İslambol Yayınları’ndan çıkan ve Dr. Mahmut Hüdai Şentürk tarafından hazırlanan 720 sayfaya varan "Vahşî Sürgün" kitabı, asırlrca cihanı yöneten bir hanedanın, takvimler 1924 yılını gösterdiğinde 24 saatlik mühlet içinde vatanlarından koparılışını ve Avrupa’nın çeşitli noktalarında nihayete eren trajik hayatlarını sarsıcı belgelerle gün yüzüne çıkarıyor. Şehzade Mahmud Şevket Efendi’nin mektupları ve siyasi notları üzerinden kurgulanan eser, resmi tarihin tozlu perdelerini aralayarak hanedanın yarım asırlık "onur mücadelesini" ve bu süreçte Müslüman Anadolu halkına reva görülen sistematik tasfiyeyi deşifre ediyor.
Kitapta yer alan en acı vesikalardan biri, bir imparatorluğun varisi olan Şehzade Ahmet Nureddin Efendi’nin hikâyesidir. Avrupa sokaklarında açlık ve sefalet içinde, bir park bankasının üzerinde hayatını kaybetmesi, sürgünün insani "vahşetini" tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor. Yanlarına tek kuruş almalarına dahi izin verilmeyen hanedan üyelerinin, yabancı diyarlarda dinlerini ve dillerini kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kalarak eriyip gidişi, bir "nesil soykırımı" olarak niteleniyor. 13 aylık bebeklerin dahi hudut dışına sürülmesindeki dinmek bilmeyen öfke, cumhuriyetin laik hükümetinin Müslüman Anadolu insanının ruh köküne sapladığı bir hançer olarak tarif ediliyor.
Eserin en çarpıcı bölümlerinden birini, Fransız Büyükelçiliği’nin Şehzade Mahmud Şevket Efendi ve ailesine yönelik gösterdiği vefa oluşturuyor. Kendi topraklarından ve hatta Mısır’dan dahi kovulan hanedan üyelerini kucaklayan Fransız diplomatının, "Kanunî Sultan Süleyman zamanında bizim krallığımızı kurtarmıştı, şimdi biz size büyük borçlarımızı ödüyoruz" diyerek aileye pasaport vermesi, tarihin en büyük trajedilerinden biri olarak okuyucuya sunuluyor. Kendi vatanında "istenmeyen" ilan edilenlerin, asırlar önceki bir vefanın gölgesinde hayata tutunmaya çalışması, sürgünün arka planındaki emelleri sorgulatıyor.
Kitap, 1952 ve 1974 yıllarındaki geri dönüş izinlerine dair yürütülen tartışmalara Şehzade Ali Vasıp Efendi’nin onurlu duruşuyla son noktayı koyuyor. Vatan hasretine rağmen geri dönüş için sunulan "af" kelimesini reddeden Şehzade’nin, "Af suçlular içindir, biz suç işlemedik! Bu kelime altında vatanımıza dönmeyiz" şeklindeki çıkışı, eserin en etkileyici sahnelerinden birini oluşturuyor. Ayrıca dönmek isteyenlerden talep edilen "Türkçe sınavı" ve "sağlık raporu" gibi aşağılayıcı şartların, bir zamanlar bu toprakların sahibi olan insanları nasıl incittiği ilk kez bu kadar net bir dille aktarılıyor.
Sadece bir hanedanın dramı değil, aynı zamanda resmi tarihin ezberci zihniyetine karşı üzeri örtülen yakın tarih muhasebesine de yer veren eserde; Cumhuriyet’in kuruluş dönemindeki devrimlerin Fransız İhtilâli’nden çok daha sert geçtiği ve "tek adam" rejiminin Müslümanlara yönelik baskısını da anlatıyor. "Lozan’da Sahnelenen Rezil Tiyatro", "İslam ile Aldatma" ve "Hangi M. Kemal?" gibi başlıklar altında toplanan notlar, hanedan tasfiyesinin aslında İslâm medeniyetini Anadolu’dan kazıma projesinin bir parçası olduğunu kanıtlıyor. 720 sayfaya varan bu eser, sahte kahramanlık anlatılarıyla hesaplaşmak ve tarihin kayıtlarda kalan sessiz çığlığını duymak isteyenler için bir başvuru kaynağıdır.




