TCMB raporlarında şu ifade yer alıyor: "Dolarizasyon yüksek oldukça, herhangi bir şokta hane halkı ve şirketlerin eş zamanlı döviz talebi kurda aşırı oynaklığa yol açıyor." Yani Merkez Bankası şunu söylüyor: Vatandaşın TL'ye güvensizliği, her kriz anında yangına benzin döküyor.
2021: Büyük çöküş
Türk Lirası 2021 yılına 7,44 seviyesinden başladı. Tarihin en büyük tek yıllık değer kayıplarından birini yaşayan TL, yıl boyunca dolar karşısında yüzde 44 değer kaybetti. Yıl sonuna gelindiğinde dolar 20 Aralık 2021'i gösterdiğinde 18,37 lirayı görerek tüm zamanların en yüksek seviyesine çıktı.
1 ABD Doları Eylül başında 8,30 TL iken, Ekim başında 9,55 TL, Kasım başında ise 13,36 TL oldu. TL'nin günden güne değer kaybetmesiyle 20 Aralık itibarıyla kur 17,50 TL'yi gördü.
Tek bir cümleyle özetlemek gerekirse: Dolar/TL kuru, 23 Kasım 2021 gününde önce 12, sonra 13 TL'yi gördü ve böylece dolar bir günde 2 TL artarak tarihe geçti.
Şu an 1 dolar 44 lira 25 kuruş bandında. Peki bu çöküş nereden geldi?
Merkez Bankası’ndaki kriz
2021 kriziyle birlikte okunması gereken tek bir sayı var: 4.
Dört yılda dört Merkez Bankası Başkanı değişti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, partili cumhurbaşkanı olduktan sonra Murat Çetinkaya'yı, Murat Uysal'ı, Naci Ağbal'ı ve Şahap Kavcıoğlu'nu, yani dört yılda dört Merkez Bankası Başkanı'nı, hepsi dörder yıl sürmesi gereken görev sürelerini bitmesini beklemeden görevden aldı.
Kronoloji son derece çarpıcı: 6 Temmuz 2019'da faizi indirmeye yanaşmayan Merkez Bankası Başkanı Murat Çetinkaya görevden alındı. 7 Kasım 2020'de Başkan Murat Uysal gece yarısı Resmi Gazete'de yayımlanan kararla görevden alındı. 20 Mart 2021'de Naci Ağbal da görevden alındı.
Cumhuriyet tarihinde ilk kez, Merkez Bankası'na 20 ay içinde dördüncü başkan atanmış oldu. Naci Ağbal sadece 132 gün görev yaptı.
Naci Ağbal'ın hikayesi ayrıca anlatmaya değer. Ağbal, faizleri yüzde 10,25'ten yüzde 19'a çıkarmıştı. Ağbal görevden alındıktan sonra yerine, Prof. Dr. Şahap Kavcıoğlu atandı. Bu bir yönüyle şu demek oluyor; Türkiye’de 4 yılda, 4 isimle bile bir para politikası oturtulamadı.
Rakamlar konuşuyor: Merkez Bankası verilerine göre 1 Ocak 2018 tarihinde 3,78 lira seviyesinde bulunan dolar kuru, 20 Aralık 2021 tarihi itibarıyla 18,36 lira seviyesine yükselerek rekor bir yükseliş gösterdi; bu da son 10 yılda yüzde 600'den fazla yükselişe denk geldi.
TL’nin yıllara göre değersizleşmesi
2018 yılı başında 3,78 TL olan dolar, yıl sonunda 5,28 TL'ye çıkarak yaklaşık yüzde 40 değer kazandı. 2019'da bu artış yüzde 13 ile görece ılımlı kaldı; kur 5,95 TL'de kapandı. 2020'de yüzde 25'lik bir değer kaybıyla 7,43 TL'ye ulaşıldı. 2021 ise asıl kırılma yılı oldu: Yıl başında 7,44 TL olan dolar, Aralık zirvesinde 18,37'yi görerek yüzde 44 değer kazandı. 2022'de bu seyir sürdü ve kur 18,70 TL'de kapandı. 2023 en sert yıl oldu; dolar yüzde 57,9 artışla 29,51 TL'ye dayandı. 2024'te artış hızı görece yavaşlasa da kur 35,20 TL'yi gördü. 2025 başında ise yükseliş eğilimi etti.
2021 yılında dünya genelinde dolar karşısında en çok değer kaybeden para birimi olan TL, değer kaybında dünyada ilk sıraya yerleşti. TL'yi yüzde 15,3'lük kayıpla Arjantin pesosu takip etti. Türkiye, Arjantin'e 7 puan fark attı. Bu gurur kırıcı bir rekabetti.
