Paris’ten Cezayir’e diplomatik dönüş

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Cezayir ile uzun süredir kriz başlıkları üzerinden yürüyen ilişkileri yumuşatmak için yeni bir diplomatik hamle başlattı. Fransa’nın Cezayir Büyükelçisi Stephane Romatet’in yeniden Cezayir’e döneceği açıklandı. Bu karar, Cezayir Cumhurbaşkanı Abdülmecid Tebbun’un Ankara ziyaretinden kısa süre sonra gelmesi sebebiyle dikkat çekti.

Macron’un hamleyi 8 Mayıs 1945 Setif, Guelma ve Kherrata katliamlarının yıl dönümünde yapması da sembolik bir mesaj olarak değerlendirildi. Fransa Savunma Bakanlığı’na bağlı Gazilerden Sorumlu Devlet Bakanı Alice Rufo, bir milletvekili heyeti ve Büyükelçi Romatet ile birlikte Cezayir’deki anma törenine katıldı. Fransız tarafı bu ziyaretle, uzun süredir gerilen diplomatik kanalları yeniden işletmek istediğini göstermiş oldu.

Katliamın yıl dönümünde

8 Mayıs 1945’te Fransa, Avrupa’da Nazi Almanyası’na karşı kazanılan zaferi kutlarken Cezayir’de bağımsızlık talebiyle sokağa çıkan Müslüman halka yönelik kanlı bir bastırma hareketi başlatılmıştı. Fransız ordusu ve yerel milislerin müdahalesinde binlerce Cezayirli öldürülmüştü.

Elysee Sarayı’nın açıklamasında “katliam” yerine daha yumuşak ifadeler kullanması, Fransa’nın sömürge geçmişiyle yüzleşme noktasındaki sınırlarını bir kez daha gösterdi. Buna rağmen bir Fransız hükümet yetkilisinin törene katılması ve büyükelçinin yeniden Cezayir’e dönmesi, Paris açısından krizi yumuşatma girişimi olarak kayda geçti.

Kriz Batı Sahra meselesiyle derinleşmişti

Fransa ile Cezayir arasındaki diplomatik kriz, özellikle Paris’in 2024’te Fas’ın Batı Sahra üzerindeki egemenlik tezine destek vermesiyle sertleşti. Cezayir, bu adımı kendi bölgesel pozisyonuna doğrudan müdahale olarak gördü. Ardından karşılıklı diplomatik hamleler, büyükelçilerin geri çağrılması, konsolosluk görevlileriyle ilgili krizler ve Fransa-Cezayir hattında tırmanan siyasi gerilim ilişkileri neredeyse donma noktasına taşıdı.

Kokuşmuş düzenin külleri: Afgan işçi Nourtani'nin ailesi perişan durumda
Kokuşmuş düzenin külleri: Afgan işçi Nourtani'nin ailesi perişan durumda
İçeriği Görüntüle

Fransa’nın Nisan 2025’te büyükelçisini geri çağırması, iki ülke arasındaki güvensizliğin açık göstergelerinden biri olmuştu. Şimdi aynı büyükelçinin yeniden Cezayir’e gönderilmesi, Paris’in Kuzey Afrika’daki nüfuz kaybını durdurma arayışının bir parçası olarak okunuyor.

Türkiye-Cezayir hattı

Fransa’nın bu hamlesinin, Cezayir Cumhurbaşkanı Abdülmecid Tebbun’un Ankara temaslarından hemen sonra gelmesi dikkatleri Türkiye-Cezayir yakınlaşmasına çevirdi. Ankara’da yapılan görüşmelerde iki ülke arasında yüksek düzeyli stratejik iş birliği mekanizması işletildi, çeşitli alanlarda anlaşmalar imzalandı ve ekonomik ilişkilerin geliştirilmesi vurgulandı.

Cezayir, enerji kaynakları, Akdeniz jeopolitiği, Afrika açılımı ve İslam dünyasındaki konumu itibarıyla Türkiye açısından stratejik bir ortaklık alanı oluşturuyor. Türkiye’nin Cezayir ile geliştirdiği ilişkiler, Fransa’nın eski sömürge havzasında alıştığı tek taraflı etki alanının zayıfladığını gösteriyor. Paris’in tam da bu dönemde Cezayir’e dönük yumuşama adımı atması, tesadüfî bir diplomatik jestten çok bölgesel güç dengelerindeki değişimin sonucu olarak görülüyor.

Paris eski nüfuzunu korumaya çalışıyor

Fransa, Cezayir üzerindeki tarihî, kültürel ve siyasi etkisini uzun yıllar boyunca sömürge geçmişinden devraldığı ağlar üzerinden sürdürmeye çalıştı. Ancak Cezayir’in son yıllarda Türkiye, Çin ve Rusya gibi aktörlerle ilişkilerini çeşitlendirmesi, Paris’in manevra alanını daraltıyor.

Bu tablo, Fransa’yı eski sömürgesiyle ilişkileri tamamen koparma lüksünden mahrum bırakıyor. Macron yönetiminin büyükelçiyi geri gönderme kararı, Cezayir’e duyulan tarihî yakınlıktan ziyade Fransa’nın Kuzey Afrika’daki stratejik gerilemesini durdurma çabası olarak öne çıkıyor.

Ankara’nın etkisi Paris’i harekete geçirdi

Türkiye-Cezayir ilişkilerinin son dönemde ulaştığı seviye, Akdeniz ve Afrika hattında yeni bir güç denklemine işaret ediyor. Ankara’nın Cezayir ile geliştirdiği siyasi, ekonomik ve stratejik temaslar, Fransa’nın bölgedeki geleneksel nüfuzunu sorgulanır hâle getiriyor.

Paris’in zeytin dalı, görünürde diplomatik normalleşme arayışı taşısa da zamanlaması itibarıyla daha geniş bir jeopolitik kaygıya dayanıyor. Fransa, Cezayir’i kaybetmenin Kuzey Afrika’daki varlığı açısından ağır sonuçlar doğuracağını görüyor. Türkiye’nin bölgede artan ağırlığı ise Paris’in bu hesabını daha da acil hâle getiriyor.