Geçtiğimiz haftadan devamla, ‘Bir Başka Mesele’de Psikiyatr Mustafa Merter Hoca ile yaptığımız söyleşiden yine mühim, altı çizilecek aktarımlar yapacağım.

Çocuklara doğruları söylemeyerek başladılar”

Çağımızın yeni dayatması olan eşcinsel yaşam biçimi ile diğer marjinal akımlar üzerine yazılmış; bilimsel, psikiyatrik ve sosyolojik analizlerin yer aldığı kitabına Mustafa Merter Hoca kadim terbiye sisteminin nasıl çökertildiğini anlatarak başlıyor.

Yönelttiğim iki soru ve Mustafa Hoca’nın yanıtları şöyle oldu:

Nasıl bir terbiye sistemimiz vardı, ne hale geldi ve nasıl çökertildi?

“Çocukların doğruları bir referans kişiden, yani bu bir öğretmen olabilir, anne, baba, ebeveyn olabilir. İşte bir din adamı, din büyüğü olabilir. Yani hiyerarşik bir öğrenim sistemi vardı. Çocuk doğruyu yanlışı öğretmeninden öğrenirdi. Şimdi bu o kadar tabi bir şey geliyor ki bize. Bunun tersinin, bir proje yapılması olabileceğini; Amerika’da 1970’lerdeki ‘Değerlerin Yeniden Belirlenme Hareketi’ni okuyunca gördüm. ‘Olamaz böyle bir şey’ dedim.”

Peki ne diyor bu Değerlerin Yeniden Belirlenmesi Hareketi?

“Bir öğretmen ‘Çocuğa doğruyu söylememeli. Herkesin bir doğrusu vardır. Herkesin kendine göre bir zevki vardır. Çocuk kendisi bulmalı’ diyor. Bu hareket yüz binlerce kitap üzerinden devasa etkinliği olan bir hareket. Yani münferit, bir yerde çıkmış değil. Bütün Amerikan eğitim sistemini etkileyen. O tarihte 200 milyon insanın eğitim sistemini etkiliyor.”

“Akla ziyan bilimsellikleri kabul edip, yayıyoruz”

Merhum Şaban Teoman Duralı Hoca, eğitimin çağdan çağa değiştiği gibi terbiye yöntemlerinin de değiştiğini söyler. Ancak ‘ahlak ve edep değişmez’ der. Ancak günümüzde görülüyor ki, ahlak ve edebin zayıflatıldığı, önemsenmediği ve de değiştirildiği, dönüştürüldüğü bir düzen, eğitim sistemi söz konusu.

Mustafa Merter Hoca, psikiyatr ve psikolog camiasında ses getirecek ve bana kalırsa akademide büyük gürültü çıkarması gereken şöyle bir yorumda bulundu: “Evet. Ahlaksız. Edepsiz. Değiştirilmiş olsa, ‘şu değil de şu daha doğru’ dese anlarım. Ahlaksız ve edepsiz. Hatta teşvik eden, teşhir eden. Şimdi diyeceksin ki; ‘Bize ne bundan?’ Yahu biz psikiyatri ve psikologlar son 30 senedir 40 senedir Türkiye’de ne yapıyoruz? Çocuğun üstüne varma. Çocuğu bir şekilde zorlama. Yok çocuğu hasta edersin. Şu olur bu olur... Allah aşkına söyle bana, 76 yaşındayım: Bizim zamanımızda mı çocuklar sağlıklıydı, terbiyeliydi, şimdiki çocuklar mı? Yani biz bozduk. Biz psikiyatr ve psikologlar… Niye? Çünkü nakil ve taklit, yani kopyalama üzerine kurulmuş bir bilimselliğimiz var. Bu bilimsellik istediğin kadar saçma ve akla ziyan olsun biz kabul eder hale geldik. Ve biz bunu sadece kabul etmiyoruz, yayıyoruz da. Çünkü özgün fikirler üretemeyen bir sistemimiz var. Oradan ne geliyorsa alıyoruz ve bire bir tatbik ederek uyguluyoruz. Git psikologlara, pedagoglara bir sürü şey anlatırlar çocuk terbiyesi üzerine. Çoğunun da çocuğu da yoktur.”

“Kaliforniya’da gördüğüm insanların feri gitmişti”

Mustafa Merter Hoca’ya 50-60 yıl önce Amerikan halkının, eğitim üzerinden yaşadığı değişimin etkilerini sordum ve şu yanıtı verdi: “Bak bugünkü Amerikan toplumuna, sokaktaki çocuklara bak. Bir de 1940’lardaki bir Amerikan filmine bak. Oradaki edep, asalet, giyim, kuşam, insanların bir vakarı vardı. Şimdiki Amerikan toplumuna bak. Eridi. İşte ‘Kaliforniya Sendromu’ buymuş. 1996 yılında Kaliforniya’da gördüğüm manzara…”

Neydi hocam gördüğünüz manzara?

İnsanların bir asli nuru vardır. Bu başka bir şeydir. Gözdeki fer gibi. Bir güzelliği vardır insanların. Bunu hissedersin. Bir Hristiyan’da da hissedebilirsin. Bir Budist’te de. Mesela Avustralya yerlerinde de hissedebilirsin. İşte bu örtülmüştü. Yani manevi kalp örtülmüş. Benim Kaliforniya’da gördüğüm, insanların feri gitmişti. İki hippi ile karşılaştım. Adamlar geldiler, para istediler, başımdan savdım. Sonra bir tanesi geldi. Dedi ki; ‘senden başka bir şey isteyeceğim’ dedi. ‘Ne istiyorsun’ dedim. ‘Elini tutabilir miyim’ dedi. Şaşırdım. Gayri ihtiyarı elimi uzattım. Gözlüklerini indirdi. Gözlerin feri gitmiş. Boş. O zaman farkına vardım. Dedim, bu insanlarda inanılmaz bir kararma var. Kur’an-ı Kerim’de 156 ayet-i kerime, ‘kalbi, manevi kalbinizi kirletmeyin, paslatmayın, tıkamayın’ diyor. Gitmiş, kalp gitmiş. Tabii bunu psikiyatr olarak söylediğim zaman, bizim psikiyatri ilminde manevi kalp diye bir şey yoktur.

Necip Fazıl: Bir Müslümanın hususî hayatı yoktur! Necip Fazıl: Bir Müslümanın hususî hayatı yoktur!

O da işin başka tarafı.

“Anne ve babaları ikna ettiler”

Hocam bu fersiz, ruhsuz, ulaşılamayan insanlar topluluğu sizi şoke etti. Peki sistemi nasıl bozdular? Bu toplumu nasıl inşa ettiler?

Birinci aşama eğitim ortadan kalktı. Birinci cephemiz o. Eğitimi ortadan kaldırdıktan sonra çocuklar bir şekilde serseri mayın haline dönüştüler. Parkta oynayan çocuk eve gitmek istemiyorsa aileler onu ikna edemiyorlar. Ne diyordu psikologlar; çocuğa karşı çıkma, dediğini yap. Çocuk dramatize olur. Bu nerelere geldi şimdi. Birçok arkadaşımın lise çağındaki kızları, ‘tek başıma Avrupa’da okuyacağım’ diye anne-babalarına şantaj yapıyorlar. Ve lise çağındaki kızını Avrupa’ya tek başına gönderenler var. Bu artık rutin haline gelmiş. Akıma dönüşmüş. İşte bütün bunlar ‘birinci cephenin’ kendilerine göre başarısından kaynaklanıyor. Ve yetmiyor…

Amerika’da bir eğitim sistemi kurdular. Kadim değerleri değiştirdiler. Öğretileri iptal ettiler. Aslında bugün sapkın diyeceğimiz her şeyin temelini attılar. Sonra bizim ülkemize ve dünyaya dalga dalga yayıldı. Peki ya anne, babalar ve öğretmenler… Bir otorite olmaktan niye vazgeçtiler? Yani bugün bir öğretmen çocukların kendilerini dinlememesini, onların üzerinde bir tahakküm olmamasından niye rahatsız olmaz? Anne ve babalar küçük yaştaki çocuklarına neden söz geçiremez, ellerinde niye oyuncak olurlar?

Çünkü ikna ettiler anne-babayı. ‘Siz bu tavrınızla çocuklara kötülük yapıyorsunuz’ dediler. Kim kendi çocuğuna kötülük yapmak ister? Yani bütün sosyoloji, psikoloji kendi ellerinde olduğu için bir şekilde anne-babaları çok tesirli bir şekilde ikna ettiler. Bunların başında psikiyatrlar ve psikologlar da geliyor. Yani onları da ikna ettiler. Okul öncesi öğretmenleri sindirdiler. Bir de alternatif fikir üreten kurumlar hemen boğuldu. Çünkü tekel var ellerinde. Enformasyon tekeli ellerinde. Sosyoloji ellerinde, psikoloji ellerinde. Alternatif bir ses yok. Aynen bugün akademide sen kalkıp da mesela eşcinselliğin, sağlığa zararları üzerine bir çalışma yapmaya kalkacak olsan linç ederler seni. Bak ama bu çok önemli. Kim linç ediyor? Türkiye’de linç ediciler kim? Fakiri 20 senedir, 25 senedir linç etmeye çalışıyorlar.