Vatandaş dövize ve altına yöneldi
Devlet ne yaparsa yapsın, vatandaş kendi kararını çoktan vermişti: TL'ye güvenmiyorum.
Döviz mevduatı ve altın hesapları, son verilere göre toplam mevduatın yaklaşık yüzde 41'ini oluşturuyor. TL'ye güven azalınca hane halkı, birikimlerini hızla dövize ve altına kaydırıyor.
Altın söz konusu olduğunda tablo daha da çarpıcı hale geliyor. Merkez Bankası, Türkiye'deki altının 600 milyar dolar ile büyük bölümünün yastık altı, yani hane halkı ve şirketler tarafından bankacılık sistemi dışında tutulan altından oluştuğunu hesaplıyor. Türkiye, Hindistan, Almanya ve Vietnam'la birlikte hane halkı altın sahipliğinin en yüksek olduğu ülkeler arasında yer alıyor.
Yastık altında tutulanların dışında, bankacılık sisteminde 80 milyar doların üzerinde altın cinsi mevduat ve fon bulunuyor. Merkez Bankası'nın kendi sahip olduğu altın rezervlerinin değeri de 80 milyar doların üzerinde. Bu hesaba göre Türkiye'nin toplam altın stoku 760 milyar dolar civarında; bu da ülkenin GSYİH'sinin yarısı anlamına geliyor.
Bu rakamın bir benzeri yok. Bir ülkenin vatandaşlarının servetinin bu denli büyük bir bölümünü devletin para sisteminin dışında, fiziksel olarak tutması; sisteme güvensizliğin en somut göstergesidir.
En son Merkez Bankası Hanehalkı Beklenti Anketi'ne göre, "yatırım olarak ne alırsınız?" sorusuna "altın alırım" diyenlerin oranı 2,7 puan artarak yüzde 55,5'e ulaştı. Türkiye'nin vatandaşından aldığı en net cevap bu.
Kur korumalı mevduat
20 Aralık 2021'de dolar 18,37'ye dayandığında, hükümet acil bir paket açıkladı: Kur Korumalı Mevduat.
Hükümet, vadeli mevduat hesaplarında tutulan Türk Lirası'nın vade sonunda dolar, euro veya sterlin karşısında faiz oranından daha fazla artması durumunda aradaki farkın ödenmesini gerektiren KKM uygulamasını başlattı. Bu sayede dolar kuru 11,86 TL seviyesine indi. Kısa vadede işe yaradı. Ama bedeli ağır oldu. KKM hesaplarından dövize dönüş ağustos-ekim döneminde 7,9 milyar ABD doları oldu. Kasım ayından sonra KKM hesapları büyük oranda kapatıldı. Hazine'nin KKM'den kaynaklanan toplam yükü ise yüz milyarlarca lirayla ifade edilen boyutlara ulaştı; bu faturayı nihayetinde yine vatandaş ödedi!
Ekonomi hâlâ alarm veriyor
2022 başında enflasyonun mayıs ayına kadar yüzde 50'ye yükselebileceği uyarısında bulunan ekonomistler, TL'nin zaten negatife dönen getirisinin iyice düşmesine dikkat çekti. O tahminler tuttu. Enflasyon 2022'de yüzde 80'i aştı, 2023'te yüzde 64,8 ile kapandı.
2026 başı itibarıyla yatırım fonları dahil edildiğinde finansal sistemde dolarizasyon oranı hâlâ yüksek seviyelerde bulunuyor. Üstelik bölgesel jeopolitik riskler ve küresel enerji fiyatlarındaki oynaklık Türkiye piyasalarında kur ve rezerv baskısını artırmaya devam ediyor.
Hülâsa
Türkiye'nin dolarizasyon sorunu, teknik bir para politikası meselesi değildir. Bu, vatandaşın kendi parasına duyduğu güvensizliğin yansımasıdır. Dövize ve altına yönelen her Türk vatandaşı, aslında şunu söylemektedir: "Sizin yönettiğiniz ekonomik sisteme param kadar güvenemiyorum." Ölçü belli, “İnsanın meselesi karnı doyduktan sonra başlar.” Sayılar değişebilir, kurlar oynayabilir; ancak güven olmadan hiçbir reform kalıcı olamaz. Güven ise ahlâkî bir meseledir.
Bu hususla alâkalı Baran Dergisi’nin teklif ettiği Türk Altın Lirası hakkındaki yazıları da okumanız tavsiye edilir:





