oturtan yasaları işletmeyi tercih ediyor. 5816 zulmü sebebiyle hürriyeti elinden alınan bir muallimin varlığı, söylenen tüm o süslü cümleleri hükümsüz kılıyor.

Öğretmene kalkan asıl el, onu fikirlerini açıkladığı için suçlu ilan eden bu köhne zihniyettir. Saray’ın bu zulüm karşısında sessiz kalarak izlediği yol, "öğretmene kalkan el" söyleminin sadece siyasi bir makyajdan ibaret olduğunu kanıtlıyor. Türkiye Yüzyılı, öğretmenlerini fikirlerinden dolayı hapse atan bir kanun garabetiyle değil, bu prangaları söküp atan bir iradeyle inşa edilebilir. Aksi takdirde atılan her nutuk, hapse giren her öğretmenle birlikte inandırıcılığını yitirmeye mahkumdur.

Baran Dergisi